[dropcap]G[/dropcap]ustav Klimt’in Adele Bloch-Bauer I isimli tablosu kendisine ödenen 135 milyon dolar ile zamanında bir sanat eserine ödenen en yüksek meblağ olmuştu. Viyanalı bir şeker tüccarının karısının, yine zamanında bir seks makinesi gibi gezen Klimt’e aylarca poz vermesinin yarattığı fısıltılar tahmin edilebilir kuşkusuz. Resme poz veren Adele 1925’te öldü. Ne Nazilerin Avusturya’yı işgal edip başta Klimt olmak üzere sanat eserlerini çaldıklarını gördü, ne kocasının 1938’de işgalin hemen sonrasında resimleri ardında bırakıp İsviçre’ye kaçtığını ve orada öldüğünü.

Viyana, 2012 yılını Gustav Klimt’in 150. doğum yılı olarak kutluyor. Dolayısıyla, Nazilerin sanat hırsızlığının timsali olan Klimt tablosunu çalmaları da tekrar hatırlanıyor. Klimt’in mirasçıları ABD’ye kaçmaları sonrasında açtıkları uluslar arası davalarla tabloyu Berlin Müzesi’nden geri almayı başarmış olsalar da, Nazi işgali sırasında tüm Avrupa’nın sanat eserlerinin %20’sinin Nazilerce çalındığı düşünüldüğünde, mevzunun nihayete ermediği anlaşılabilir. Birçok eser hala saklanıyor, Nazi subayların akrabalarının evlerinde, kişisel koleksiyonlarda gizleniyor. Bulunan Klimt eserlerinin şansı, kamuya açık müzelerde sergileniyor olmasıydı.

Klimt tablolarına konu olan, çoğunluğu Yahudi kadınların çeşitli hikayeleri var. Katolik Klimt’i babası olarak niteleyip kurtulanlar, Klimt’e poz vermiş ve evlenip Yahudi olmuş, ailelerini bırakmak istemedikleri için kendi istekleriyle çalışma kamplarına gönderilip bir daha geri dönmeyenler…

Adele Bloch-Bauer portesi ise, Hitler’in ve Nazilerin Klimt’e özel ilgileri neticesinde, bir nevi karşı propaganda aracı olarak “Altınlar içindeki kadın” diye adlandırılmış. Adele Bloch-Bauer, dönemin yahudi entelijensiyasının önde gelen isimlerinden, şehre yolu düşmüş Mark Twain[1. O dönemde, yahudilerle yakın  ilişkiler nedeniyle Yahudi Mark Twain ismi verilmişti.]  için şarkı yazan bir arkadaş grubundan bir isimdi. Naziler, resmin isminde Adele’nin soyadını atarak yahudi köklerinden “arındırıp” bir de üzerine, 1940’lı yıllarda Viyana’da değiştirilmiş ismiyle bir sergide yer vermişlerdi.

Klimt’in eleştiri aldığı konulardan biri, kadınları birer seks nesnesi olarak, pasif birer oyunca gibi resmettiği üzerineydi. Seks fantezilerini yansıtan biri olarak eleştiriliyordu.

Öte yandan, Klimt’in sermayeye ilişkin de ilginç düşünceleri vardı. Klimt’e göre aşırı zengin olmak çirkin, estetiği olmyan bir durumdu ve herkes parasını özgür harcasaydı, yeryüzünde ekonomik sıkıntı çeken insanlar olmazdı.

Klimt’in Adele’yi resmetesi de sıradışıydı. Toplamda tamamlanması dört yılı bulan portrenin ikincisi de yapılmıştı. Klimt başka hiçbir kadını iki kez resmetmedi ve yüzlerce deneme çizimi yaptığı Adele kadar hiçbir kadına zaman ve dikkat ayırmadı.

Adele’nin portresinin hikayesi The Rape of Europa ve Adele’s Wish gibi belgesellere konu oldu.

Avusturya’nın, Klimt’in 150. doğum yılı nedeniyle çıkardığı altın paraların bir yüzünde Klimt’in, diğer yüzünde Adele’nin olmasının anlamı bu nedenlerle öne çıkıyor: faşizm sanata düşman, insana düşman.

[divider style=”dashed”]