[intense_lead font_color=”616161″]
Gülşah Erol’a [Websitesi] ilk kez, yıllar önce, sözsüz ses gruplarından On Your Horizon ve Kafabindünya’nın konserinde rastlamıştık. İlerleyen yıllarda, çeşitli proje ve gruplarla, üretken bir dönemini uzaktan izledik. Şu an kapanmış Radiofil Sahne’de Yekpare adıyla birkaç kişiye verdikleri ulvi konserin etkisi uzun sürmüştü. Erman Akçay, kendisiyle konuştu, doğaçlamaya el veren, nefes ile el işçiliğini birleştiren, çellosuyla şehrin yayılıp nefes kestiği ağaçların, kuşların gerginliğini, unutulmuşa benzeyen doğanın o kendine özgü rahatlığının etkisindeki müzisyenliğini dinledi. – F!

[/intense_lead]

[Erman Akçay] Bizlere biraz doğaçlamadan bahsedebilir misin? Son zamanlarda bu alanda birçok konser düzenleniyor, müzisyenleri bu tip bir dışa vuruma iten sence nedir?

[Gülşah Erol] Özgür doğaçlama’dan bahsetmeden önce aslında doğaçlamanın en saf haline bir dokunmamız lazım.  Nasıl bir düşünce ve hisle doğdu. Çok çeşitli üsluplar var, hemen hemen hepsi de coğrafi bölgelerle bağlantılı ve ayrı havalarıyla tanınırlar. Eski dönem kayıtlarını incelediğimde bunun en başta kendini ifade etmenin en saf biçimi olduğunu görüyorum. Besteci veya müzisyen kavramlarının daha oluşmadığı bu evrende nasıl doğdu doğaçlama, bunu en iyi anlama biçimi benim içimde doğma biçimi. Ruhu serbest bırakmak. Her doğaçlamanın farklı bir üslubu, değişik bir tınısı var,  yapmamız gereken, normalde yaptığımız gibi o tınıya kendimizi vermek olmalı ve an içinde ritmin veya notaların bilinen olmasının bir önemi yok, önemsenmesi gereken ruhunun yeni olduğunu bilmek. Bu doğaçlamayı algılamak sürekli gelişmenin ve değişmenin bir adımı.  Özgür doğaçlama,  klasik batı müziğinin temel öğeleri olan armoni, melodi ve ritmin kullanımını reddeden bir forma sahip.  Bu öğelerden ayrıştığında öne çıkan müzikal dokular oluyor. Örneğin; notalar dışında enstrümanların sınırlarını zorlayarak, keşfedilmiş yeni seslerin kullanılması. Bu enstrüman insan sesi de olabilir.  Serbest doğaçlama kendi kuralları içerisinde sınırsız olan ve arada da türsel doğaçlamalara izin veren bir yapıya sahip.  Sınırlarının olma sebebi ise doğuşundan geliyor. Müziği öğrenmenin ve anlamanın özünde enstrümana dokunmak, o enstrümanı tanımak ve o enstrümanı çalmak yatıyor. Dolayısıyla özgür doğaçlama, her türlü kalıbı reddederek yerine insanın özünde yatan öğrenilmemiş hissi ortaya çıkarıyor. Yapılan müziğin bir tekrarı yoktur ve yapılan şey anlık bestedir. Dolayısıyla böyle bir şeyin tanığı olmak, yeni doğan bir çocuğun doğumuna tanık olmak gibi. Ne olabileceğini ve ne hissedilebileceğini daha önceden kestiremediğiniz bu müziğin yapılma anında bilmeniz gereken o müziğin büyük bir parçası olduğunuzdur.

Gülşah Erol 2

Çoğumuz seni Mutrib grubu ile tanıdı fakat birçok farklı projede yer alıyor, farklı müzisyenlerle değişik işler yapıyorsun. Senin açından hangisi daha doyurucu?

Aslında en çok zevk aldığım doğaçlama topluluklarında yer almak veya daha önce karşılaşmadığım ve dinleme fırsatımın dahi olmadığı farklı tarzlarda müzik yapan müzisyenlerle doğaçlama seansları çok hoşuma gidiyor. Yeni bir yüzle karşılaşmak, yeni bir müzik ve yeni bir ruh ile bir olmak, bütün olmaya çalışmak benim için çok keyifli.

Afrika müzikleri gibi yerel müzikler hakkında neler düşünüyorsun? Müzik, ritüel ve dans senin için ne ölçüde önemli ve bu günümüzde ne ölçüde yaşanıyor?

Afrika’ya gitmeyi çok istiyorum ve oranın yerli kabileleriyle doğaçlamayı deneyimlemek büyük bir heyecan benim için. Çünkü doğaçlama bir süre sonra bir trans hali ve orada yaşayacağım bu deneyimin bana neler hissettireceği mühim. Afrika’da kendi hayatımda deneyimlediğim her şeyden farklı daha doğal bir yaşam biçimi var. Belirli zamanlarda yapılan törenler, müzikler ve danslar dünya’ya, evrene, tabiat anaya, kendilerine, tanrılarına bir hediye gibi. Sahip oldukları her şeye duydukları bir minnet borcu gibi.  Bunun içinde olabilmek insan ruhuna özellikle bizim gibi şehirde yaşayan insanlara önemli bir takım bakış açıları sunuyor olmalı. Bunu oraya gittikten sonra tekrar sor bana. Fakat onları uzaktan da olsa hissedebildiğimi biliyorum. İçinde bulundukları fakirliğe rağmen yaşamı müzik ve dansla kucaklıyor olmaları ve enerjilerini bu yönde kullanmaları başlı başına şehir hayatının koşuşturmasına kendini kaptırmış bir çok insan için ilginç bir örnek. Çok fazla ders çıkarılır buradan. Yani acayip bir dünya orası ve çok gerçek.

Gülşah Erol 3

Çello popüler bir enstrüman değil fakat sen bir şekilde popülerliği yakaladın, bunu neye bağlıyorsun?

Çok çalışıyorum ve zaman içinde kendimi en iyi ifade edebileceğim hedefler belirliyorum. Müziğe aşığım, enstrümanıma aşığım ve beni çeken, çağıran, yakalayan güzel şeylerin içinde olmak istiyorum. Tanımak, anlamak ve dinlemek isteyenlerin çoğalıyor olması ise beni çok mutlu ediyor ve daha farklı, güzel, yeni şeyler yapmam için motive oluyorum.

Gülşah Erol 4

Müzik piyasası hakkında neler söylemek istersin? Seni rahatsız eden koşullar var mı?

Emeğe saygı günümüzde büyük önem teşkil ediyor ve kapitalist bir düzen içinde kendi değer yargılarımızı korumaya çalışıyoruz. Birlik içinde, bütün olabilmeyi ve farklılıkları kabul edebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Eklemek istediğin şeyler varsa…

Ben merkezli bir yaşamdan çok kardeşlik, dostluk ve aile kavramlarını aşırı önemsiyorum. Yardımlaşmayı, sevgi paylaşımını, saygıyla yaşayabilmeyi istiyorum. Niyetlerimizin iyi olmasını dilediğim bir dönemdeyim. Yaşayan her canlıyla iletişimde olabilmek ve onları görmezden gelmediğimiz günlerimiz daha çok olsun.

Gülşah Erol 5


Gülşah Erol – Once There was a King  – [audiotube id=”QpDTBsViDBY” size=”medium”]

Mutrib – İsimsiz – [audiotube id=”TZkZr0Q_TEs” size=”medium”]