Godspeed You! Black Emperor played in a neo-liberal circus called Zorlu Center in Istanbul. As we prefer to carry their shame (if they do feel shame like us), here is the bootleg from the night. We were few but we were endless.

Sound recording and photography: Arkuru

  • Hope Drone
  • Moya
  • Peasantry or ‘Light! Inside of Light!’Lambs’ Breath
  • Asunder, Sweet
  • Piss Crowns Are Trebled
  • (New Song) – Buildings
  • The Sad Mafioso

Faşizme kayan Mahir Çayan ya da kentsel dönüşümde yıkılan binaları gülle donatmak

ilk ses sözsüz geldi. ünlemin yeri değişti yıllar sonra. kadıköy’de loş ışıkların sigara dumanıyla iyice karardığı meyhanenin birinde godspeed you! black emperor paris konseri ve deli gibi yağan yağmur hakkında dile gelen iri yarı adamlar, tek büfe çizburgerlerini tüketirken sessizleşiyordu.

sokak hızla tenhalaşıyordu.

aslında olacakları görmüştük. yeraltı diye bir komünite varsa, onun en popüler mekanlarının birinde elindeki plağı sallayarak godspeed you! black emperor türkiye’ye geliyormuş! diye haykırdı gençten, kirli sakallı bir adam.

mucizeleri metanetle karşılamaya alışkın atalarımın sesiyle gülümsedim. 2007 yılındaydık ve gökyüzünden bok yağıyor, insanlar sapır sapır ölüyordu. “on sene önce olmasın o?” mesihin geleceğine inanmış gözüken kirli sakallı genç, “geliyorlar, onlar ya da benzerleri” diye haykırıp, elle yaptığı t-shirtün üzerinde çalışmaya devam etti.

tüm bunlar yazın habercisi ılık bir bahar akşamı oldu. sonra yaz geçti. (hep geçer.) sonbaharda üşüdük. (hep üşürüz.) kış geldi. (hep gelsin.) mesih gelmedi tabii. onun yerine wikipedia’da post rock üzerine bir madde içerik zenginliğiyle dolup taşarken, kafalar post rock’ın gerekli olup olmaması ya da pendik minibüsünde çalacak olan cul de sac’dan ne derece heyecan duyulucağına geldi.

şöför para üstünü uzatmadı. ben de fazla uzatmadım. her yerde ibranice işaretler görüyordum ve aslında hepsinin kökeninde bir elveda vardı. godspeed kuşkusuz anarşist bir komün değildi ve sesi daha güzel olanlar vardı. ancak sözsüz sese doğru yönelen kitle sessizliğin de değerini veriyordu.

böyle geldi rock müziğin sonu. lafta tabii. asıl amaçtan sapılmış tüm dinler gibi, rock enstrümanlarıyla rock olmayan bir musikiye gidilecekken, rock olmayan enstrümanlarla rock yapanlar unutuldu ve bir kısım insan kendilerini kuzey müziğiyle uyuklamaya bıraktılar. sonuçta ne dediği anlaşılmayan fısıltılarıyla bir güruh kapladı ortalığı. oysa hepsi tövbe etmiş ve kendilerini yeni insan, yeni ruha bırakmıştı. yine de eski alışkanlıklarını bırakmayan kitle hep bir ağızdan fısıldayarak gürültü yarattı. gürültüden kaos oldu. kaos gökyüzünde patlamalara neden oldu. dur-patla-dur-patla ritmiyle giden müzisyenleri de içine alan süregiden patlamalar sonunda bildiğimiz dünya şekilde ve ruhta bozuldu, yamuldu, ses örgüsü dağıldı ve küçüldü, küçüldü, küçüldü, bir nokta oldu. arkası sessizlikti.

tüm bunlar all lights fucked on the hairy amp drooling öncesindeydi. ötesi ölümlü uydurmasıdır.


 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page