ekitap

[av_dropcap1]Y[/av_dropcap1]ine bir ‘basılı kitaplar e-kitapları döver’ yazısı daha gördüm ve artık bu konuda bir şeyler yazmaya karar verdim. Her ne kadar basılı kitapları da seviyor ve okumaktan büyük bir zevk alıyor olsam da bu nostalji sevdalılarının komik ve saldırgan yazılarından bıkmaya başladım.

Bir gazetenin edebiyat ve yayıncılık üzerine hazırlanmış köşesinde böyle hit toplamak için yazılmış ve tamamen dayanaksız bir yazı görmek insanı elbette hayal kırıklığına uğratıyor. Benim gibi bu konularda gerçekten olan bitenleri takip etmek ve doyurucu yorumlar okumak isteyenlerle dalga geçiyorlarmış gibi hissediyorum. İşin kötüsü, bu durum bir salgına dönüşmeye başladı. Edebiyat ve yayıncılık üzerine yoğunlaşan birçok yerde bu tarz içi boş ve tamamen tıklanma sayısını arttırmak üzerine hazırlanmış içerik bulmak mümkün. Tüm bunlar olurken elbette bu konularda güncel haberleri ve tartışmaları Türkçe olarak takip etmek imkansızlaşıyor.

Bu konuyu daha detaylı bir şekilde, başka bir yazıda tartışacağım için şimdilik atlıyorum.

* * *

E-kitaplara karşı gelişen bu tepkinin altında aslında daha büyük bir sorun yatıyor. Bu sorun sadece yayıncılık dünyasında değil, hemen hemen her konuda karşımıza çıkıyor ve dahil olduğu her alanda tartışmayı ve fikirleri geliştirmeyi engelleyici bir rol üstleniyor. Gelecek korkusu dediğim bu sorunu tanımakta fayda var.

Gelecek korkusu, en basit hâliyle gelecekten ve yeniden korkup geçmişe sarılma eylemine verilen isim. Bu korku genellikle yeni ve farklı bir şeyle karşılaşıldığı zaman ne yapacağını bilememekten ya da alışkanlıklarına zarar gelmesini istememekten kaynaklanıyor. Yeni bir icat, yeni bir fikir, yeni bir eylem ya da yeni bir hayat bile bu korkunun ortaya çıkmasına yol açabiliyor.

Bu korkuya insanların alışkanlıklarından vazgeçmek istememesi ve kendi yaptıklarının en iyisi olduğunu düşünmeleri neden oluyor. Daha kaba bir tabirle söylemek gerekirse tembellik bu korkunun en büyük sebebi. Çünkü yeniyle birlikte bir şeyler öğrenmek, bir şeyleri değiştirmek gerekiyor ve bunu yapmak için güç harcamanız lazım. İnsanlar bunu yapmaktan korktukları için de gelecekten korkuyor, eskiyi aşkla savunmayı tercih ediyorlar.

Bu korkunun en sık kendini gösterdiği iki yoldan birisi yukarıda verdiğim örnek. Bu örnekte genellikle daha sevimli bir yöntem seçiliyor ve eskiyi güzel, hoş ve daha iyi göstermek için çaba gösteriliyor. Nostaljiyi öve öve bitiremeyenler ya da böyle eski icatlara övgüler düzenler bu grubun en bilinen örnekleri.

İkinci grup bu yazıda pek değinmeyeceğim bir grup ama bunların temel özellikleri siyasi ve toplumsal yaşamda eskiye takıntılı olmaları ve eskiyi geri getirmek için ‘her şeyi’ yapabilecek kadar gözü kara olmaları.

İlk grup maalesef birçok alanda karşımıza çıkıyor ve susmak bilmiyorlar. Korkularını yenmek ve kendilerini yeniye karşı ‘güvende’ hissetmek için seslerini yükseltmenin ve eskiyi her fırsatta övmenin tek yol olduğunu düşünüyorlar. Bu insanlarla normal bir tartışma yapmanın da imkanı yok maalesef. Fanatik tavırları yüzünden her an saldırganlaşabiliyor ve tartışmayı can sıkıcı bir hâle getirebiliyorlar. Bu korkuları kendilerinden çok diğer insanlara zarar verdiği için çoğu zaman durumlarının farkında bile olmuyor ve kendilerini haklı zannediyorlar. Olan benim gibi insanların sinirlerine ve boşa giden vaktine oluyor.1

E-kitapların yaşadığı sıkıntının sebebi de bu korku aslında. İnsanlar alışkanlıklarından kopmak istemiyor. Yeni bir şeyler öğrenmek onlar için zor geliyor. Azınlıkta olan bir kesim de, elindeki ya da kitaplığındaki kitabıyla artık hava atamayacağı için korkuyor. Kendileri için kutsal kabul ettikleri mekanları kaybetmek istemiyorlar. Edebiyatın, kitapların herkes için ulaşılabilir olmasını istemiyorlar. Kurdukları yapının yıkılmasını istemiyorlar, çünkü her şeylerini o yapıya bağlamış durumdalar.

Bağımlılığın kötü bir şey olduğunu söylerler ya, böyle durumlarda çok daha iyi anlaşılıyor sebebi. İnsanlar kendilerini bağladıkları şeyi kaybetmekten ve yeni bir şeyi öğrenmek zorunda kalmaktan böyle korkuyorlar.

* * *

[av_font_icon color=”” icon=”182″ size=”40px” position=”left” link=”” linktarget=”no”]Şimdi bu yazının klavyemden çıkmasına neden olan yazıyı inceleyelim. Yazının başlığı, “Gerçek Kitabı E-kitaptan Daha İyi Yapan 10 Şey”. Başlık bile yazarın bakışını yansıtmaya yetiyor. Ona göre e-kitaplar ‘gerçek’ değil; sahte şeyler, kitap bile değiller hatta. Buna nasıl ya da neye göre karar verdiklerini çok merak ediyorum.

Yazı Radikal’in Kitap kısmında yayınlanan bir çeviri ve meşhur Buzzfeed’den alınmış2. Buzzfeed yazarlarının bu tarz listeler yaparken nasıl fanatikleştiğini ve sadece hit toplamak için bu holiganlığı yaptığı hemen herkesin bildiği bir şey. Anlaşılan bu yazıyı çeviren ve yayınlanmasına karar verenler de aynı dertleri taşıyordu. Bu yazıyı seçmemin sebebi de bu aslında, nostalji süsü altındaki gelecek korkusunun gözü kara bir örneğini temsil ediyor.

ekitap2

Şimdi yazıdaki 10 maddeyi tek tek ele alacağım.

1) Banyoda kitap okumak kadar absürd bir örneği seçmek zaten komik. Tıpkı basılı bir kitabın suya aşırı dayanıklı olduğunu düşünmek gibi. Mürekkebin akması, sayfaların dağılması veya yırtılması o kitabı okunmaz hâle getirmeye yetecektir. Ancak illa banyoda e-kitap okumak isterseniz, okuyucunuza bir su geçirmez kılıf alarak sorunu çözebilirsiniz.

2) E-kitaplarınızı da uçakta okuyabilirsiniz. Her ne kadar çoğu insan bilmiyormuş numarası yapsa da e-kitap okuyucuların uçuş modu mevcut ve bu mod kalkışlar ve inişler esnasında da sorunu çözmeye yetiyor (en azından deneyenler öyle söylüyor).

3) Kindle ve Nook gibi birçok e-kitap okuyucu da e-ink sayesinde güneşte okunabiliyor. Hatta e-ink dediğimiz ekran teknolojisinin olmadığı e-kitap okuyucu sayısı yok denecek kadar az. Bu maddeyi de pas geçiyoruz.

4) Kitaplığımı düzenlemeyi, onları yerleştirip sıraya koymayı ben de seviyorum ama e-kitapların özelliği de bu zaten. Çok büyük kitapların bile mümkün olduğunca az yer kaplamasını ve onları istediğiniz yere götürebilmenizi sağlamak. Bir yerlere gideceğiniz zaman çantanıza tüm kitaplığı sığdıramazsınız ama bir e-kitap okuyucuya raflar dolusu kitap koyup çantanıza atabilirsiniz.

5) Baştan sona romantik ve duygusal bir madde. Buna bir cevap veremem.

6) Beşinci maddeyle aynı durum söz konusu.

7) Maalesef yine romantik bir madde.

8) Benim için ikisi de aynı keyfi veriyor mesela, şimdi ne yapacağız?

9) Bu madde tamamen mantıksız. Kimse kitabı basan matbaanın ya da kitap kağıdı markasının dövmesini yaptırmıyor, bu yüzden bir e-kitap okuyucunun dövmesini asla göremiyoruz. Ama e-kitap okuyucudan okuduğu bir kitabı beğenip ondan dövme ilhamı alan insanlar var.

10) Kağıt kalemin de asla şarjı bitmiyor ama bu yazıyı yazan, çeviren ve yayınlayan herkes bilgisayar kullanıyor yazmak için. Ne ilginç değil mi?

Listenin durumu bu ve buna rağmen kesin bir şekilde ‘gerçek’ kitabın daha iyi olduğuna karar vermişler. Baştan sona taraflı bir listeye zaten başka türlü bir kapanış beklemiyordum. E-kitapların kağıt ve ağaç konusunda yarattığı tasaruf, yeni çıkan kitapların dünyanın neresinde olursanız olun anında elinizde olabilmesi, yollardayken çantanızdaki yükün azalmasını sağlaması, istediğiniz kadar not alsanız da istediğiniz zaman sayfaları tertemiz olarak okuyabilme imkanı sağlaması gibi birçok avantajı da var. Ama dediğim gibi tamamen taraf tutma ve ‘galip gelme’ derdiyle yazılmış bir yazı olduğundan bunlardan hiç bahsedilmiyor.

* * *

Sorun şu ki, bu gelecek korkusu, hayatın her yerine bulaşan ve yakamızı bırakmayan bir hastalık olma yolunda gidiyor. Birçoğunuza zararsız ve sevimli görünse de, bu durum gelişimi ve ilerlemeyi engelleyen bir hâl almaya başladı. Yayıncılık dünyasının romantizmi bunun en güzel örneği. Türkiye’de yayıncılık eğer gerçekten gelişmek ve günümüzü yakalamak istiyorsa bu hastalıktan bir an önce kurtulmak zorunda. Yoksa kendi kum havuzlarında oynayıp ardından da “Neden yerimizde sayıyoruz ki?” diye anlamsız sorular sormaya devam ederler.

Şimdi izniniz varsa biraz sahte kitap okumaya gidiyorum.

  1. ‘Gelecek korkusu’ konusunu ileride daha detaylı olarak yazmaya niyetim var. Biraz daha detaylandırmaya ihtiyacım var sadece.
  2. Barış’ın ben bu yazıyı tamamlarken yazdığı blog postundan öğrendim ki aynı yazıyı Notosoloji de yayınlamış. Salgın tanımlamamın ne kadar haklı olduğunun bir kanıtı daha.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page