[dropcap size=big]H[/dropcap]asanpaşa Gazhanesi, Kadıköy ve çevresinin havagazı imtiyazının 1891 yılında 50 yıllığına Parisli mühendis C. George’a verilmesinin ardından 1892 yılında hizmete girdi. Çeşitli el değiştirmeler, millileştirme ve hükümet tarafından satınalınma hikayelerinin ardından 1957 yılında yenilendi ve tüm Anadolu Yakasının gaz ihtiyacını (hatta fazlasını da) üretir oldu. İlerleyen yıllarda, havagazına talep olmayınca, 1993 yılında Gazhane faaliyetlerine son verildi.

Son yıllarda, çeşitli kültür sanat faaliyetlerinde kullanılan Gazhane için restorasyon ihalesi de İBB’nin içinde bulunduğu karmaşık bir olaylar silsilesini barınıdırıyor. Koruma altına alınmış olsa da Gazhane’de granit kırms vs gibi çeşitli işlerin yaptırıldığı biliniyor.

2008 yılında, Kadıköy’ün kardeş kenti Berlin-Kreuzberg’den iki Alman punk sanatçının da yakınlarında kaldıkları hostelle varlığını keşfedip punk gruplarının çıkmasına aracılık ettikleri punk konserleri, belki de Türkiye’de halk ile punk’ın gerçek anlamda sıcak temasının gerçekleştiği ilk etkinlikti. Çevre halkının da katıldığı punk konserlerinde, bir aşk ve nefret ilişkisinin yarattığı kıvılcım aşikar. Çıkış yaptığı ülkelerde alt sınıfların politik sözü olan punk’ın Türkiye’de yeteri kadar zemin bulamamasının bir aynası olan bu olaya, kayıtlara geçsin diye yer vermek istedik.

Aşağıdaki metinler, SBT fanzinin birinci ve ikinci sayısından çok az editlenerek aktarılıyor. Görseller ise burada ilk kez yer alıyor. Metinler ve görselleri temin eden Sezgin Şahin’e, görsellerin sahibi Taylan Alp Mühür’e ve Your kingdom is doomed grubundan Burak Burhan’a teşekkür ederiz.

Futuristika!

[sws_divider_line]

Yer: Gazhane (İstanbul)

Tarih: 10 Ekim 2008

İçerik: You Name It I Hate It, Circuits Made Flesh, Alevli Kızlar, Yerel Halk, Truth We Defend, Kaos

Gazhane, Hasanpaşa taraflarında, Universal Hospital’in tam karşısında kala, 1890 civarında hizmete girip, 1993’te işi bitirilen bir gaz fabrikası. Tabii şimdiki hali yıkık dökük bir fabrika ama tam squat tarzı bir yer. Odaları ve çatısı olmayan bir squat sayılır çünkü fabrika, içinde yaşamaya müsait değil.

Mekana beş altı gündür gidip geldiğimizden dolayı ortamdaki gavur ellerden punk & crustie’lerle muhabbetimiz vardı, mekanı da benimsemiştik. İçeri girer girmez Kanadalı arkadaşları bulup biraz lafladık, daha sonra You Name It I Hate It çalmaya başladı. Sahne falan yoktu, sadece çalan grupları yağmurdan koruma amacıyla üstlerine bir branda açılmıştı, o kadar. Y.N.I.I.H.I. çalarken “yerel halk” davulun yan tarafında acayip, ilginç dans figürleri sergiliyorlardı. Sonra arkadaş ve ben pogo yapmaya başlayınca yerel halktan birisi zile çarptı ve W’nun kafası yarıldı, W tıpkı GG Allin gibi devam etti çalmaya, yarılan yere yara bandı yapıştırarak! Y.N.I.I.H.I. 10 dakika civarı çaldıktan sonra Circuits Made Flesh başladı. Screamo diyorlar sanırım bu olaya, melodileri falan başarılı, tutuyorum gayet. Onlar da iki şarkı çaldıktan sonra ecnebi kızlar ellerindeki alev toplarıyla dans edip bişeyler yapmaya başladılar. Benzin kokusundan ve alevden gözlerim yandığı için sırtımı döndüm ve bira içip muhabbete daldım.

Bu ecnebi kızlar ateş gösterisine devam ederken Truth We Defend çalmaya başladı. Başlar başlamaz X isimli şahıs “TRUTH WE DEFEND ALLAH SİKER” diye bağırdı ve olaylar gelişti.

Önce Fikirtepeli birkaç kişi, ateş şovu devam ederken hızlı, pis müzik çalmasının terbiyesizlik olduğundan bahsetti. Sonra X’in dediğini duydular ve TWD ikinci şarkısını yarıda kesti ve konseri bıraktı. Zaten devam etme olasılıkları da çok düşük görünüyordu.

Fikirtepeli kalabalığın tepkisi şu yöndeydi: “Abi allah bu ya, koskoca Allah, allah sikilir mi lan?” QW: Anası değil, bacısı değil, ne kızıyo abi bu kadar? T: This is punk rock, it is supposed to be provacative!

Belediyenin mekanda bulunma sebebini anlatmamdan sonra Amerikalı crustie şöyle bağırıyordu: Fuck government council, fuck security, fuck the pigs, fuck the fascists, let’s go check outside if they’re waiting for us! (Belediyeyi sikeyim, güvenliği sikeyim, faşistleri domuzları sikeyim. Çıkışta mevzu var mı diye bakalım!)

İstanbul’un son yıllarda yaşadığı en punk geceydi, sonradan aldığımız duyumlara göre bazı güvenlik görevlileri türkiyeli punklardan dayak yemiş. Biz de barikatlara işerken gecekondu tarafından taşa tutulduk.

SEZGİN ŞAHİN

[sws_divider_line]

Kadıköy’deki Gazhane’yi bulmamız pek de kolay olmadı ama çabalarımıza değdiğini söyleyebilirim. Uluslararası bir kültür-sanat topluluğunun düzenlediği çeşitli etkinliklere bir süredir ev sahipliği yapmakta olan bu ilginç mekana üç tane yerel grubumuzun konserini izlemek için gelmiştik. Yani Truth We Defend, You Name It I Hate It ve Circuits Made Flesh. Truth We Defend’i daha önce elbette dinlemiştim, diğer iki grubun ise varlığından haberdar olmama rağmen onların henüz tadına bakamamıştım. Gazhane’nin fotoğraflarını bu Berlin çıkışlı kültür-sanat topluluğunun sitesinde görür görmez vurulmuştum. Batı ülkelerindeki squata dönüştürülen o yıkık dökük büyük binalara benziyordu. Böylesi bir ortamda hardcore/punk konseri izlemek güzel bir tecrübe olacaktı.

Kadıköy’de vapurdan indik ve uzun bir yürüyüşten sonra Hasanpaşa’daki eski bir gaz fabrikası olan Gazhane’yi bulduk. Kapıdan içeri girer girmez içimizi büyük bir merak ve heyecan kapladı, çünkü mekan sahiden farklıydı ve akşamın karanlığı bunu daha da pekiştiriyordu. Fabrikanın yıkık dökük grotesk kalıntıları arasındaki yoldan yürüyüp, etrafımıza meraklı gözlerle bakıp, ortamı içimize sindirip ona adapte olmaya çalışırken sol taraftaki bir köşede dikilen punkları gördük. Aralarında tanıdıklarımız olduğu için o tarafa yöneldik ve onlarla sohbete daldık. Yurtdışındaki herhangi bir squatı görünüm ve insan tipolojisi olarak aratmayacak bu harabe bina köşesi küçük bir sahneye dönüştürülmüştü. Yabancı olduğunu anladığım ve sayıca kalabalık olan hardcore/crusty kişiler ise belli ki, buradaki toplulukla birlikteydiler.

Derken, ortamı bir süre kokladıktan sonra biralarımızı almak için mekandan dışarı çıktık. Döndüğümüzde o köşedeki yerli, yabancı punk/hardcore/crusty insan topluluğunun sayısı artmıştı. T.W.D.’nin davulcusu Uğur ile konuştuğumda bas konusunda bir sorun yaşadıklarını ve üç grubun da basçı olmadan çıkacağını söyledi. Sonradan vokalin gitar amfisine bağlanacağını da görecektim. Ama bunların hiçbirinin önemi yoktu, çünkü öylesine punk bir ortam yaratılmıştı ve kitle de o kadar uygundu ki, güzel vakit geçireceğimden emindim. Kitle demişken, punkların arasında Gazhane’nin bulunduğu mahallenin sakinleri de vardı. Mahallelerinde üç haftadır süregelen bu çeşitli kültür-sanat etkinliklerini elbette merak etmiş ve gelip bir gözatmak istemişlerdi. Bu etkinliklerin böylesi gelir seviyesi düşük bir semtte (Hasanpaşa) düzenlenmesinin amacı bu insanları kültüre ve sanata teşvik etmektir herhalde diye düşündüm. Bizim yerel hardcore/punk grupları da etkinliklerin bir parçası olmak için buraya davet edilmişlerdi. Bir sürü punkın arasında halkı görmek hem garipti, hem de alışılmışın dışındaydı. “Olsun yaw, onlar da hardcore un, punk ın ne olduğunu görürler işte…” diye içimden geçirdim.

Mekanı şöyle bir keşfetmek için biralarımız ellerimizde yürüyüşe çıktık. Gerçekten büyük bir alan üzerine kuruluydu ve her köşede irili ufaklı fabrika kalıntıları vardı. Yabancı topluluk ise mekana gayet iyi adapte olmuş gibi görünüyordu. Her köşeyi, her kalıntıyı çok iyi kullanmışlardı. Gezdik, gördük, beğendik, kafamızda bir sürü fikir uçuştu, ilham aldık. O malum punk köşeye döndüğümde kafam güzel olmuştu ve benim için çok özel olan bir grubun en sevdiğim albümünü çalıyorlardı. Rudimentary Peni/Death Church. Daha ne isteyebilirdim ki… İçmeye devam ettim.

Yağmaya başlayan yağmur bir süreliğine bizi telaşlandırdı ama gereken önlemler alındıktan ve yağmur dindikten sonra artık herşey konser için hazırdı. İlk çıkan grup You Name It I Hate It oldu. Thrashpunk yapıyorlardı ve oldukça gazdı. Halk da punkların arasındaydı. Onlara şöyle bir baktım. Merak içindeydiler ve anlamaya çalışıyorlardı galiba, ama hafif hafif taşkınlıklar başlamıştı. Yine de, bu punk/hardcore/crusty topluluk sayıca üstündü.. Herhalde toplam yaklaşık yüz kişiydik. Kısa süre önce yağan yağmur, ekipman sorunları bir yana, gruplar için bulunmaz bir ortam diye düşündüm. Sonra sıra Circuits Made Flesh e geldi. Yeni bir screamo grup. Sanırım henüz basçıları yokmuş. Bana soundları gayet özgün gelmişti ki, çok kısa kestiler. Vokalistleri bitirdiğinde mikrofonu mahallenin delikanlılarından birine verdi ve o da arabesk bir şarkı söyledi. Ardından çıkacak T.W.D. den önce bir süre ara verildi ve yabancı kızların sergilediği ateş gösterisi izlendi. Bu arada Barış artık gitmeleri gerektiğini konserden sorumlu görünen crusty şahsiyete iletti ve aralarında bir konuşma geçti. Sanırım ekipmanları zamanında teslim etmeleri gerekiyordu. Sonrasında Barış ikna oldu ve ateş gösterisinin bitmesi beklendi. Gösteriyi izliyorduk ki, demin bahsettiğim crusty eleman bir anons yaptı ve T.W.D. konserinin başladığını ilan etti. T.W.D. çalmaya başladı, ama başlamasıyla bitmesi bir oldu, çünkü halk araya girdi. Gösteri bitmeden başladıkları için onlara çıkıştılar, derken yetkili bir Türk de onlara katıldı. Sonuçta konser yarım kaldı, mahallenin delikanlıları ve yetkili bir şahsiyet bir olup konseri bitirdiler. Ardından biz de olay mahallini terkettik ve her yönüyle ilginç bir tecrübe yaşamanın verdiği değişik duygularla eve döndük.

BURAK BURHAN

[sws_divider_line]

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page