Vakit, öğleden sonra üç civarıydı. Birkaç ambient tarzında albümü çalma listeme koyup yatağıma uzanıp okumaya başladım. Yer yer sıkılsam da, kitabın sayfa sayısına göz atıyor, ne kadar kaldı diye bakıyordum. Heyecanlanmadığım yerleri hızlıca okuyor, merak ettiğim bölümlerde ağırlaşmaya başlıyor, bazen bir sigara arası verip, üzerine düşünüyordum. Son zamanlarda sıklıkla meydana gelen elektrik kesintilerinden biri olmuştu. Hava kararmadığı ve elektriğe ambient albümlerim dışında ihtiyacım kalmadığından, okumama kaldığım yerden, düzenimi bozmadan devam ettim. Arada ayağa kalkıp yazılanları düşünüyor, ufak esneme hareketleri yapıyordum. Kalem elimden eksik olmuyordu. Altını çizmek ne kadar yetersiz kalsa da, diğer okumalarım ve ileride alacağım kalıcı notlar için işaretlerimi belirliyordum. Okudukça inanılmaz bir dipsomani kendini gösterdi. Kitabı çabucak bitirmek istiyor, kafamdaki düşünceleri de netleştirmek istiyordum. Derken, elektrik geldi. Kendime ait okuma müziği saydığım albümlerden bir liste daha hazırladım. Sonra, insanların okurken büründüğü halleri düşündüm. Kimisi, kulağında kulaklıkla, müzik dinlerken okuyordu. Televizyon gürültüsü eşliğinde de okuyanlara şahit olmuştum. Bazıları da gürültü ve sert müzik çalıyor olmasına rağmen okuyabiliyordu. Sonra kendimi düşündüm; müzik olmadan okumak ilk tercihimdi.Dinlemek istersem de; vokalsiz, derin, sakin ve düşündürücü müzikleri seçiyordum. Yüksek sesle de değil, kısık bir ses eşliğinde okumaya çalışıyordum. Hatta, spotify’de okuma müzikleri adı altında bir liste yapmaya başladım geçenlerde. Okurken müzik dinlemek ya da dinlememekten yola çıkıp, bu sefer de insanların hangi müzik türlerini nerede ve nasıl dinliyor olduklarını düşünüyor olarak buldum kendimi. Spor salonlarında enerji veren müziklerle aşina olanlar geldi ilk aklıma; yürürken, işe giderken telefonunda müzik dinleyenleri hayal ettim ve canlandırdım kafamda… Ulaşım araçlarında insanlardan kopmak isteyenleri düşledim. Veya, sadece sosyal oldukları ortamlarda bildikleri ya da bilmedikleri müziklere ritim tutan insanları tezahür ettim. Bu konudan da yola çıkıp, okuduğum son kitaptan da etkilenerek, düşünceye yöneldim; belki de yol aldım. İşlerinde işlerini düşünüyorlardı. Eve gitmeye sabırsızlanıyorlardı. Evde yapılan aktiviteler de; yemek yemek ve televizyon karşısında düşünmeden yaşamak, sonrasında uyumaya çalışmak mıydı acaba; veya bu benim düşüncemden mi ibaretti? Her şeyin bir bağımlısı, hastası veya düşkünü vardı. Okuduğum kitap aracılığıyla öğrenmiş olduğum; ‘bibliyofi’ler halen var mıydı, bilemem. Alkolikler ve dipsomanlar vb. vardı, hala da varlar. Benim aklıma müzik dinlemeden duramayan, müziksiz yapamayanlar için ne deniyordu, beynimin içindeki soru bundan ibaretti ve buna yormuştum bütün günümü. Sonra yine düşünce kavramına dönmüş buldum kendimi. Yine okumuş olduğum son kitaptan yola çıkarak bunları tartışıyordum içimde. Okuduğum kitap; Schopenhauer’ın otobiyografik bir çalışmasıydı. David E. Cartwright’ın yazdığı kalın kitap etkilemişti beni, filozof hakkında bilinmeyen gerçekleri görmüştüm. Bilinenleri de hatırlamış oldum. Bilmediğim ama uyguladığım bir kavramı daha öğreniş oldum kitap sayesinde… ‘Peripatetik’ yani gezerek, yürüyerek düşünmek eylemi. Yıllardır sıkça yaptığım ve her zaman bana artı puanlar getiren, fikirlerimi geliştiren bir durumdu. Yürürken, gezerken müzik dinlemeyi sevmiyordum ama; müzik benim için bir ibadet ötesi, kendi içsel ibadetimdi çünkü. Yıllar geçtikçe müziğin bendeki bu etkisi hiç azalmadı, aksine arttı. Hayatta en çok önem verdiğim şeylerden birisi samimiyettir. Samimiyetle yazar, samimi bir şekilde konuşur, derdimi anlattığımı düşünür, kasınmaktan kaçınmaya çalışırım. Rahatlık önemlidir benim için. Belki biraz zırvaladım diye bunu belirtmek istedim. Ben bunu (biraz önce belirttiklerimi bile) kendime göre samimi buluyorum. Tarzımdan hoşlanmayanlar ve hoşlanmayacaklar elbette olacaktır. Kısa saçmalıklarımdan sonra Futuristika’daki ilk müzik paylaşımımı burada gerçekleştirmek istiyorum.


 


 

Gamardah Fungus 2009’da, Ukrayna’da kurulan bir müzik grubu. Facebook sayfalarında kendi yaptıkları müzik için; drone ambient, dark jazz olarak nitelendirmişler. Grubun bu sefer bandcamp sayfasına baktığımızda, kendileri için, blues, sludge, jazz, ambient, dark jazz, doom, funeral doom, drone gibi kategorilere rastlamak mümkün. Haliyle, herkesin sevip dinleyebileceği, beğenebileceği bir müzik icra etmiyorlar. İçsel olana yönelik, karanlık, derin ve düşündürücü etkiye sahip grup, çok fazla Gamardah Fungus 2bilinememekte. Drone, doom, dark jazz meraklılıarının kendilerini keşfetmesini de bekliyorlar diyebilirim. İleride bu müzik türü hakkında kapsamlı bir çalışma (kitap) hazırlamayı düşünüyorum. Dark jazz ve doom jazz olayı nasıl gerçekleşti, nereden çıktı ve nasıl bu kadar popüler olabildi? Türün ilk örneklerinden Bohren und Der Club of Gore veya The Kilimanjaro Darkjazz Ensemble‘ a benzediklerini pek söylemem. Belki atmosfer açısından, dinleyiciyi hissettirdiği durumdan dolayı The Mount Fujı Doomjazz Corporation sevenler, bu grubu beğenebilir. Yer altı müzik piyasasında olmaları onlar için bence bir avantaj; çünkü, plak şirketlerine boyun eğmek zorunda değiller. İçlerinden gelen ve diledikleri müziği icra ediyorlar. Türk Dil Kurumuna göre eş anlamlı olmasına karşın, karamsar ve kötümser arasında kaldım grubun tarzını belirteyim derken; grubun müziği bence, kötümser değil, karamsar, melankolik ve karanlık bir karamsarlık bu bahsettiğim. ‘Night Walk With Me’, dinlerken hiç sıkmıyor. İlk başta bahsettiğim gibi; karamsar bir kitap elinizdeyken de dinleyebilirsiniz… Günün yorgunluğunu atıp bir sigara yakıp uzanırken de; hiçbir şey yapmayıp amaçsız boş düşüncelerde gezinirken de; kendi içinizdeki gerçek karanlığı yakalayıp, ışığı bulmayı çabalarken de rahatlıkla dinleyebilirsiniz. Futuristika’ya ve değerli okurlarına önce teşekkürler, sonra da bir merhaba demek istedim.

Gamardah Fungus 3


 


 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page