G’ ve ‘Z’ diye iki tane kahramanımız var deyip, mantıklı şeyler içeren mantıklı şeyler yazmayı o kadar çok isterdim ki anlatamam. Lakin hafiften de anlaşılmaya başlandığı gibi bu ‘G ve Z’ aslında ‘geveze’yi geveze bir şekilde yazmış olmaktan, gevezelik edeceğimi daha baştan, daha başlıktan belli etmeye çalışmış olmaktan başka bir şey değil. O yüzden başlarken ‘Uyarı: Okuyacağınız yazının edebi değeri yok denecek kadar azdır. Herhangi bir sosyal mesaj vermez, içermez. O yüzden isterseniz okumayın. Ya da okursanız herhangi bir yorumda bulunmayın. Ya da bulunursanız üstüme üstüme gelen cümleler kurmayın. Çünkü üstüme üstüme gelen cümleler içeren herhangi bir yorum karşısında, bu uyarıya yaslanıp, kalbilinizi kırabilme yetkimi hiç çekinmeden kullanabilirim’ yazmak istedim ama yazmadım ama bir şekilde yazmış bulundum.

[sws_2_column title=””]

Gevezelik etmek kadar basit bir şey yok. Hele ki gevezelik eden adam Türk, edilen zemin Türkçe ise. Yani tersten alırsak ‘esi eçkrüT nimez nelide ,krüT mada nede kilezeveg ik eleH. koy yeşrib tisab radak kemte kilezeveG’ olayın vahameti daha kökten anlaşılsın diye yaptım. ‘Biraz daha açarsak’ deyip, harflerin aralarına birer boşluk koyarak da yazabilirdim. Ya da ikişer, ya da üçer, dörder, beşer… Yani fiilleri, erkeklerin kadınları anladığı gibi –işlerine geldiği gibi- algılayıp çeşit çeşit saçmalamak mümkün. Aynı şeyi ‘kadınların erkekleri anladığı gibi’ bir benzetmeyle aktarabilmek de mümkün ama o zaman az biraz daha az saçmalayabiliriz gibi. Çünkü kadınlar erkeklerden az biraz daha az saçma gibi. Kadınlar sevinmesin lütfen ve lütfen erkekler de içerlemesin. Aradakiler ne isterlerse yapsınlar. Bu iş tabiatıyla böyle. Erkekler eden, kadınlar edilen. Bir şey ediyorsa, daha çok saçmalayabilir gibi. Başından son birkaç sayfasına kadar sıkıldığım, kötü kötü söylenmek için bitmesini beklediğim ve son birkaç sayfasında suratıma aparkatlar yediğim bir kitapta, kitabın arkasındaki resminden özür dilediğim adamın da dediği gibi Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten. Sahi ne hoş bir anlatı uygulamıştı bütüne. Neyse, biz yine olmayan konumuza dönelim. Ya da inelim…

…indik. Ne diyorduk? Gevezelik. Trilyonlarca saçma şeyi, trilyonlarca farklı yoldan, trilyonlarca kez yazabilmek, yapabilmek, -ebilmek. Trilyonlarca TL’sine bahse girerim ki maharet değil. Çok rahat geldiği için yapıyorum belki. İçimden bir adam konuşuyor, dışımdan bir adam dinliyor, yazıyor. Arada duran daha mantıklı adamlar da var aslında bir konuşana, bir yazana dik dik bakıp ‘cık cık’ çeken ama çok da fazla karışmak istemiyorlar birbirlerinin işine. Daha ciddi oldukları zamanlar da var, farkındalar. Kendimi birkaç saçma kişiye bölecek kadar saçmalamaya başlamışsam eğer, Kontörcü Kadın’dan da bahsedebileceğim kıvama gelmişimdir sanırım. Telsim Ekstra Kolay Kart kullananlar bilirler; Kontörcü Kadın, o kontör yüklerken veya bakiye sorarken çıkıp da konuşan kadın. Telsimi arayıp o kadınla veya o kadar o kayıtları yaparken yanında bulunan herhangi biriyle konuşmak istiyorum diyeceğim ama korkuyorum. Olay benim anladığım gibi çıkmazsa rezil olurum. Çaktırmadan bilgi alabileceğin bir konu da değil ki yapasın. Psikolojik sorunlarım olduğunu düşünebileceğinizi umursamadan devam ediyorum ki konu şu: Kontörcü Kadın, biz Ekstra Kolay Kart kullanıcılarına psikolojik baskı yapıyor. Kalan kontör miktarı rakamlarını telaffuz ederken farklı tonlamalar kullanıyor. Mesela 75 ila 100 arası ve üstünü sizi beğenir, över, takdir eder, size asılır gibi söylüyor. Yani ‘Vay be! 100 kontör ha? Nerelere takılıyorsun bakiyim sen?’ der gibi 100 diyor. 50 ila 75 arasını ise kendini az biraz daha ağırdan satan, olursa olur, olmazsa olmaz bir eda, daha az veren bir havayla tonluyor ki o da en asgari gülen bir suratla birlikte ’65 kontör ha? İyi, güzel’ diye örneklendirilebilir. Komik olan ve komik olduğu kadar da insanı kadınlar üzerine daha etraflı düşünmeye zorlayan zamanlar ise daha az kontörünüz kaldığı zamanlar. 25 ila 50 arasındakilerde düz ve soğuk bir üslupla uyarıyor. 10 ila 25 arasındakilerde ise daha kayıtsız, daha uzak bir ton kullanıyor. Tek rakamlarınsa her biri birbirinden olay. En beğendiğim, güldüğüm ise 0. Aşağılık, ezik, basit, işe yaramaz ve benzeri sözcüklerin hepsini birden içerebilecek bir ‘SIFIR!’ sesi düşünün. Kaç sefer sırf o ‘sıfır’ı duyabileyim diye birkaç kontörüm kalsa da fuzuliyen harcadım desem yalan söylerim.

[/sws_2_column] [sws_2_columns_last title=””]

Bir şeyi çok merak ediyorum. Bunun kadar olmasa da, ‘bu şeyi benim kadar çok merak eden biri daha var mı acaba’ diye merak ettiğim bir şey daha var.

Lütfen beni dışlamayın. İlle de dışlayasınız varsa bunu daha esprisi olan bir şekilde yapın. O zaman belki şu anki halet-i ruhaniyeme yanaşır ve belki yazıdan az biraz keyif alabilirsiniz. Buradan bakıldığında dışlanılacak bir durum da yok aslında. Şuraya şuradan, oraya da oradan bakıldığında olmadığı gibi. Demek istediğim, yüce beyin Einstein’ın dediğiyle ayni şey. Tek farkımız da benim geveleye geveleye demek istediğimi onun pat diye deyivermesi de değil tabi. ‘Hiç kimse gördüğü kırmızıyla, duyduğu do notasının; bir başkasının gördüğüyle veya duyduğuyla aynı olduğunu söyleyemez. Bununla birlikte ortak değerler üzerinde hareket etmek mümkündür’ demiş. Yani bin küsur yıldır söylenegelen ‘bu dünya herkesindir ama herkesin de kendi içinde ayrı bir dünyası vardır’ söyleminin bilimselcesi, Einsteincası. Adam neleri düşünmüş be arkadaş! E biz bir de sadece düşünmüş olduğunu bildiğimiz şeyleri biliyoruz. Ya konuşmadıkları, yazmadıkları, anlatmadıkları? Kim bilir? Keşke soyadı ‘Bilir’ olan Kadir diye ünlü bir adam olsaydı da şu iğrenç espriyi yapabilseydim. Gerçi Diş Hekimi Oya Bilir ve kocası Kaya var jinekolog olan ama yazsının sonunda çocuklara sesleneceğim, müstehcenden uzak olmalıyım. Almanya’da bir şehir ismi gibi durdu şu ‘müstehcenden’ de.

Bir şeyi çok merak ediyorum. Bunun kadar olmasa da, ‘bu şeyi benim kadar çok merak eden biri daha var mı acaba’ diye merak ettiğim bir şey daha var. Bu ilk şey şu ki, kâğıtla sanal sayfalar arasındaki bağ, papirüsle kâğıt arasındaki tarihi bağ gibi midir, yoksa kılıçla tüfek arasındaki bağ gibi mi? Yani mertliğin son durumu nedir? Daha önemli bir soru vardır ki o da şudur: bunu ayrıştırabilecek kadar zamanımız var mıdır? ‘Daha ciddi olunabilindiği bir zaman diliminde düşünülebilecek şeyler bunlar’ deyip son paragrafı yazmaya başlıyorum…

…başladım. Annesinin, babasının, abisinin, ablasının, dayısının, halasının, eniştesinin, amcasının ya da yaşı ondan büyük olan herhangi birinin yanından bu satırları okuyan, var ve çocuk olmuş kadar şanslı ama büyüyecek kadar da şanssız olacak olan, şimdiki çocuklara sesleniyorum: Ağabeyciğim! Ne uçacaksınız, ne örümcek olacaksınız, ne de başka bir şey. Çünkü ben anladım ki ne robotmuşum, ne hiçbir sorunu olmayan şirin, komünist bir adam, ne de başka bir şey. ‘Âşık’ olacaksınız ‘Âşık’. Kendinizi bilirken, ne dediğinizi bilmez bir hale geleceksiniz. Bütün o garip çizgiler/filmler, sizi bu garip şeye hazırlamak için. Hazırlıklı olun, bekleyin, göreceksiniz, gününüzü.

* Bu yazı [sws_highlight hlcolor=”fbfac7″] axaxes[/sws_highlight] takma adıyla gönderildi.

[/sws_2_columns_last]


Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page