2008 bitiyor, ne gam! Adettendir, dönüp geçen yıla bakılır. Ve biz sizler için Futuristika “işbirlikçilerinin” 2008’de;

– hangi unutulmaz albümleri/şarkıları dinleyip paralel dünyaya geçtiklerini,
– hangi film ya da sahneyle vecd haline geldiğini,

– hangi kitabın hangi cümlesiyle uzun düşüncelere daldığını,
– hangi sokağın hangi köşesinde kimseye anlatmak istemediği yanını gördüğünü,
– hangi çektiği ya da başkasının yakaladığı anın fotoğrafıyla gözlerine far tutulmuş gibi olduğunu,
– en çok neye gürültüyle güldüğünü,

… derledik.Yeni bir yılın ilk günlerinde keyifle incelemeniz dileğiyle…

Seçil Yersel

Uzun süreli bellek gerektiren bu soruların cevaplarını kendimce azaltıp, teke indirmeye çalıştım. Anne olduğumdan beri zaman, mekan algım değişmekte; anlık bellek herşeyin önüne geçmekte.

– Sarı Gelin’i dinlerken elimde olmadan Sebat Apartmanı’nın kapısına gidiveriyorum, Kardeş Türküler’den dinliyor olmak başka bir an yaratıyor. Senenin sonuna doğru Mısır’dan gelen bir cd ve Mawawil grubunun Gypsy songs of Egypt’i aklımda kalmış.

3 Maymun beynime kazındı, özellikle tren yoluna bakan mimarisinin tarifi zor, karşı, az sonra düşecekmiş gibi duran ama direngen binası ve çok tanıdık sakinleri ile.

Sebat Apartmanı önü 19 Ocak 2008

Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatı kitabını doğru zamanda ve yerde başlamış olmak iyi geldi. Onu takip eden ara ara okuduğum İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu ve Arat’la okuduğumuz Pisi Kedi masalları, ama bu cümle nerden onu hatırlamıyorum: “Söz sözsüzlüğün yerini tutan birşey değildir, tamamen başka birşeydir.”

– Birgün Moda’dan çıktık, Yoğurtçu parkına doğru inerken, taksi şoförü “Bi dakka abla…” diyerek sokağın köşesinde durdu, arabadan indi ve döneceğimiz sokağın ortasında kazılmış olan asfaltın kenarında duran kaldırım taşını aldı ve yolun ortasındaki deliğin içine yerleştirdi. Arabaya bindi ve bana “Abla ya, o taşı ben getirdim parktan, baktım geçen akşam asfaltı kazıp bırakmışlar, yolun ortasında koca bir delik, ben de koydum taşı deliğe ki arabaların tekeri kaçmasın diye içine. Bak kimse bilmiyo, her seferinde geçerken taş kaymışsa eğer, yerine geri koyuyorum.” dedi.

Emrah Doğan

– Bu sene -ne yazık ki çok geç keşfettiğim- Cinerama ile yatıp kalktım genelde. Onun haricinde bir garip punk-metal country’ci Johnny noCash var, Trailer Park of Terror‘ün kapanış şarkısı olan My World ayrı bir leziz. 2009’da Futuristika’da röportajını görürüz umarım.

– Gene bu sene izlediğim yeni sayılabilecek filmlerden en alamet-i harikası Sukiyaki Western Django. Sahne olarak ise The Forbidden Kingdom‘da, kung fu filmlerinin kısa tarihçesi şeklinde geçen Jet Li – Jackie Chan dövüş sahnesi. Tek kelime ile muhteşem.

– En sevdiğim kitap, filmi olan kitaptır, çünkü okumak zorunda kalmazsınız. Ne yazık ki bazı kitapların filmi olmuyor, olamıyor. Onlardan bir tanesi olan, Azizname’den daha kısa ve Sapık’tan daha komik Ruhun Uzun, Karanlık Çay Saati. Açıkcası, Thor ile adını hatırlamadığım hatunun göğe erme sahnesini uzun uzun düşünmeme rağmen bir türlü hayal edemedim. Nasıl bir hayal gücüdür o yahu?

– Kimseye söylemeyeceğinize söz verirseniz anlatırım. Sokak köşesinde değil de, bir gün Koçtaş’ın bir köşesinde bitki tohumu alırken buldum kendimi. Sonra onlar için hergün eve gider oldum, boş toprağı suladım da suladım. En sonunda demet sürüsüyle rokam oldu. Diğerlerinin hiçbiri tutmadı ama olsun. Şimdi baharı bekliyorum.

– Bütün fotoğraflarda öyle oluyorum (çekenler bilir). Hayır, işin kötü tarafı, artık piyasaya sürülen bütün elektronik aletlerde de fotoğraf çekme özelliği var. Gözüme far taktırmış gibiyim anlayacağınız.

Bobiler.org‘un her bir pikseline çok gülüyorum. Bu aralar favorim Davulcu Fetuş. Kaç dakika kitlenip izlediğimi hatırlamıyorum, sonra bayılmışım zaten.

Onur Özer

– Joy Division ile tanıştım. Bir iki günde bir, birer tablet alıyorum.

– “Control” filminin sonlarına doğru olan “Bu hep böyledir. Aşk gururu yok eder. Eskiden masum olan şey taraf değiştirir. Beynimin içinde bir bulut dolaşıyor. Her hareketimi gözleyen. Aşkın ne olduğuna dair anılarımsa çok derinlerde kaldı.” sözlerinin biraz öncesi ve sonrası.

– Kitap/cümle hatırlayamıyorum ama Milorad Paviç’in cümleleri beni hep heyecanlandırır.

– Bu yıl Çanakkale / Şişe Bar ‘a her gittiğimde kendimi tanıyamadım, tanıyamıyorum.

– 2008 yılında hiç gürültüyle güldüğümü hatırlamıyorum.

İpek Yarsel

– Paralel dünyalarıma eski yeni keşif favori müzisyenlerimle geçtim bu yıl. Şarkı/albüm listesi oldukça uzun tutar, hemen aklıma gelen birkaç grup/kişi yazıyorum: Battles, New Model Army, Ana Never, Kafabindünya, Change of Plans, The Revolters, Do Make Say Think, Yndi Halda, Nekropsi, Luxus, Grails, Serj Tankian, Thurston Moore, Gogol Bordello, Moya, Gaserata, Patti Smith, The Devil’s Anvil, Something about Reptiles, Magyar Posse, Shy Child, The Mars Volta, Explosions in the Sky, Aster, Mogwai, EF ve daha niceleri…

Sorulmamış (!) ama belirtmeden geçemeyeceğim, bu senenin en deli konseri Derdiyoklar İkilisi sayesinde oldu, kendilerine tekrar teşekkürler. Babylon’da karmakarışık duygularla geçen bir geceydi. Ara ara aklımda o geceden yüzler beliriyor, tedirgin oluyorum.

– Filmlerden gelmiş geçmiş en iz bırakan sahneler listeme birkaç ekleme yaptım bu yıl seyrettiklerimle. Heath Ledger’in The Dark Knight‘in açılış sahnesinde banka görevlisine “I believe whatever doesn’t kill you simply makes you stranger!” dediği an’ı her düşündüğümde içimi buz gibi bir çoşku kaplıyor. Wes Anderson’ın muhteşem filmlerinden biri olan The Royal Tenenbaums‘un afişine düşülen notu düşünerek gülümsüyorum her aklıma geldiğinde; “Family isn’t a word… It’s a sentence.” Alakasız gibi görünse de aslında…

– Bu yıl, İlhan Berk ve Fazıl Hüznü Dağlarca‘yı kaybetmek okuduğum kitaplardan haz almamı engelledi sanırım. Kütüphanemizde olan kitaplarını yeni okuyormuşcasına sık sık karıştırıyorum, olmayanları almayı erteliyorum. Aklımdan Berk ile yaptığım bir telefon konuşmasını, Dağlarca’nın bir kitabıma düştüğü notu ilk okuduğum an’ı yineleyip duruyorum.

– Evden işe, işten eve yürüyüşlerimde “kimseye anlatmak istemediğim yanımı gördüğüm zamanları” fark ettiğimde sokak değiştiriyorum. Kimseye anlatamayacak kadar rahatsız eden bir yanım olduğunu kesinleştirip düzeltmediğim sürece de aynı sokaklardan geçmiyorum, bazen -inanın- çok yoruluyorum.

– Fotoğraf eşiğim çok düşük, çok başarısız bir “yetenek” olduğum için olsa gerek başkalarının neredeyse her gördüğüm karesine gönül düşürüyorum. Fakat bu tespitten ayrı tutarak, Pınar’ın (İlkiz) bu yıl çokça inceleme fırsatını bulduğum fotoğraflarını çok seviyorum. Bir de bu yaz bir arkadaşımızın düğününde ilk defa beni insanüstü bir başarıyla çeken düğün fotoğrafçısına saygılarımı sunmak istiyorum buradan, ben bile kendimi tanıyamıyorum, ahaha! :)

Daldaki felix... adını verdiğim son eserim :P

– Zaten gürültü ile güldüğüm için bu soruya bile gürültü ile gülebilirim :) En çok da evimde ve eşimle gülüyorum, hep bir tebessüm hali. Bazen işte çok sıkıldığımda Ekşi Sözlük’te “çocuklarla girilen komik diyaloglar” başlığını açıyorum yeni bir şey var mı acaba diye, baştan sona hepsini okumuşumdur sanırım. Sonra ben de ekleyeyim bir şeyler diye hevesleniyorum ama çocukların bir şekilde beni hep hüzünlendirdiğini fark ediyor vazgeçiyorum.

Ali Abaday

– Bu sene açıkcası benim için Yasmin Levy yılı oldu. Locura, La Alegria, La Serena şarkıları ile paralel dünyaları açıp var olmayan yerlere bile gittim. Tabii Helldorado – A Drinking Song vazgeçilmezdi. Ne var ki seneler geçse de değişmeyen Müzeyyen Senar ve Sezen Aksu klasikleri her zamanki gibi başucu şarkılarımdı.

– Vicky Cristina Barcelona filminde Scarlett Johansson ile Penélope Cruz’un öpüştüğü sahnede basit bir erkek olarak derin bir ahh çektim :-) Woody Allen büyük üstad. Bir de The Dark Knight filminde Heath Ledger’in olduğu her sahne muhteşemdi. Anthony Hopkins’in Hannibal Lecter yorumundan beri beni kendine böyle çeken bir oyunculuk görmedim. Yıllar sonra DVD’sini bulduğum White Nights filminde Mikhail Baryshnikov ve Gregory Hines’ın dansları beni çocukluk günlerime götürdü.

– Kitap değil ama Obama’nın seçimleri kazanmasının ardından Thomas Friedman’ın New York Times gazetesinde yazdığı paragraf epey düşündürdü beni.

And so it came to pass that on Nov. 4, 2008, shortly after 11 p.m. Eastern time, the American Civil War ended, as a black man — Barack Hussein Obama — won enough electoral votes to become president of the United States. A civil war that, in many ways, began at Bull Run, Virginia, on July 21, 1861, ended 147 years later via a ballot box in the very same state.

Bu yıl içinde okuduğum hiçbir cümle beni burada belirtilenler kadar düşündürmedi.

– Bir sokak köşesinde değil ama bir çatı katında hayatımda görülmesini istemediğim yanımla yüzleştim. Bir de karlı bir havada, otel odasında, laptopun başındayken yıllardır kendimin bile bilmediği halimle göründüm.

– O fotolar kendi kişisel tarihimdeki kitabın içinde gizlidir. Yine de paylaşmak istediğim bir foto var ki o da şöyle:

– Canım ülkemde gülünecek olaylar o kadar çok ki. Mesela havale yapacağı kişiye ek olarak “Hayrını göreme!” mesajı ekletmek isteyen memleket teyzeme çok güldüm. Dünya Orgazm gününü kutlamak için gittiği arkadaşının yanına “Dünya Organizma Günün kutlu olsun!” diyen çaycımız beni kahkahalara boğdu. Tahminimce yeni çıkmaya başladığı kızı rock bara götürüp, benim burada ne işim var tarzı bakan mahalle ağabeyi de rakısının yanına beyaz peynir istediği anda kahkahalara neden olmuştu.

– Bütün bunların yanında çocukları kullanıp onlara taş attıran ve sonra aynı çocuklara yıllarca hapis isteyen olaylar sinirlerimi tepeme çıkardı. Hataları yüzlerine vurulunca, tahditler savuran generaller ve her sokak başında nedense sadece erkekleri çevirip kimlik soran polisler can sıkmaya devam etti.

Pınar İlkiz

– Video: At the end of the day: Fifty People, One Question

– Kitap: Murat Uyurkulak – Har, Jeanette Winterson – The Stone Gods, Amy Tan – The 100 Secret Senses, John Berger – A’dan X’e

– Film: Tracey Fragments, Bi-mong (Sad Dream)

– Fotoğraf: Son zamanlarda: Akihiro Furuta

– Müzik: Hediye Güven – Cowboy Song, Hediye Güven – Lament, Hediye Güven – Suya Orak, Okkervil River – Red, Shearwater – There’s A Mark Where You Were Breathing, Inner – Myphilosophy, Bang Gang – Inside, Frankie Goes to Hollywood – The Power of Love, Grand Avenue – She, All Angels Gone – Unrelated, Cinerama – Let’s Pretend, Tindersticks – Snowy In F# Minor, Lila Downs – La Cumbia del Mole, Ayo – And It’s Supposed to Be Love, Rachael Yamagata – Under My Skin, Cocorosie – Terrible Angels, Tindersticks – Travelling Light, Josh Ritter – Girl In The War, camera obscura – Books Written for Girls, The Czars – Paint The Moon, Flowers From The Man Who Shot Your Cousin – Lay Down Your Arms, Adele – Tired, Soltero – The Moment You Said Yes, Inara George – Mistress, Feist – Inside And Out, Soltero – The Tongues You Have Tied, Ane Brun – The Treehouse Song, Imogen Heap – Goodnight and Go, Cenk Erdoğan Trio – Sonbahar, The Divine Comedy – A Lady of a Certain Age, The Divine Comedy – Commuter Love, The Do – On my shoulders, Rachael Yamagata – Over And Over, Radio Tarifa – Sin palabras, Detektivbyrån – E18, Soltero – Communist Love Song, Great Lake Swimmers – Your Rocky Spine, Sara Tavares – One Love, My Brightest Diamond – We Were Sparkling, Rachael Yamagata – Elephants, Winter Took His Life – Oh, The Czars – Lullaby 6000, My Brightest Diamond – Inside a Boy, Cibelle – Green Grass, Mindshell – Lung, Mindshell – Nervous deep sea divers, Imogen Heap – Come Here Boy, Balmorhea – If You Only Knew The Rain, Rachael Yamagata – Meet Me By The Water, Below The Sea – We Waved Goodbye & Stared, John Lennon – Oh Yoko!, Mad Season – Long Gone Day, Imogen Heap – Blanket, Tom Waits – Alice, The Be Good Tanyas – In Spite Of All The Damage

Aycan Aydemir

Hafızam beni hep yanıltır, belki de güzel şeyleri bir kenara hep not almalıyım. Sırayla gideyim madem:

– Madredeus- Ainda, Camel – Mirage (her daim), Focus – Hamburger Concerto, Jeff Buckley – Morning Theft, Marillion – Script For A Jester’s Tear, Råg I Ryggen – Spångaforsens Brus, Godspeed You! Black Emperor – Moya, Alberto Iglesias – Sinitaivas

– Brazil, Buffalo 66, Children Of Men, Jeux D’enfants, La Science des Reves, Devil’s Backbone (O Backbone hala ürpertip duruyor beni!)

– Ahmet Hamdi’nin Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanında şöyle bir tamlama vardı: “tebessüme bulaşmış ruj“. Bir de: “Herhangi bir şeyi mantığın dışına çıkarmamız için ona biraz dikkat etmemiz yeterlidir.

Huzur’dan ise:
+Bütün fecaat, insanın insanla karşılaşa karşılaşa, en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi…
~Fikirler de öyledir: Hayatla karşılaşa karşılaşa tanınmaz hale gelir.

– Fotoğraf olarak buyrun: 1234

Barış Yarsel

– O kadar çok müziğin içindeyiz ki böylesi sorular pek uygunsuz kaçıyor :) Post rock namına ne varsa dinledim. Her daim The Mars Volta, The Clash, New Model Army, Godspeed You! Black Emperor ve A Silver Mt Zion. Bunlar değişmezlerim. Bunun dışında The Bad Seeds‘in yeni albümü, Dengue Fever, yeniden keşfettiğim Vic Chestnutt, Replikas’ın 2008 albümü Zerre, oradan buradan eski yeni tek tük şarkılar, Clinic, Wire yeni çalışmaları, Müslüm Gürses’ten “Fark Yaraları”, Kramp ve Dr Skull dinledim.

Kendime göre bir takip sistemim var. Bir yandan son çıkan tüm indie-underground grupları takip ederken, bir yandan da zamanda eskiye dönüp tekrar tekrar eskileri dinliyorum. Bunların dışında, zaman zaman sokağımıza gelip mükemmel melodilerle yaşamımızı daha da güzelleştiren akordiyoncu karı kocaya, Kadıköy’de İnci Kundura karşısında tek başına gitar çalan arkadaşa ve Süreyya Operası yanında mükemmel bir ses ve müzisyenleriyle Kadıköy’ü güzelleştiren sokak-oda orkestrasına da teşekkür ederim.


Khalkedon SoundsFuturistika @ Vimeo.

– Filmlerde de aynı sistemi izliyorum. Ama İspanyol Rec ve İsveç Låt den rätte komma in’i umut veren yeni zombi ve vampir filmleri olarak selamlarım. Ayrıca Eray Mert‘in kısa filmleriyle de kendimden geçtim.

– Kitaplardan çok dergilerle haşır neşirim artık. Yine de İlhan Berk, Borges, Ece Ayhan ve Enis Batur’la dünya değiştirdim. Kitaptan bir cümle değil ama, aynı zamanda yukarıdaki soruya da cevap olması açısından, yıl boyunca nedenli nedensiz, Tabutta Röveşata filminden “Ama arkadaşlar iyidir…” repliği aklımda dolandı durdu. Bazen umut, bazen de feci hüzün verdi.

– Bazen işten bulanıp, arka bahçeye ilerliyorum. Orada yağmur altında, evler, çocukluğumu hatırlatıyor. Sanırım ne yapacağıma hep o anlarda karar veriyorum. Tamamen bir içe dönme hali.

– Fotoğraf bahsine girmesek. Futuristika nedeniyle birçok fotoğrafçıyla haşır neşir oluyoruz ama özellikle geriye dönüp tekrar tekrar bakmak istediğim fotoğrafçı Aaron Hobson. Bunun dışında Futuristika’da yer bulan her fotoğrafçı, zaten onların çalışmalarına hayran olduğumuz için burada yer alıyor. Ayrıca, İkinci Dünya Savaşı’nda gaz maskeleri takılmış hayvanların fotoğrafları ve Eski Doğu Bloğu ülkelerinin fotoğrafları ilgimi çekti.

– Eşimle yerli yersiz herşeye gülebiliriz. Ancak özellikle “10 derste Anadolu rock” her zaman beni gürültüyle gülmeye zorluyor. “Efil efil…”

Bunlar dışında, Futuristika sayesinde tanıdığımız tüm güzel insanlar nedeniyle garip bir mutluluk hissi de geliyor.

Özkan Şahin

– Bu sene özellikle Shshram Nazeri’nin Mevlana’nın eserlerini uyarlayarak yaptığı Passion of Roomi ile kanatlarımı açtım, anlatılmayacak kadar muhteşemdi. Sessiz karanlıklarımın yüzeyine çalınan bir tutam gül reçeli oldu; desem inanırsınız bilmekteyim.

– Brokeback Mountain filmi’nin yaklaşık 10 sahnesi bahsettiğiniz o vecdi doğurdu içimde. Normalde eşcinsellikle ilgili eserlerden haz etmem ama sanat bu işte dedim, haz etmediğiniz şeyleri dahi estetiğe boyuyor, bu yaratıcılık yok mu bu yaratıcılık, sizi diktatörlere hayran, katillere aşık eder.

– Hangi kitap? Tabi ki Masumiyet Müzesi. Korsanını aldığıma pişman edecek kadar muhteşem, Orhan Abi’nin sanatına şahsımı aşık edecek kadar muhteşemdi. Bir kitap okudum, ruhumun aşktan sorumlu kısmı kaşındı, Füsün’u alıp sokak sokak gezmek, kıyılarda köşelerde onunla gizli gizli öpüşmek istedim.

– Ankara Karanfil sokakta sarhoş bir kız gördüm. Kalabalık bir sokakta, sanki kimse yokmuş gibi işemekteydi. Koskoca bir insan yığını da sanki karşılarındaki kıyameti geçiren bir gezegenmişçesine izliyor da izliyordu, ben de onlardandım. Bu kadar merak dedim, sağlıklı değil. O kızın çıplaklığında kendi dengesizliğimi gördüm, üzüldüm. “Pis meraklı!” dedim kendi kendime, sanki hiç işemedin.

– Fotoğraf olmadı, sadece sisli Haliç’in görüntüsü çok hoşuma gitti. Herkes yağmurdan kaçarken ben sırılsıklam olma pahasına o görüntüye kandım, Ankara’yı özledim,

– En çok neye gürültüyle güldüm, hmm… Bir arkadaşım amcasının nasıl öldüğünü anlatmıştı, ona güldüm. Amcası bir eşekle halvet olmaya çalışırken hayvan öyle bir tepmiş ki. İyi etmiş, ilahi adaletin işleyişine güldüm.