Futbol deyince aklıma çoğunlukla “Takoz” lakaplı Beşiktaş’ın efsane bek oyuncusu Recep Çetin ve jübilesi hakkında anlatılan hikaye geliyor. Neden, bilmiyorum. Belki de memlekette futbol namına pek güzel şey olmamasındandır. Hikayeye göre Takoz Recep jübile maçında, adet olduğu üzere maçın 10-15. dakikasında, seyircilerin dakikalarca süren alkışları arasında oyundan çıkıyor. Maç tekrar başlıyor ama alkışlar dinmek bilmiyor. Velhasıl, yine adet olduğu üzere spor kanalı muhabiri –bence Ercan Taner olur, gider buraya- röportaj yapmak için elinde mikrofonla, oyundan yeni çıkan ve tribünleri selamlayan Takoz Recep’in yanına gidiyor. Klasik jübile röportajı başlıyor “nasıl hissediyorsun?”, “bu taraftarı bırakmak zor mu?” sorularıyla. Futbol deyince aklıma gelen ilk şeyin Takoz Recep  olmasının nedeni ise röportajın sonlarında sorulan soru: “Uzun bir futbol kariyerin oldu. Bugüne kadar kaç gol attın Recep?” Anlatılan hikayeye göre Takoz Recep sorunun hemen ardından tamamıyla boş bakışlarla “Kendi kaleme mi?” demiş.

Neredeyse 10 yıl oldu bu hikayeyi duyalı. Kendi kalesine attığı artistik gollerle tanınan bir futbolcunun boş bulunup saçma bir cevap vermesi harika bir hikaye yaratmış. İlk duyduğumda da güldüm, şimdi bunu yazıyı yazarken de. Fazla “insani” geliyor bu hikaye, memleketteki genel futbol seviyesine bakınca.

Bourdieu diyor ki spor, sınıflar arası bir mücadele alanıdır. Tüm mücadele alanlarında olduğu gibi sporda da egemen güç, kendini yeniden üretmek için sahip olduğu kodları tüm parçaların içine yerleştirir.  Böylece bedenin meşru kullanımını tanımlar. Amatörlük profesyonelliğe, katılımcı spor seyirci sporuna dönüşür. Ancak bu kodlar sadece etken-edilgenlik ikiliğini oluşturmaz. Aynı zamanda çoğunluğun, seyirci olarak konumlandığı bir propaganda aracına dönüşür.

Gavurda mücadelenin güzel örnekleri var. Futbolun ilk yıllarında, Ingiltere’de, sokak aralarında oynanan futbolun mülkiyete zarar verme, ahlaki yozlaşma gibi sebeplerle yasaklanmasının ardından gençlerin futbol oynamaya devam etmesi bunlardan biri. Yine Ingiltere’de, Margeret Thatcher döneminde, taraftarlar için kimlik kartının zorunlu hale getirilmesi tasarısına karşı koyulması iyi örneklerden.

Mücadele sadece Avrupa’da ve futbol üzerine olmuyor elbet. Arap Baharı sırasında Tahrir Ayaklanması’nın ilk günlerinde meydana develerle girip kalabalığı dağıtmaya çalışan Hüsnü Mübarek’in “Baltacı” lakaplı yasadışı güçlerini kovalayanlar El Ahli Ultras üyeleriydi. El Ahli, Afrika’nın en popüler ve en fazla sayıda taraftara sahip futbol kulübü. Fenerbahçe gibi o da 1907’de kurulmuş, Afrika’nın köklü kulüplerinden. Taraftar grupları arasındaki en etkili grup da UA07 kısaltmasıyla bilinen El Ahli Ultras.

Mısır futbolunda iki büyük takım var: El Ahli ve Zamalek. El Ahli, Ingiliz kolonyalizmiyle mücadele eden gençlerce kurulmuş. Fakir ve ezilenlerin sesi.  Endüstriyel futbol karşıtı Ultras grubu ile bağlantısı da buradan geliyor. El Ahli, kısa süre önce Port Said Katliamı’nı yaşamış. 74 taraftar öldürülmüş. Polis, Mübarek’in emriyle bir şey yapmayıp, olayları daha da kışkırtmış. El Ahli Ultras, Yüksek Askeri Konsey Başkanı General Tantavi’ye “katil” diye bağırmış ve hesap soracaklarını söylemiş. Tüm taraftarlar kızgın. Zamalek ise zenginlerin takımı. Arap Baharı’nın başında Mübarek tarafında yer alsa da Tahrir Ayaklanması sırasında meydana koşup Mübarek aleyhinde slogan atıyor, baskılara karşı duruş gösteriyor.

Memleket dahilinde ise örnek çok olmasa da bazısı etki alanı düşünüldüğünde fazlasıyla önemli ve kıymetli. Bunlardan Arda Turan’ın Atletico Madrid’e gittiğinde yaptığı barış çağrısı, hem etki alanı hem de zamanlaması bakımından çok önemli.

Arda Turan, Ispanya’ya transfer olmasının hemen ardından Star TV’deki bir programa bağlanarak “Bu ülke toprakları yaşamak icin, savaşmak icin değil. Türkiye halklarına, hem Türk hemde , Kürt halkına sesleniyorum lütfen bu ölümler dursun. Çünkü; ölenlerin hepsi bizim evlatlarımız,ağbeylerimiz, kardeşlerimiz” diyor. Tam da gerilimin yüksek olduğu bir zamanda, hiç kimsenin beklemediği fazlasıyla popüler bir futbolcudan böyle bir barış çağrısı duymak herkesi şaşırtıyor elbet. Ama daha ilginci bu açıklamanın hemen sonrasında oynanan Türkiye-Kazakistan milli maçı sonrası Arda’nın yaptığı ikinci açıklama: “Bu galibiyeti Türkiye Cumhuriyeti´ndeki bütün halkaların şehit olan evlatlarına armağan ediyorum.”

Bu galibiyeti başkanıma armağan ediyorum kalıbına alışmış memleket insanı, Arda’nın açıklamalarına fazlasıyla şaşırıyor. Ancak ikinci açıklamadan sonra, bu açıklamayı memnuniyetle karşılayan ve ayakta alkışlanan BDP üyelerinin görüntülerinin basına yayılmasıyla beraber bir şeyler değişiyor ve  gazetelerde “Duydun mu Arda, BDP seni ayakta alkışladı, acaba neden?” gibi enfes başlıklar kullanılıyordu. Çok geçmeden Arda baskılara dayanamayıp yazılı açıklama yapıyor ve “Maç sonrası ortamın sıcaklığı ile yaptığım açıklamada ülkemde her gün yaşanan ölümlere, gelen şehit haberlerine olan üzüntümü dile getirmek istedim. Özellikle kendi ailesinden de şehit vermiş, ülkesini seven bir Türk vatandaşı olarak, konu hakkındaki hassasiyetimin doğru anlaşılması gerekir.” diyordu.

Arda’nın Türkiye’de top koştururken hiçbir siyasi açıklaması olmamışken, Ispanya’ya gittikten hemen sonra barış çağrısı yapması toplumsal baskının boyutunu açıklar mı? Ya da basındaki tepkinin, BDP’nin hikayeye eklenmesinden sonra gelmesi, Kürtlerin toplumsal zihinde nasıl kodlandığını açıklar mı?

Futbol bir mücadele alanı. Futbolu anlamsız kılan şey, onu anlam atfedilecek bir mücadele alanı olarak görmemek ve onun tamamıyla boş, işlevsiz ve lümpen uğraşı olduğunu kabul etmektir. Bu kabul ise mücadele alanını egemen güce terk etmek anlamına geliyor dolaylı yoldan.

Her duyduğumda ya da aklıma geldiğinde Takoz Recep’in jübile röportajı hikayesine gülüyorum. Bugün ilk kez Youtube’da aradım görüntüleri, bulamadım. Internette de aramak istemedim, aklımın bir köşesinde, “acaba gerçekten oldu mu?” tarafında kalsın şimdilik.

Memleket futbolu hakkında daha fazla güzel şeyin aklıma gelebileceği güzel bir gelecek olur mu? Bakarsın olur!

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page