İnsanda film yapma isteği uyandıran öyküler de var, öykü yazma isteği uyandıran filmler de. Fusi ikincisine mensup olanlardan. Dagur Kari, son filminde Fusi’nin hikâyesini anlatıyor. Fusi, kırk yaşlarında, uzun saçlı, kilolu, yalnız bir adam. Sessiz sedasız, işinde gücünde. Annesiyle birlikte bir apartman dairesinde yaşıyor. Bekâr. Eline kadın eli değmemiş. Annesinin bile sevgilisi var, onun yok. Fusi’nin bu durumu dert ettiği de söylenemez ama. İçinde bulunduğu duruma isyan etmiyor, başka bedenler düşlemiyor. Dünyevi hazların uzağında sessiz sedasız yaşayıp gidiyor. Gündüzleri havaalanında çalışıyor, akşamları oyuncak arabalarıyla oynuyor. Bazı akşamları arabasını deniz kenarına çekip arkadaşının radyoda kendisi için çaldığı metal parçaları dinliyor.

Fusi’nin muhteşem yalnızlığı 1Kilosu nedeniyle çevresindeki insanların alay konusu oluyor sık sık. İlginçtir; kin tutmuyor Fusi, öfke duymuyor. Kendisiyle dalga geçenlere tek kelime etmiyor. Onları küçümsediğinden değil, sadece önemsemiyor. Bir ara komşunun küçük kızı giriyor dünyasına, onunla arkadaşlık ediyor. Çok geçmiyor toplumsal yargılar giriyor devreye. Bir daha görüşmelerini istemiyorlar, ayrılıyorlar. Evinin önündeki boş arsada uzaktan kumandalı arabasıyla oynamaya devam ediyor Fusi. İşe gidip geliyor. Her şeyi alıp götüren bir fırtına kopuyor bir gün. Otomobiller, sokaklar, binalar karla örtülüyor. Fusi, arabasının içinde girmeye cesaret edemediği dans kursunu düşünüyor o sırada.  Derken bir kadın çıkıp geliyor karların içinden;  Sjöf. Arabasıyla onu evine bırakıyor Fusi. Arkadaş oluyorlar. Birlikte dans ediyorlar, müzik dinliyorlar. Mısır’a gitmenin hayalini kuruyorlar. Fusi, bütün acemiliğine rağmen bir ilişki için ne yapılması gerekiyorsa her şeyi yapıyor,  büyük bir buz kütlesi gibi kopuyor rutin yaşamından. Sjöf’ye duyduğu aşk nedeniyle alışkanlıklarının dışına çıktıkça başka bir adam oluyor Fusi. Aşkı için her şeyi yapan bir kahramana dönüşüyor neredeyse.

Aşk çok güçlü bir duygu ve çoğu kez kendine bir karşılık arar. Varoluşunu sürdürebilmesi için kabul edilmek, onaylanmak ister. Aksi durumda yakıcı bir öfkeye dönüşmesi kaçınılmaz oluyor bazen. Fusi’nin Sjöf’e duyduğu aşk bir karşılık bulmuyor ama bu aşk öfkeye de dönüşmüyor. Gerçeği, sessizce kabulleniyor Fusi.

Fusi’nin muhteşem yalnızlığı 2Yönetmen Dagur Kari, Fusi’yi anlatırken izleyici ile Fusi arasında duygusal bir bağ kurulmasını istemiyor sanki. Film boyunca Fusi ile izleyici arasındaki duygusal yakınlık ne güçleniyor ne de zayıflıyor,  hep aynı mesafeden izliyoruz onu. Fusi’yi ne dramatize ediyor ne de absürt bir karaktere sokuyor.  Kahkaha ya da gözyaşı avcılığı yapmıyor. Dagur Kari, olabildiğince yalın ve bir şekilde Fusi’nin hikâyesini anlatırken bu durum Fusi’yi bir parça müphem kılıyor. Fusi’nin Sjöf için yaptıklarının temel sebebi nedir? Karşılıksız saf bir sevgi mi yoksa cinsellik mi, sorusunun cevabı karanlıkta kalıyor. Dagur Kari, minimalist bir öykünün içinde derinlikli bir mevzuyu konu ediniyor. Fusi ile Sjöf arasındaki ilişkinin belirsizliği ister istemez Edip Cansever’in dizelerini hatırlıyor insana;

“Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.”

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page