Film: Buster Keaton & Samuel Beckett [1965]

 

“Bu dünyanın anlamı olduğu aslında bizim bir kuruntumuz. Biz bu dünyanın, bu dünya üzerinde yaşayan bizim yaşamlarımızın bir anlamı olduğunu varsayıyoruz ama aslında böyle bir anlam yok. Bu anlam arayışı bizim dünya üzerinde kendi varoluşumuzu anlamlı kılma çabalarımızın bir uzantısı. Biz böyle bir anlamı bulmaya zorunluyuz, yoksa anlamsız olduğunu kabul edersek her şeyin, bu ‘saçma’ varoluş durumuna katlanamayız, yaşam bizim için bir cehennem halini alır, nitekim de bu yakıcı sorunun peşine düşenlerin yaşamları bunaltıcı bir cehennemdir. Peşine düşmek de bir eylemlilik halidir, aslında böyle bir eylemlilik hali de yok, biz edilgeniz, ve varoluşun gerçekliği bize kendini dayatır: Ben anlamsızım der bu varoluş, boşuna bir anlam bulmaya çalışma!”

Samuel Beckett

Samuel Beckett

 

Samuel Beckett & Alan Schneider
Buster Keaton – Arka planda Samuel Beckett
Buster Keaton & Samuel Beckett
Samuel Beckett filme bakarken
Buster Keaton -Film-‘de

 

Bu filmde bir türlü çözülemeyen konu şu: Film sona ererken, Samuel Beckett’ın adı geçiyor. Ancak Beckett’ın tam olarak filmdeki rolü muamma, belirtilmiyor. Oynamadığı kesin. Filmde başrolde sessiz filmlerin ünlü komedi oyuncusu Buster Keaton var. Adını Harry Houdini’den alan oyuncu, Charlie Chaplin ile karşılaştırılacak yetenektedir. Keaton’un önemli farkı ise, tüm filmlerinde hiç değişmeyen, gülmeyen yüz ifadesiyle yer alması ve mimik yapmamasıdır. Bu nedenle “taşsurat” lakabı da alan oyuncu, kişisel tarihinde sadece bir an gülümser gibi olmuş sanki. Ailesi vodvil sanatçısı olan Keaton, sürekli asık suratlı olması ve sıkıntılı bir hayat yaşamasıyla bilinir. Güldürenler, hep gülmüyor denilen örneklerden biri daha.

Senaryosunu Samuel Beckett’in yazdığı(nı düşündüğümüz) 1965 tarihli bu kısa filmde Keaton, filmografisinin (ve hayatının) sonlarındayken, tıpkı sayısız filmi gibi, yine aynı, değişmeyen yüz ifadesiyle ortaya çıkıyor. Renksiz, sessiz ve hatta müziksiz bu filmde Beckett’nin anlam arama çabasının boşunalığı ile Keaton’un durağan yüz ifadesi birlikte, uyum içinde gözüküyor. Senaryoda geçen tek ses “Şşşşşt”dir.

Filmin yapılma nedeni kuşkusuz Keaton’ın kendisidir. Filmin birkaç yıl öncesinde Beckett, Keaton’a Godot’da rol teklif etmiştir. O dönemde Keaton rolü reddetmişti. Ancak bu filmde aslında Charlie Chaplin ilk tercihtir. Beckett’in yayıncısı metni Chaplin’e gönderdiğinde, sekreterinin “Bay Chaplin senaryo okumaz!” yanıtıyla eve dönünce, yönetmen Alan Schneider, ikinci tercih Keaton’ı hayali arkadaşlarıyla poker oynarken bulur. Soruya “evet” diye cevap verir Keaton, ancak poker oynadığı görünmez arkadaşlarına mı, yayıncıya mı evet dediği belirsizdir.

Keaton filmde oynamayı kabul ettiğinde, 68 yaşındadır. Sessiz filmlerin o görkemli günleri çoktan geride kalmıştır. Unutulduğu yılları yaşamış, alkolizm tedavisi görmüş ve kansere yakalanmıştır. Filmin yapıldığı yılın ertesinde hayatını kaybeder.

Yönetmenin anlatımına göre, film öncesinde Buster Keaton’ı Samuel Beckett ile tanıştırmaları, tam da yazarın hayata bakışına paralel gelişmiş denebilir. Buluşmak üzere sözleştikleri otele gittiklerinde, oyuncuyu beyzbol maçı izleyip bira içerken bulmuşlar. Samuel Beckett, sessiz film döneminden beri büyük hayranlık duyduğu oyuncuyla tanışacağı için heyecanlıyken, Keaton’da benzer bir belirti gözükmemiş. Hatta, çoğunlukla Beckett’in çabasıyla giden hoş beş dışında, Keaton hiç konuşmadan maçı izleyip bira içerken, bira bile ikram etmemiş. Maçtan dikkatini ayırmayan Keaton, senaryoyla ilgili söyleyecek bir şeyi var mı diye sorulduğunda “Hayır” demiş. Okuduğunda film hakkında ilk ne düşündüğü sorulduğunda, “Hmmm” diye cevaplamış. Ancak oyuncunun bu tavrı sette sürmemiş. Tersine, sette samimi bir havaya bürünen Keaton, provasız, spontan oyunculuğuyla sahnelerde uyumlu hareket etmiş.

Film tamamlandıktan sonra, pazarlamasında sıkıntılar yaşayan ekip, filmi kimsenin izlemek istemediği, hatta görmek bile istemediği gerçeğiyle yüzyüze kalmış. Onlar da, izleyici ıssızlığına uyum sağlayıp, filmi gösterme çabalarına son vermişler.

Film’de, kameranın Keaton’ın yüzünü göstermeden yaptıklarını izlemekte zorlanmış olması yüksek ihtimal.

Beckett film hakkında şunları söylemiş:

 

“Her çeşidiyle, algısından kaçmaya çalışan bir adam hakkında. Tüm algılayanlardan, hatta kutsal olanlarından bile kaçmaya çalışıyor. Ancak kendi algısından kaçamıyor. Fikir, İrlandalı felsefeci ve idealist Bishop Berkeley’den geliyor. –Olmak, algılanmaktır– diyor. Durmayı düşünen biri, algılanmayı durdurmalı. Eğer olmak algılanmaksa, olmaktan kaçış, algılanmaktan kaçış olur.”

 

Her şeye rağmen, Film 1965 Venedik Film Festivali’nde gösterilirken Buster Keaton 75 yaşında çağırılır ve ayakta alkışlanır. Keaton “İlk kez beni bir festivale çağırdılar, umarı son olmaz der.” Son festivali olur.


 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page