[sws_3_columns title=””]

[sws_divider_small_padding]

Pınar İlkiz sordu, Sırrı Süreyya Önder, Ece Temelkuran, Fikret İlkiz, Behiç Aşçı, Pınar Öğünç, Çiğdem Mater, Cengiz Alğan [DurDe!], Oğuz Sönmez [Savaş Karşıtları] ve Şeyda Öztürk [Cogito] cevapladı: Sivil itaatsizlik ve Türkiye’deki durumu nedir?

[sws_divider_padding] Fikret İlkiz:
[sws_pullquote_left] “Yüzyılımız başkaldırıların yüzyılı ve sivil itaatsizlik tüm topraklara yayıldı” [/sws_pullquote_left] [sws_divider_padding] [sws_pullquote_left] “sivil itaatsizlik ya da başkaldırı ceza yasalarıyla açıklanmamalıdır” [/sws_pullquote_left] [sws_divider_padding] [sws_pullquote_left] “Hayatın her alanında ve hayatın kendisi için her şeye karşı olmanın kendince bir hazzı olmalı” [/sws_pullquote_left] [sws_divider_padding] [sws_pullquote_left] “Kişi hak ve özgürlüklerinin yaşama geçtiği ve somutlaştığı bir devlet hukuk devletidir” [/sws_pullquote_left] [/sws_3_columns] [sws_3_columns_2thirds_last title=””]

Ortada bir yönetim ve bu yönetimin kanunları olmalı. Ben de bu kanunlara karşı durmalıyım, kanunları takmamalıyım. Varmış, yokmuş, yasakmış, cezaymış, suçmuş, hapse girermişim beni ilgilendirmemeli…

Yönetimi takmamanın ilk yolu, kurulu düzenin kanunlara karşı gelmek olmalı belki de. Nedenini sorgulamayın. Karşı çıkın sadece, yeterlidir. Hayatın her alanında ve hayatın kendisi için her şeye karşı olmanın kendince bir hazzı olmalı. Belki de karşı çıkmanın bile bir düzeni, bir kanunu bile olmalı… Hukuk, aslında bu karşı çıkışı düzenlemeli ve bu hukuki düzenlemenin sonunda adalet için hak vermeli. Tam da bu noktada, kanunların bana verdiği hakları kullanmalıyım ve kanunlara karşı çıkma özgürlüğümü kanunları kullanarak gerçekleştirmeliyim. Bu nasıl bir çelişki olmalı ki; hem kanuna uygun ve hem de kanunlara karşı…

Belki de çözümü şudur; yaşamın her alanında yap denilenlere, yapma denilen yasaklara ve yaşamıma, başkaları tarafından konulan engellere karşı ben kendimce barikatlar kurmalıyım. İster zihinsel, ister fiziksel…

İstemez misiniz? Ben isterdim. Bu düzen içinde, kurulu düzene karşı çıkmak. Yönetime kafa tutmak… Politik bir hedefiniz olmalı. Bizlerin vardı. Biz kimdik? Aslında bizler kim olduğumuzu sorgulamadık bile.  Ama hayatı, hayatımızın her dakikasını başkalarının hayatı için sorguladık. Laf dinlemiyorduk, kurulu düzene karşıydık, muhaliftik.

Ama neye muhalefet ettiğimizi ve nedenlerini biliyorduk. Öncelikle düzene uygun kafalar nasıl yetiştirilir diye insanları yönetmek isteyenlerin kurduğu düzene karşıydık. Çok serttik. Lenin, Marx ya da Engels’in görüşlerini bilmemek çok ayıptı. Çok okurduk, çok tartışırdık. Okumamak ve bir felsefeye dayanmadan “düzeni eleştirmek” yoktu kitabımızda. Bizim kitaplarımızda yazılı değildi düzene uygun düşünmek… Bu yüzden kanunlara karşı çıkmak ve halkın adaletini istemek ve halkın hukukunu yaratabilmekti çabamız.  Özgürlükler ve haklar için verdiğimiz mücadelede, daha ortada hukuk, kanun gibi kavramlar bile yoktu.

Zaten daha sonra tüm yönetimler bizi “işçi sınıfı diktatoryası” yaratmakla ve düzeni işçi sınıfı adına ele geçirmekle suçladılar. Bizleri yargılamakla kendi yönetimlerini ayakta tutuyorlardı. Başkaldırımızın adı Marksist-Leninist düzen kurmak için devleti ele geçirmek suçuydu.

Biz barıştan yanaydık. Bize şiddet uyguluyorlardı. Biz muhalefettik ve siyaset yapmak istiyorduk, bizi suçluyorlardı. Bizi şiddetli ve sert olmaya onlar itiyorlardı, bizi herkesin gözü önünde anarşist diye horlayıp dövüyorlardı, hapse atıyorlardı, işkence ediyorlardı ve hayatlarımızı cebir yoluyla elimizden alıp içimizden bazı arkadaşlarımızı, “kanunlara” uygun öldürüyorlardı… Bütün bunlar kanunlara uygun yaşandı, ama yaşamın hukuka aykırıydı. Biz muhalefettik ve kurulu düzene başkaldırmakla hayatın daha anlamlı olacağını biliyorduk ve canımız bahasına halkımız için yaptıklarımıza ve kendimize inanıyorduk. Bütün bunlar anlatılamaz, katlanılmaz ve bir daha asla yaşanmasını istemediğim acıların yaşanmasına neden olsa bile…

Bu yazının başlığını yıllar önce bir aylık dergi için “direniş” üzerine yazdığım yazıdan ödünç aldım…

Hayatın çeşitli alanlarında “direniş” gösteren, protesto eden ve muhalefetinin sonunda kanunlara karşı geldiği için başına bir şeyler geleceğini sezen kişilere karşı devletin tavrı ne olmalıdır?

Yüzyılımız başkaldırıların yüzyılı ve sivil itaatsizlik tüm topraklara yayıldı.

Sivil itaatsizlikte kanunlara karşı gelenlerin eylemlerinde  “şiddet” yoktur, ama itaatsizlik vardır. Fiziksel ve fikirsel olarak kendilerine yap denilenleri ve kanuna karşı çıkmaması öğütlenenleri yapmaya zorlandıklarını hissederler. İşte o an önce zihinsel ve sonra da fiziksel “barikatlar” kurmakla geçer hayatları… Aslında yaşamın bize kurdurduğu barikatlar, siyasal eylem biçimimizdir. Bir başka deyişle barikatlar; kamusal alanların sizin tarafınızdan işgalidir. Size verilen özgürlükler karşısında devletin yönetiminden kendisinizi korumak için kurduğunuz barikatları ortadan kaldırmak isteyen yönetimlere karşı savunmanızdır bir bakıma… İnandığınız bir davaya, sosyal eşitsizliğin giderilmesi çabasına veya kamuoyunun dikkatini çekmeye yönelik eylemlerdir.

İtaatsizliğiniz ve açıkça başkaldırınızla kendi hâkimiyetlerinizin simgesi olan eylemler oluşturursunuz. Bir başka deyişle kanunlara karşı çıkmak, mevcut düzene başkaldırının sonucudur. Masumdur, kanundışıdır, ama adaletlidir.

Kişi hak ve özgürlüklerinin yaşama geçtiği ve somutlaştığı bir devlet hukuk devletidir. Hak ve özgürlükleri talep etmek en basit insan hakkı olarak görülmelidir.

Acaba hukuk devletinde başkaldırıyı ya da sivil itaatsizliği nasıl kavramalıyız?

“El Che”

Yanıtı hukuk devleti kavramı içinde aranmalıdır. Birinci adımda, sivil itaatsizlik ya da başkaldırı ceza yasalarıyla açıklanmamalıdır. Anayasada “hak” olarak tanınmalıdır ve insan haklarının hukuku ile kavranmalıdır. Başkaldırı, hukuk devletinde tartışma ve değişim yaratmalıdır. Amacı böyle açıklanmalıdır ve hukuk tarafından korunmalıdır.

Düşünen ve düşündüğünü korkusuzca söyleyebilen kişi doğruyu bulabilir. Hukuk düzeninde veya devlet politikalarında değişiklik sağlamak için girişilen açık, şiddet içermeyen, bilinçli, siyasal ve yasaya aykırı eylem; başkaldırı hakkıdır.

Eylem, yaşamsal ve sosyal bir amaç için gerçekleşiyorsa suç sayılmamalıdır. Yasalara veya yönetimin kararlarına aykırı düşmesi eylemi hukukun korumasından yoksun bırakmamalıdır.

Siyasal kararlılıkla yürütülen ve kendini aslında temsil ettiği siyasal düşünce ile somutlaştıran eylem de hukuk tarafından korunmalıdır. Haksız sayılan bir yasaya karşı çıkmak ve bu karşı çıkma nedeniyle uğranılacak cezayı bilmek ve buna rağmen bilinçli olarak ve şiddete başvurmaksızın talepte bulunmak insan hakkının bir parçası olan başkaldırı hakkı olarak tanınmalıdır. Çünkü bu başkaldırı hakkı adalet duygusuna ve meşruluk kuralına dayanmaktadır. Sivil itaatsizlik, insan içindir.

“El Che” fotoğrafı dünyanın her yerinde “başkaldırının” simgesi olarak binlerce fotoğraf ve postere dönüşmüştür. Le Monde gazetesinden gazeteci Annick Cosjean’la görüşen fotoğrafçı Korda şunları söyler: “Muhteşemdik, başkaldırıyı biliyorduk, kahraman gibi görüyorduk kendimizi. Kamuoyunu şaşırtmamızın ne önemi vardı. Koyun değildik hiç değilse. Olayların, yaşamın anlamını düşünüyorduk. Ve düzeni değiştiriyorduk”.

Direnme ve başkaldırı hakkı, sivil itaatsizlik, eşitsizlik ve adaletsizlik yaratan sorunların giderildiği bir demokrasinin kurulması için, hukuk devletinde hak olarak tanınmalıdır.

Yaşadıklarımdan öğrendim… Koyun değildik hiç değilse, muhteşemdik ve başkaldırıyı biliyorduk…

[/sws_3_columns_2thirds_last]

11 Eylül 2011 Futuristika!

Fikret İlkiz

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page