<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Futuristika!</title>
	<link>http://www.futuristika.org</link>
	<description>Enteresan mevzular dergisi</description>
	<pubDate>Fri, 16 May 2008 10:02:22 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Jorge Luis Borges ile söyleşi</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/15/jorge-luis-borges-ile-soylesi/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/15/jorge-luis-borges-ile-soylesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 20:17:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Borges]]></category>

		<category><![CDATA[Enteresan]]></category>

		<category><![CDATA[Habitus]]></category>

		<category><![CDATA[Jorge Luis Borges]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/15/jorge-luis-borges-ile-soylesi/</guid>
		<description><![CDATA[Futuristika olarak, Borges burcundayız. Borges’in, 1984 yılında Buenos Aires üniversitesi felsefe ve psikoloji profesörleri ve öğrencileriyle gerçekleştirdiği bu söyleşi, İngilizce olarak ilk kez "Habitus" isimli bir diaspora dergisinde Şubat ayında yayınlandı. Söyleşi Türkçe'de ilk kez, Futuristika'da... ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/borges3.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first"><em>Jorge Luis Borges ile 1984 yılında Buenos Aires Üniversitesi </em><em>Felsefe profesörleri ve </em><em>Psikoloji bölümündeki öğrencileri tarafından gerçekleşen bu söyleşi, İngilizce&#8217;de ilk kez, bir diaspora dergisi olan Habitus&#8217;un Buenos Aires sayısında, Şubat ayında yayınlandı. Dolayısıyla Türkçe&#8217;de ilk kez -bize gelen bilgi doğrultusunda- yayınlama keyfi Futuristika&#8217;nın oldu. </em></p>
<p><em>Söyleşinin Futuristika&#8217;da yayınlanmasındaki yardımı nedeniyle, <a target="_blank" href="http://www.habitusmag.com/">Habitus</a> editörü Joshua Ellison&#8217;a teşekkür ederiz.</em></p>
<h3><strong>BORGES: Tamamıyla unutulmuş olmayı diliyorum</strong></h3>
<p><strong>RÚSSOVICH: Başlıyoruz. Ne diyebiliriz…?</strong></p>
<p>- Başlangıçta, b’reshit bara elohim, olmaz mı?</p>
<p><strong>RÚSSOVICH: “B’reshit bara elohim et hashamayin ve et ha’aretz,” Tanrı başlangıçta, yıldızları ve yeryüzünü yarattı.</strong></p>
<p>- Hayır, &#8220;Tanrılar&#8221; yarattı.</p>
<p><strong>RÚSSOVICH: Ah, “Tanrılar”; elohim çoğul bir kelime evet. Borges daha iyi bilir. (<em>Gülüyor</em>)</strong></p>
<p><strong>ABRAHAM: Bugün, Felsefe, tartışmak için Şiiri misafir ediyor. Aramızda bir şair var…</strong></p>
<p>- Sözde şair&#8230;</p>
<p><strong>ABRAHAM: O zaman bu sözde şaire, felsefe ve şiir arasındaki ilişkiyi sorabiliriz.</strong></p>
<p>- Bir süre önce, felsefenin muhteşem bir çalışma alanı olduğunu söylemiştim. Ancak felsefeye karşı çıkan birşeyi kastetmemiştim. Tam tersine, felsefe de tıpkı şiir gibi iki ayrı kısımdan gelen sözdizimini sürdürmektedir; bu yönüyle felsefe, estetik arasında bir yeri hak ediyor. Teoloji ve felsefeye fantastik edebiyat olarak bakarsanız, şairlerden daha arzulu olduklarını göreceksiniz. Mesela, yeryüzündeki hangi şiir Spinoza’nın tanrısı kadar şaşırtıcı olabilir? “Sonsuz niteliklerle donatılmış sonsuz bir öz.”</p>
<p>Her felsefi düşünce kendi özel kanunları olan bir dünya yaratır. Bu modeller fantastik olabilir ya da olmayabilir. Bunun önemi yok. Ben şiir ve fabl’lar ile ilgilendim, çünkü romancı değilim. Ömrümde çok az roman okudum. Bana kalırsa en önemli roman yazarı Joseph Conrad’dır. Hiç roman yazmaya yeltenmedim. Fabl yazmayı denedim. Ömrümü her şeyden çok, okumaya adadım. Bunu yaparken fark ettim ki, felsefi metinleri okumak, edebi metinleri okumaktan daha az keyif verici değil. Hatta aralarında temel bir farklılık da bulunmuyor.</p>
<p>Babam bana kütüphanesini gösterdi, ki kütüphane bana sonsuz gibi gelmişti. Ne istersem okuyabileceğimi söyledi. Ancak her hangi bir şey bana sıkıcı gelirse, onu hemen yerine koymalıymışım. Bu durum, mecburi okumanın dışındadır. Okuma eylemi mutluluk vermelidir, felsefe mutluluk vermelidir, bu durum da bir sorunu gözlemektir. Quincey, problemin ne olduğunu keşfetmenin, onu çözmek kadar önemli olduğunu söylemişti. Hiç çözüm bulundu mu bilmiyorum ama bir çok problemin keşfedilmiş olduğu kesin. Dünya daha esrarengiz, daha enteresan ve daha büyüleyici olmaya devam ediyor.</p>
<p>Biraz önce, hayatımı okumaya ve yazmaya adadığımı belirttim. Bana göre bu ikisi, eşit derecede keyif veren eylemlerdir. Yazarlar, yazmanın bir işkence olduğunu söylediklerinde, ne demek istediklerini anlamıyorum. Yazmak bana göre bir gereklilik. Eğer Robinson Crusoe olsaydım, kendi ıssız adamda yazabilirdim. Küçükken, asker atalarım gibi kahramanlık dünyasında yaşayacağımı düşünmüştüm. Zengin ve bana ait bir yaşam… Bir okuyucunun yaşamı ise, bazen acı verici biçimde sefil geliyordu bana. Şimdi artık buna inanmıyorum. Bir okuyucunun da yaşamı diğer hayatlar kadar zengin olabilir. Kütüphanesinden ya da Cervantes’in adlandırdığı gibi kitaplığından hiç ayrılmayan Alonso Quijano’yu düşünün, O’nun okuma yaşamı, kendisini Don Kişot’a çevirmeden önce de en az o kadar renkliydi. O’na kalırsa, sonraki yaşamı daha gerçekti, ben onun yaşamını okurken ise, yaşamımın en canlı deneyimlerinden birini tecrübe etmekteyim.</p>
<blockquote><p>Benim yaşımda birinin çağdaşı yoktur. Hepsi ölmüştür.</p></blockquote>
<p>Ve şimdi, seksen beş yaşıma girmenin açıklığıyla, içimde hiç hüzün olmadan, anılarımın dizeler ve kitaplarla dolu olduğunu kabul ediyorum. 1955 yılından beri göremiyorum -okuyucu görümü kaybettim. Ancak, geçmişteki yaşamımı düşündüğümde , arkadaşlarımı, aşkları düşünsem de hemen hemen tamamen düşündüğüm şey kitaplar oluyor. Hafızam, birçok dilden alıntılarla dolu. Felsefeye dönersek, bence felsefenin sunduğu çözümlerle zenginleşmiyoruz, sunduğu çözümler kesin değil, o çözümler keyfî. Felsefe, bizi dünyanın düşündüğümüzden daha gizemli bir yer olduğunu göstererek zenginleştiriyor. Felsefenin bize sunduğu, bir sistem değildir. Biri sanki somut ve şeffaf bir bilgi parçası açıklamış gibi bir şey değildir. Daha çok bir dizi şüpheden oluşur ve keyif veren nokta bu şüpheler üzerinde çalışmaktır. Felsefe çalışmak çok güzel olabilir.</p>
<p>Yani, başlangıçtaki konu dışındaki kelama dönersek, felsefe ve şiir arasında bir fark olması gerektiğini düşünmüyorum. Şimdi diğer sorularınıza gelebiliriz, umarım onları konu dışına çıkmadan, somut olarak cevaplayabilirim. Ancak, kuşkusuz biraz heyecanlıyım. Oldukça çekiniyorum. Çekingenlik konusunda çok deneyimliyim. Gençken çekingendim, şimdi seksen beş yaşımda ciddi anlamda dehşete düşmüş durumdayım. (<em>Gülüşmeler</em>)</p>
<blockquote><p>Bana göre ölüm umuttur. Yok olmanın akıldışı kesinliğidir, silinmek ve unutulmaktır.</p></blockquote>
<p><strong>Sayın Borges, felsefe hakkında oldukça ilginç bir noktaya değindiniz. Felsefenin esrarengiz karakteri. Önemli felsefi gizemler arasında çok sayıda bulunmasına rağmen biri var ki…</strong></p>
<p>- Ben “Başka yok” derdim…</p>
<p><strong>İşte bu gizemler arasında, bir gizem gerçek olan, diğeri ise ölümün gizemi.</strong></p>
<p>- Bana göre ölüm umuttur. Yok olmanın akıldışı kesinliğidir, silinmek ve unutulmaktır. Üzgün hissettiğim anlarda şöyle düşünüyorum: bir 20.yy Güney Amerikalı yazara ne olduğu ne fark eder ki? Tüm bunlarla ne yapmam gerekir? Şimdi bana ne olduğunun önemli olduğunu düşünüyordunuz, peki ya eğer yarın yok olacaksam? Tamamıyla unutulmayı umut ediyorum. Sadece unutulmanın ölüm olduğuna inanıyorum. Ancak, belki de yanılıyorumdur. Belki de bir başka gezegende, farklı şartlar altında bir başka yaşamımız olacaktır. Bu hayatımızdan daha sıkıcı olmayan. o yaşamı da kabulleneceğim. Tıpkı bu hayatı kabullendiğim gibi. Ancak diğer yaşamımda gençken, buradaki hayatımı unutmuş olmayı dilerim. (<em>Gülüyor</em>)</p>
<p><strong>Yaşamın size verdiklerini kabullendiğinizi ve her şeyi bıraktığınızı söylüyorsunuz. Ancak davranışlarınızla bu hayatı kurgulamış olmuyor musunuz?</strong></p>
<p>- Özgür iradeye inanmıyorum. Bu nedenle, kurgulamıyorum.</p>
<p>Eğer siz özgür iradeye inanıyorsanız, bu kavram gerekli bir illüzyondur. Ancak benim geçmişim söz konusu olduğunda, yaptığım her şeyin dünya tarihine, daha önce gerçekleşen tüm evrenin ilerlemesine bağlı olduğunu kabul edebilirim. Ancak şu anda özgür olmadığım söylenirse, kendimi uzaklaştırırım. İşte burada iki elim de duruyor. Masanın üstüne hangisini koyabileceğimi söyleyebilirim. Şu anda buna eminim. Ancak şimdi sol elimin düşmesine izin verdim, bunun yönlendirilmiş olduğunu ve sağ elin düşmesinin imkansız olduğunu nasıl kabullenebilirim?</p>
<p>Fakat geçmişi kastettiğimizde, kötü bir davranışta bulunduğumu düşünün, pişman olmak için herhangi bir nedenim yok çünkü zaten karar verilmiş bir hareketti. Her şey önceden belirlenmiş olduğundan, ceza ve ödül fikirlerinin her ikisi birden yanlış olabilir. Özgür irade yoksa, her şey belirli şartlara bağlı demektir. Ancak bu durum bireyin kişiliğine göre değişiklik gösterir. Belki siz gençler daha özgür hissedebiliyorsunuz. Ancak bana gelince, buna inanmak oldukça zor geliyor.</p>
<p><strong>Zaman temasının en önemli konulardan biri olduğunu belirtiyorsunuz. Buna neden inandığınızı açıklar mısınız?</strong></p>
<p>- Bunun zorunluluk olduğunu fark ettim. Mesela, evreni uzay olmadan tahayyül edebilirsiniz. Çünkü uzayın kendisi dokunulan ve görülebilen bir yaratımdır. Ancak, dokunma ve görme hissini ortadan kaldırıp sadece bilinç olduğunu varsayacağız. Bu bilinç ya da “bilinçler” –sonsuz olabilirler- kendi, sesimizden ya da müziğimizden kelimelerle iletişim kurmalılar, böylesi çok daha güzel olurdu. Uzay, o boşluk, olmasaydı, çok daha dünyevi bir evrenimiz olurdu. Ancak, zaman olmadan evren, bana göre, düşünülemez.</p>
<p><strong>Eğer çalışmalarınızı eleştirecek olsaydınız, labirentler ve aynalar gibi belirli sembolleri nasıl açıklardınız?</strong></p>
<p>- Söz konusu labirent olunca cevap basit: labirent, zihin karışıklığının yeryüzündeki en bilinen sembolüdür. Kendimi tamamen kaybolmuş hissediyorum ve labirent de, kayboluşun simgesi. Ancak, ayna konusu o kadar kolay değil. Birinde “Ben” olmanın fikri, daha sonra üçüncü şahıs olmaya dönecektir ki bu durum, aynanın görüntüsüdür.</p>
<p>Bu konuları ben seçmedim, konular beni seçti. Yazarların konu arayıp seçmeleri gerektiğine inanmıyorum. Konuların yazarları arayıp bulmaları daha uygundur. Hikayede ise, başlangıç ve son kısımları bana her zaman belirirler, başlangıç noktası ile bitiş arasındaki kısım ise muallaktır. Bu şekilde çalışmadıklarını belirten yazarlar vardır. Onların ihtiyaç duydukları bir başlangıçtır, daha sonra en iyi sonu, en iyi çözümü ararlar. Oysa ben başlangıcı ve sonu olduğunu biliyorum, bulmam gereken kısım öykünün kendisi, arada olanlardır. Yanılabilirim de. Bunu fark ettiğimde her şeye yeniden başlamak zorunda kalırım.</p>
<p>Tüm bu süreçteki gerçek görülebilmeli, görülmese sıkıcı olurdu. Benim yaşımdaki birinin çağdaşı yoktur. Hepsi göçüp gitmiştir. Zamanımın önemli bir bölümünü tek başıma geçirdim ve bundan şikayetçi değilim. Zamanı, kuşkusuz ki herhangi bir anda nihayete erebilecek bir geleceğe yönelik planlarla çoğaltıyorum. Birçok genç arkadaşım var, ancak, doğal olarak, onlar bana kendi zamanlarını veremezler.</p>
<p><strong>Carlos Fuantes, Buenos Aires’in kelimelere dökülmek için mükemmel bir şehir olduğunu ve bunu sizin çok iyi yaptığınızı söyledi. Kendinizi bir Buenos Aires yazarı olarak tanımlıyor musunuz?</strong></p>
<p>- Öncelikle, böyle mi bilmiyorum ama, kendisine teşekkür ederim. Ben tabii ki, Buenos Airesliyim, tam ortasında doğdum. Bu şehri çok iyi tanıyorum, ancak o zamanlar daha farklıydı. Esmeralda ve Suipacha arasındaki Maipú’da doğdum. Bloktaki tüm evler alçaktı, sokağa açılan tek bir kapı, üstünde kapı tokmağı –zil yoktu-, koridor, iç kapı, veranda, kuyu ve çok yüksek tavanlar. Buenos Aires çok ayrıydı. Aslında bilmediğim birçok bölgesi var. Mesela, Teatro Colón’a hayatımda ilk kez bir yıl önce gittim; Villa del Parque ve La Boca del Riachuelo’da hiç bulunmadım, buraları bilmediğim yerler. Barracas, El Sur, El Centro, Palermo da öyle. Ancak düşlediğim Palermo, Evaristo Carriego<sup>1</sup></span>’nun ortadan kaybolduğu bölgedir.</p>
<p><strong>Her yazarın bir başyapıtı vardır. Sizinki hangisi?</strong></p>
<p>- Bazı çalışmaların başyapıt olması bana göre yanlış, her çalışma başyapıt olabilir.</p>
<p><div class="imagecaptioneasy imagecaptioneasy_left" style="width:261px;"><img vspace="3" align="left" width="261" src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/borges2.jpg" hspace="3" alt="'B’reshit bara elohim et hashamayin ve et ha’aretz'" height="399" /><br style="clear:both" /><span>'B’reshit bara elohim et hashamayin ve et ha’aretz'</span></div><br />
Bu durumun hangi yazarın okunduğuna göre değişiklik gösterdiğine inanıyorum. Eğer bir günlük okuyorsanız, onu unutmak üzere okursunuz; eğer bir kitap okuyorsanız, hatırlamak üzere okuyorsunuz. Eğer okuduğunuz yazar ünlüyse, daha fazla saygı gösteriyorsunuz. Ancak okuduğunuz metin aynı olabilir. Her iki metin de aynı şekilde geçerli ya da hatalı olabilir. Eksiksiz bir kitabın varolduğuna inanmıyorum. Dahası, belki de her neslin, eski güzel kitapları kendi konuşma şekline ve etkisine göre yeniden yazmakta olduğunu görmelisiniz.</p>
<p>Bir hikaye için on ya da on iki adet taslak olduğunu düşüneceğiz, her birinin hikayeyi kendince, tabii ki her biri değerli olan, küçük farklılıklarla anlatması gereklidir. Bu durumda söylenen her şey, zaten kendi içinde hatalıdır.</p>
<p>Öte yandan, bu kitaplar okuyucuların nesilleriyle zenginleşmektedir. Hiç şüphesiz ki, Alonso Quijano şu anda Cervantes’in düşlediğinden çok daha kompleks bir yapıdadır. Çünkü Alonso Quijano, mesela Miguel Unamuno ile zenginleşmiştir. Hiç şüphesiz, Hamlet şu anda Shakespeare’in onu orijinal olarak ortaya çıkardığı zamana göre daha karışık bir hal almıştır ve Coleridge, Bradley, Goethe ve diğer birçok kişi tarafından zenginleştirilmiştir. Demek ki kitaplar, yazarının ölümünden sonra yaşamaya devam ediyor. Her okunduklarında, metin, az da olsa, değişiyor. Büyük bir saygıyla okurken, kitapta yazarı tarafından göz ardı edilen zenginlikleri görebiliyoruz. Belki de iyi bir kitap, yazarının onu kurguladığı şekil ile tam olarak örtüşmeyebilir. Cervantes şövalyelik ile biraz dalga geçmek istemiştir ve gerçekten de, eğer hatırlayan birileri varsa, Palmarín de Inglaterra, Amadís de Gaula, Tirante Blanco’ya Cervantes oldukça gülmüştür. Hernández, Martín Fierro’yu vergileri protesto etmek için yazmıştır, çölü fethetmenin tersine. Gerçekte, tüm bu temalar, tasarlandıkları hallerin dışına çıkmaktadır. İşte, Martín Fierro, yaşayan, acı çeken ve yaşamaya devam edip, Martín Fierro’nun düşündüğünden daha fazla acı çeken biridir şimdi. Her iyi kitabın değiştirilmiş, dönüştürülmüş olduğuna, kültürlerin tarihiyle zenginleştiklerine, neredeyse ikna olmuş durumdayım.</p>
<p>Ancak, kendi kitaplarımdan bahsedemem. Onları yazdım ve sonra da unutmaya çalıştım. Ben bir kere yazıyorum, okuyucu defalarca okuyor, öyle mi? Hayır. Yazdıklarım hakkında düşünmeye çalışıyorum, geçmiş hakkında düşünmek oldukça sağlıksız bir durum. Şikayet örneklerinde olduğu kadar, ağıtlarda da oldukça hüzünlü.</p>
<p><strong>Yaşamınızda, acınızdan olduğu kadar mutluluğunuz nedeniyle de minnettar olduğunuzu ve ayrıca, körlüğünüzün getirdiklerini kabullendiğinizi söylemiştiniz. Acı ve körlük için, neden minnettarsınız?</strong></p>
<p>- Çünkü, olmak istediğim gibi, bir sanatçı için, yeryüzünde gerçekleşen her şey, çalışmalarınız için birer malzemedir. Bazen bu durum zor olabilir. Mutluluk çok fazla şey gerektirmiyor aslında, kendi içinde bir sonuçtur mutluluk. Mutsuzluk ise, başka bir şeye dönüştürülmek, güzelliğe yükseltilmek zorundadır. Sanatçı için, kendisinin başına gelen her şey, kalıplandırıp şekil vereceği bir çömlektir. Sanatçı, her şeyi bu yönde hissetmeye çalışmalıdır. Bu sunulanlar gaddarca olsa bile…</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F15%2Fjorge-luis-borges-ile-soylesi%2F&amp;t=Jorge+Luis+Borges+ile+s%C3%B6yle%C5%9Fi', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div><ol class="footnotes"><li id="footnote_0_722" class="footnote"><span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: 'Palatino Linotype'"> </span>Borges’in ilk düzyazı kitabında adı geçen şair. Borges’in çocukluğunun Palermo’sunı anlattığı metinde söz edilir. Bıçakların ve gitarların Palermo’sunda&#8230;<span style="font-size: 10pt; color: black; font-family: 'Palatino Linotype'"></li></ol>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/15/jorge-luis-borges-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Boğaz&#8217;da bir kuğu&#8230;</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/10/bogazda-bir-kugu/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/10/bogazda-bir-kugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 May 2008 13:34:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Boğaz]]></category>

		<category><![CDATA[kuğu]]></category>

		<category><![CDATA[La Diva Turca]]></category>

		<category><![CDATA[Leyla Gencer]]></category>

		<category><![CDATA[opera]]></category>

		<category><![CDATA[şan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/10/bogazda-bir-kugu/</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.futuristika.org/2008/05/10/bogazda-bir-kugu/"><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/lgencer.jpg" width="245" /></a></p>
<p>Dünya opera tarihinin en önemli sopranolarından Leyla Gencer, bugün; 10 Mayıs Cumartesi günü sabaha karşı 4 sularında, Milano’daki evinde solunum ve kalp yetmezliğinden vefat etti.</p> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap-first">20. yüzyılın en büyük divalarından Leyla Gencer, bugün; 10 Mayıs Cumartesi günü sabaha karşı 4 sularında, Milano’daki evinde solunum ve kalp yetmezliğinden vefat etti.</p>
<p><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/leylagencer.jpg" alt="leylagencer.jpg" align="right" /></p>
<p>Mekanı cennet olsun, ruhu huzur bulsun.</p>
<p>10 Ekim 1928&#8242;de İstanbul’da doğan Leh asıllı Türk-Levanten Leyla Gencer Çubuklu&#8217;da büyür. İtalyan Lisesi&#8217;nden sonra İstanbul Belediye Konservatuarı’nda şan eğitimine başlar. İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile çalışmalarına devam eden sanatçı, sahneye ilk adımı 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni&#8217;nin Cavalleria Rusticana eserindeki Santuzza rolüyle atar.</p>
<p>Uluslararası sahnelere, yıllarca yankılanacak ismini ilk kez 1954 yılında Napoli’de fısıldar. Santa Carla Tiyatrosu’nda “Madame Butterfly” operasıyla dikkatleri üzerine çeker. 1957 yılında Milano’da La Scala Operası’nda ilk kez sahneye çıktığında, başarısının getirdiği alkışlar ve kahkahalar eşliğinde doruğa çıkar. Sahnelenen opera, Poulenc’in Les Dialogues de Carmelites&#8217;dır.</p>
<p>Ülkesinden çok yurt dışında tanınan ve belki de takdir edilen sanatçı “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” ünvanlarıyla hafızalara kaydedilir. Opera arenasında yerini, repertuarında 34 besteciden 70&#8242;in üzerinde operasıyla koruyan bel canto soprano, 1980 yılında sahneleri bırakır fakat bu sanata gönül vermişlerin, sadık dinleyicilerinin kalbinden ve zihninden asla çıkmadı.</p>
<p>Ülkesinde, kariyerine başladığı zamanlardan çok çok sonra aldığı “Devlet Sanatçısı” ünvanının yanı sıra pek çok yerli ve yabancı ödüllere sahip olan sanatçımızın son yıllarda aldığı ödüller, Mütevelliler Kurulu Başkanı da olduğu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’dan &#8220;Yaşam Boyu Ödülü&#8221; ve İtalya’da Caruso Ödülü idi.</p>
<p><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/kugu.jpg" alt="kugu.jpg" align="middle" /></p>
<p>Milano&#8217;da yaşıyan sanatçı son yıllarında La Scala Operası&#8217;nın kurduğu akademide sanat yönetmeni olarak çalışıyor, birikimini ve bilgilerini yeni nesil sanatçılara aktarıyordu. Ayrıca, 1995 yılından beri  düzenlenen “<a href="http://www.leylagencer.org/yarisma.asp?cid=41&amp;k1=yarisma&amp;k2=tarihce" target="_blank">Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması</a>”yla opera dünyasına yeni yetenekler kazandırmaya devam ediyordu.</p>
<p>Leyla Gencer’in cenazesi, ölmeden önce belirttiği istekleri doğrultusunda, 13 Mayıs Salı günü La Scala Operası’nın Santa Basila Kilisesi‘nde düzenleyeceği bir törenden sonra yakılmak üzere krematoryuma götürülecek. Sanatçının külleri ise daha sonra İstanbul’a getirilecek, Ortaköy’de törenle Boğaz sularına dökülmek üzere. Boğaz&#8217;da bir kuğu&#8230;</p>
<p>Yine sanatçının vasiyeti üzerine, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yeni yapılmakta olan merkezinde bir “Leyla Gencer Müzesi” oluşturulacak.</p>
<p><a href="http://www.leylagencer.org/" target="_blank">Leyla Gencer</a>&#8216;in nadide sesi, ender bir stüdyo kaydı:</p>
<p><a href="http://rapidshare.com/files/28220155/leyla_gencer.rar.html" target="_blank">Franz Liszt / Tre Sonetti Del Petrarca / Piano: Marcello Guerrini</a></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F10%2Fbogazda-bir-kugu%2F&amp;t=Bo%C4%9Faz%26%238217%3Bda+bir+ku%C4%9Fu%26%238230%3B', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/10/bogazda-bir-kugu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de tasarımcılığın ilk adımları</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/09/turkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/09/turkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 22:01:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özkan Şahin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>

		<category><![CDATA[albüm kapakları]]></category>

		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<category><![CDATA[Tasarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/09/turkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari/</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.futuristika.org/2008/05/09/turkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari/"><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/elmasekerleri.jpg" width="245" /></a></p>
<p>Türkiye'de tasarımcılığın ilk adımları; albüm kapaklarına ilk yansımalar...</p> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap-first">Artık  “serçeyi boyayıp bülbül diye satacak” kadar parıltılı bir kudrete sahip grafik teknolojisi ve tasarım yetileri Avrupa’nın, Amerika’nın en köklü ajanslarının tasarımcılarının yetileriyle yarışacak kadar vakur grafikerlerimiz işlerinin bu topraklardaki evrim süreci hakkında elbette birçok metaya rastlamışlardır. Lakin nerden nereye geldiğimizi hatırlama babında basit bir örnek olsun diye eskinin albüm kapaklarına bir bakınmak gerek…</p>
<p><p><a href="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/plugins/dm-albums/dm-albums.php?currdir=/media/galeri/albumkapaklari/">View Photo Album</a></p></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F09%2Fturkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari%2F&amp;t=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de+tasar%C4%B1mc%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1n+ilk+ad%C4%B1mlar%C4%B1', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/09/turkiyede-tasarimciligin-ilk-adimlari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Emeğin karşılığı, içki parası&#8230;</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/07/emegin-karsiligi-icki-parasi/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/07/emegin-karsiligi-icki-parasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 22:01:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Pınar İlkiz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[bahşiş]]></category>

		<category><![CDATA[Enteresan]]></category>

		<category><![CDATA[tip]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/07/bahsis/</guid>
		<description><![CDATA[Ben bahşişe karşı olan kesimdenim ama hem haklı sebeplerim var hem de çeşitli durumlara göre esnek bir insanım. Öncelikle bana sorulmadan kesilen bahşişe ben bahşiş değil vergi derim. İkinci olarak herkes bahşişi haketmez...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/para_imaj.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">Geçen gün gittiğim kuaförde -ki her Türk genç kadını hayatının bir evresinde bu oluşuma dahil olmuştur, olacaktır- çıkmak üzere olan bir kadın bahşiş vermeye çalışıyordu. Ama işin ters yanı vermeye çalıştığı bahşişi benim çantama koymaya çalışmasıydı. Çantamı tutan kadın ise bahşişin asıl hedefiydi. Şimdi kadının neden çantamı tuttuğuna da bir açıklık getirmek istiyorum, zira çanta, palto tutturup, poşet, torbe taşıtan zihniyete sonuna kadar karşı olduğum bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Bahsettiğim kadın beni muhtemelen altı yaşımdan beri tanıyor. Yıllardır kuaföre değil de bilmem ne teyzeye giderim anlayacağınız. Hayat böyle bir şey işte. Çocukken kan ter içinde camından sarkıp bir bardak su istediğiniz teyzeler zaman içinde çok farklı bir yerde karşınıza çıkabiliyor. Bu mevzuyu daha fazla uzatmaya gerek yok.</p>
<p>Konu, girişi biraz dağınık olsa da &#8220;bahşiş&#8221;. Vermek için gerildiğiniz, vermediğiniz zaman da gerildiğiniz, gerekli olup olmadığı üzerine tartıştığınız (sanırım bu ben oluyorum) ve hatta bazı zamanlar siz istemeden sizden alınan meblağ.</p>
<p><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/bahsis.jpg" alt="bahsis.jpg" align="right" />İngilizcesi &#8220;Tip&#8221; olan kelimenin kökeni 16. yüzyıla dayanıyor. Anlamı ise &#8220;Beklemeden vermek&#8221;. Almanca &#8220;Tippen&#8221;den gelmiş ki onun da anlamı &#8220;to tap&#8221;; sözlüğe baktığınızda en anlamlı karşılığı &#8220;borç istemek&#8221; oluyor galiba. Daha modern bir kullanım ise Almanca&#8217;da &#8220;Trinkgeld&#8221; yani &#8220;Altın içmek&#8221; ya da &#8220;İçmek için para&#8221; anlamına geliyor. Her ülkede de aslında bahşiş kelimesinin farklı bir karşılığı var. Yunanistan&#8217;da &#8220;Gift for a Friend/Bir arkadaşa hediye&#8221; anlamına gelen kelime Japonya&#8217;da &#8220;Pay from the heart/Kalpten ödemek&#8221; olarak çevriliyor. Diğer birçok ülkede ise kelime genel olarak hep içeceklerle ilgili:</p>
<p>Almanya, &#8220;Drink money/İçki parası&#8221; ya da &#8220;I&#8217;m ok with this/Benim için sorun yok&#8221; - Macaristan, &#8220;A little something for the wine/Şarap için ufak bir şeyler&#8221; - İzlanda, &#8220;Drink money/İçki parası&#8221; - Rusya, &#8220;For a tea/Bir çay için&#8221; (ki bu kadar votka içen bir ülkede hiçbir bahşişin çay için olacağına inanmamı beklemesinler) - Hindistan, &#8220;For tea or water/Çay ya da su İçin&#8221; - Fransa, &#8220;For a drink/Bir içki için&#8221;. Sonuçta hepsi biraz da ülkenin kültürü ya da içinde bulunduğu koşullarla ilgili.</p>
<p>Tahmin ettiğiniz üzere bazı ülkelerde hiç bahşiş verilmiyor ama tabi ki vermeye kalkarsanız da kimse hayır demiyor. Belirleyici olan etken bahşiş ile rüşvetin birbirine karışmaması. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde kimse bahşişi sorun etmezken genelde minnettarlık belirttiği için yoksulluk seviyesi yüksek olan ülkelerde bahşiş beklenen bir şey haline dönüşüyor. Asıl olarak bahşiş size verilen servisten memnun kalmanız kaydı ile verilen bir miktar para ama bazı restoranlarda otomatikman kesilen yüzde 10 ya da yüzde beşin en olduğunu hiç sormayın, zira ben de bilmiyorum.</p>
<p>Bahşişin nasıl verildiği de önemlidir. Sadece restoranları baz alarak konuşmadığımızı varsayarsak eğer eline sıkıştırmak, cebine koymak, masaya bırakmak vs. diye gider hatta yaratıcı yollar da bulunabilir. Ama hangisinin neye göre kime göre daha uygun olduğu tartışılır.</p>
<p>Her ülkenin kendine göre bir bahşiş anlayışı var. Mesela Hırvatistan&#8217;da postacılara bahşiş vermek yaygınken ABD&#8217;de ise dövme ve piercing yapanlara bahşiş vermek alışagelmiş bir durum. Ki bu biraz garip olsa gerek. Bizde ise kuaförden tutun da taksi şoförüne kadar herkes, herkese bahşiş vermeye pek hevesli. Sanırım bu konuda bize en yakın ülke de Almanya. Bizde de hala bahşişini vermeden yerinize oturmanıza izin vermeyen sinema görevlisi, kantinci, yer gösterici mevcut, hem de hepsi aynı kişi. Kendilerinin Kadıköy sinemalarında yıllardır yaşadığı da bir tevatürden ibaret değildir hani.</p>
<p><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/bahsismasa.jpg" alt="bahsismasa.jpg" align="left" hspace="3" />Kuafördeki bahşiş kazası aklıma bir arkadaşımın bahşişle imtihanını getirmişti. Sene ya 1997 ya da 1998, abisi ile sinemaya gidiyor. Hem sosyalleşmek hem de yol yordam öğrenmek adına abisi bahşiş işini kıza devretmiş. Kız da elinde para sinemanın girişini doğru seğirtmiş. Kapıdan girmişler, sinema salonunun girişinde ilk gördüğü adama bahşişi uzatmış arkadaşım, adam &#8220;Yok!&#8221; demiş, kız ısrar etmiş, adam &#8220;Hayır hanımefendi, sağolun.&#8221; demiş, kız yine diretmiş. Kavga dövüş kız bahşişi bileti kesen adama vermiş. Sonra içeri girmişler, yer gösterici gelmiş bileti almış, yerlerini göstermiş ve beklemeye başlamış. Kız ne olduğunu şaşırmış tabi, ilk görevini yerine getirmekteki başarısızlığı ile yer göstericiye dönüp &#8220;Ama ben girişteki arkadaşa vermiştim!&#8221; demiş.</p>
<p>Ben bahşişe karşı olan kesimdenim ama hem haklı sebeplerim var hem de çeşitli durumlara göre esnek bir insanım. Öncelikle bana sorulmadan kesilen bahşişe ben bahşiş değil vergi derim. İkinci olarak herkes bahşişi haketmez; mesela arkadaşlarımla konuşurken paravan misali arkadaşlarımla konuşmamı bölen ve menüyü yüzüme yapıştıran bir garsonun neden bahşiş alması gerektiğini açıklayabilir mi? Şimdi size çok gaddar gözükebilirim ama gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki, yemekleri güzel, çalışanları güleryüzlü bir mekanda cebimde hiçbir zaman akrep olmaz. Zira garsonlara bile &#8220;siz&#8221; diye hitab eden bir insanımdır.</p>
<p>Emek karşılığını her zaman bulmalıdır ama emeğin hakkı verildiği sürece&#8230;</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F07%2Femegin-karsiligi-icki-parasi%2F&amp;t=Eme%C4%9Fin+kar%C5%9F%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C+i%C3%A7ki+paras%C4%B1%26%238230%3B', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/07/emegin-karsiligi-icki-parasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkmenistan&#8217;dan doğan Gunesh</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/05/gunesh/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/05/gunesh/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 21:23:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>

		<category><![CDATA[beatnik]]></category>

		<category><![CDATA[Gunesh]]></category>

		<category><![CDATA[progressive rock]]></category>

		<category><![CDATA[Rishad Shafi]]></category>

		<category><![CDATA[SSCB]]></category>

		<category><![CDATA[USSR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/05/gunesh/</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.futuristika.org/2008/05/05/gunesh/"><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/gunesh2.jpg" width="245" /></a></p>
<p>Türkmenistan'dan Rishad Shafi'nın grubu Gunesh "seni sevmediğim yalan" diyor, Orta Asya'dan beat nağmeleri.</p> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/gunesh.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">1970&#8242;lerin sonunda Rishad Shafi önderliğinde kurulan, Türkmenistan çıkışlı bir progressive jazz grubu. Etiketlendirme manyağı olmaya gerek yok. Bazı çalışmaları basbayağı bizim o zamanların Cem Karaca&#8217;sı, Moğolları gibi akıp gidiyor. SSCB zamanında kurulan grup, yine o zamanlar, SSCB dışında da ismini duyurmayı başarmış -duyurmasına izin verilmiş- sayılı gruplardan.</p>
<p>Sovyetler&#8217;in, kayıtların yapıldığı tek şirketi olan ve tabii ki devlet yönetiminde çalışmalarını sürdüren &#8220;Melodiya&#8221; tarafından 1980 yılında ilk çalışmaları yayınlandı. Buraya alıntıladığımız şarkılardan Türkmencenin rock ile uyumunu görürken, Obman gayet Türkçe  ilerliyor, &#8220;yalan, yalan seni sevmediğim&#8230;&#8221; Uzaklardan, ama tam olarak bizden bir çalışma, maveraünnehirden beatniklere giden bir köprü.</p>
<p>Nevetski <a href="http://www.futuristika.org/media/Nevestki.mp3">Dinle</a></p>
<p>Obman <a href="http://www.futuristika.org/media/Obman.mp3">Dinle</a></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F05%2Fgunesh%2F&amp;t=T%C3%BCrkmenistan%26%238217%3Bdan+do%C4%9Fan+Gunesh', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/05/gunesh/feed/</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://www.futuristika.org/media/Nevestki.mp3" length="7149568" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://www.futuristika.org/media/Obman.mp3" length="6410240" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Problemli bir çocuk: LSD</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/05/problemli-bir-cocuk-lsd/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/05/problemli-bir-cocuk-lsd/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 20:32:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Abaday</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Popüler Kültür]]></category>

		<category><![CDATA[Albert Hofman]]></category>

		<category><![CDATA[beyaz tavşan]]></category>

		<category><![CDATA[Enteresan]]></category>

		<category><![CDATA[LSD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/05/problemli-bir-cocuk-lsd/</guid>
		<description><![CDATA[Easy Rider'da Peter Fonda motorunu iktidara karşı Don Kişot misali sürerken, politik bir duruşu da yansıtıyordu bize göre. Daha öncesinde Alice bir beyaz tavşanın peşinde gittiğinde, onu çağıran ses şöyle söylüyordu belki: "Don't bogart that joint my friend..." <p><em>Futuristika sentetik tavsiye etmez, herşeyin doğalını sever, bir bilimadamına saygı duruşu sadece.</em></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/lsd5.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">Hayatın içinde kimi zaman kazaların yeri apayrıdır. Beklenilen bir buluş yerine kazayla farklı şeylerin bulunması özellikle de ilaç sektöründe bilinen bir durumdur. Tıpkı kalp için aranan ama başka işlere yaradığı da anlaşılan Viagra gibi. Halen kalp ve kırmızı kan hücrelerinde bir anormallik olduğunda doktorlar Viagra öneriyor.</p>
<p>Bir başka ilginç keşif ise bundan yaklaşık 70 yıl önce İsviçreli kimyager Albert Hofman tarafından yapılmıştı. Hofman Basel’deki Sandoz Laboratuarları’nda çavdar mahmuzu olarak bilinen ve zehirleyici etkileri olan bir mantar türü üzerinde araştırma yapıyordu. Eski çağlarda çeşitli hastalıklara ilaç olarak kullanılan, kimi zaman da insanların halüsinasyonlar görmesine neden olan bu mantarı inceleyen Hofman çeşitli kimyasal sentezlerden sonra onu asit haline getirmeyi başardı. Sanki ateşle oynanan bir deneydi. Çavdar mahmuzu yüzünden Ortaçağ’da kimi kadınlar cadılık yaptıkları gerekçesiyle öldürülmüştü.</p>
<p><div class="imagecaptioneasy imagecaptioneasy_left" style="width:233px;"><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/lsd1.jpg" alt="Hepimiz beyaz tavşanız" align="left" height="291" hspace="4" width="233" /><br style="clear:both" /><span>Hepimiz beyaz tavşanız</span></div><br />
Hofman 19 Nisan 1943’te, yani asidi ilk bulduğundan yaklaşık dört buçuk yıl sonra kendisi üzerinde denedi ve bisikletiyle eve giderken asistanından kendisini izlemesi ricasında bulundu. Hofman yolda etrafındaki yapıların şekillerinin bozulduğunu ve sallandıklarını sanmaya başladı. Kendi deyimiyle dünyaya sanki eğri bir aynadan bakıyordu. Ayrıca hareketleri de sanki kıpırdanırcasına yavaştı. Ne var ki asistanı Hofman’ın çok hızlı gittiğini anlattı kendisine sonradan. Eve sağ salim vardığında bir doktor çağırılmasını ve komşulardan süt bulmasını istedi. Sütün kendisini biraz düzelteceğine inanan Hofman zehirlendiği inancındaydı. Doktor genişleyen kan damarları dışında bir şeyi olmadığını söyledi. Daha sonraki saatlerde ise Hofman ruhunun şeytan tarafından ele geçirildiğini düşünmeye başladı. Komşusu bir iblisti ve kendisini öldürmek istiyordu. Kara kapılar ve duvarlar üzerine gelmeye başlamıştı. Cehennem evinin ortasında açılmış, kendisini ruhları bilen yakan ateşlerin arasına alma isteğindeydi. Yatağın içinde tir tir titreyen Hofman ardından her şeyi daha renkli görmeye başladı. Duvarlar rengârenkti. Kendisi yatakta yatmasına rağmen gözleri ona yukardan bakıyor gibiydi. Masmavi gökyüzüne yükselmesine kimse mani olamazdı. Bu duygularla gülümseyen Hofman uyudu. Sabah kalktığında yenilenmişti, tek hissettiği fiziksel yorgunluktu. Daha sonra yaşadığı tüm duyguları ve hisleri notlarına yazdı.</p>
<blockquote><p>Bu ilacı kendi yararına kullanıp kullanamayacağını anlamak isteyen CIA ilk zamanlar satışını yasaklamadı ve hayat kadınlarına kullandırıp etkilerini inceledi.</p></blockquote>
<p>Sandoz, 1948 yılında Hofman’ın LSD adını verdiği (Lysergic Acid Diethylamide) ilacı ABD’de piyasa sürdü. Sandoz ilacın her türlü psikolojik rahatsızlığı tedavi edeceğini iddia ediyordu. LSD 1950 ve 60’larda tamamen bir fenomene dönüştü. Neredeyse tüm psikolojik hastalığı ve bağımlılığı olanlara öneriliyor, üstüne kitaplar, tezler, araştırma notları yazılıyordu.</p>
<p>Bu ilacı kendi yararına kullanıp kullanamayacağını anlamak isteyen CIA ilk zamanlar satışını yasaklamadı ve hayat kadınlarına kullandırıp etkilerini inceledi. Daha sonra satışın yasaklanması geldi gündeme. Her isteyen açıkça LSD kullanmamalıydı.</p>
<p>Tabii bu yeni buluştan sanat dünyası da yararlandı. İlk uyuşturuculardan birini Aldous Huxley’ye 1953 Mayıs’ında Doktor Humpry Osmond vermişti. Uyuşturucuyu deneyen Huxley, tüm yaşadıklarını anlattığı “Algı Kapıları” (The Doors of Perception) kitabını yazdı. Bu kitap aynı zamanda ünlü rock grubu The Doors’un isimleri için esinlendikleri kitaptı.</p>
<p>Albert Hofman problemli çocuğu olarak tanımladığı LSD ve diğer araştırmaları üzerinde çalışmaya devam etti.</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F05%2Fproblemli-bir-cocuk-lsd%2F&amp;t=Problemli+bir+%C3%A7ocuk%3A+LSD', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/05/problemli-bir-cocuk-lsd/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir ulusun nazi utancı</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/04/bir-ulusun-nazi-utanci/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/04/bir-ulusun-nazi-utanci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 09:15:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Politik]]></category>

		<category><![CDATA[Büyük Britanya]]></category>

		<category><![CDATA[Futbol]]></category>

		<category><![CDATA[Nazizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/04/bir-ulusun-nazi-utanci/</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://www.futuristika.org/2008/05/04/bir-ulusun-nazi-utanci/"><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/ingonazi.jpg" width="245" /></a></p>
<p>Büyük Britanya'nın futbol takımı Berlin Olimpiyatları zamanında, Almanya ile dostluk maçı için sahaya çıkar. Hitler tribündedir, olaylar gelişir...</p> ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/ingonazi.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">Garip nedenlerle futboldan soğumuş durumdayım. Tarikat ve futbol ilişkisi üzerinden, kasaba politikacılığının en güzel örneklerini futbolda görmekten sıkıldığımdan mı yoksa çubuklunun durgunluğundan mıdır bilemem. Eğer entelektüel futbol yazanlarının ve yazarlarının belirttiği gibi futbol ve hayat feci halde birbirine benziyorsa, bu durumu metanetle karşılamak gerekirdi. Ama olmuyor işte. Tribün insanının aklında, ruhunda ve kalbinde öyle bir yerdeki bu oyun, futbola dair olmayan mevzular işe karışınca sosyal çıkarım falan yapmadan reddediyor bünye.</p>
<p>Çünkü futbol, sizi mutlu ettiği kadar, utandırabilir de&#8230;</p>
<p>14 Mayıs 1938 yılında, Berlin Olimpiyat stadında, İngiliz Ulusal Takımı, bakın tekrar ediyorum herhangi bir kulüp değil, İngilizler&#8217;in ulusal takımı, Almanya ile oynayacakları tarihi maç öncesi hep birlikte nazi selamı veriyor.</p>
<p>Buradan anlaşılan, İngiliz devleti de o dönemde, güzide hamam böcekleri gibi, her ortama kolaylıkla uyum sağlamış.</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F04%2Fbir-ulusun-nazi-utanci%2F&amp;t=Bir+ulusun+nazi+utanc%C4%B1', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/04/bir-ulusun-nazi-utanci/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Baba Yod, 13 eşi ve bir asit rock hikayesi</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/03/baba-yod-13-esi-ve-bir-asit-rock-hikayesi/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/03/baba-yod-13-esi-ve-bir-asit-rock-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 May 2008 21:05:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>

		<category><![CDATA[Enteresan]]></category>

		<category><![CDATA[okültizm]]></category>

		<category><![CDATA[psychodelic rock]]></category>

		<category><![CDATA[Ya Ho Wa 13]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/03/baba-yod-13-esi-ve-bir-asit-rock-hikayesi/</guid>
		<description><![CDATA[Father Yod / Yod Baba, 13 adet “ruhani” eşi olan sıradışı bir kişilikti. Baba Yod’u “baba” yapan ise, ruhani bir lider olmasının yanısıra, eşleriyle beraber sürdürdüğü, zamanının ve hatta mevcut zamanların da, önemli psychodelic rock gruplarından bir olan Ya Ho Wa 13’ün de kurucusu, gitaristi ve herşeyi olmasıdır. Aslında, geçmiş zaman değil, bir modern zaman hikayesi…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/babayod1.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">Father Yod / Yod Baba, 13 adet “ruhani” eşi olan sıradışı bir kişilikti. Tabii, kendi kızına 24 yıl tecavüz edip ondan 7 çocuk yapan, karısı kendinden 50 yaş küçük olup 14 yaşında kızlara tacizde bulunan modern dünyada, artık pek sıradışı sayılmaz herhalde. İşin ilginç yanı, Yod Baba suçu örflere de atmıyordu, modern zamanların aksine.</p>
<p>Herneyse, Baba Yod’u “baba” yapan ise, ruhani bir lider olmasının yanısıra, eşleriyle beraber sürdürdüğü, zamanının ve hatta mevcut zamanların da, önemli psychodelic rock gruplarından bir olan <a href="http://www.yahowha.org/" target="_blank">Ya Ho Wa 13</a>’ün de kurucusu, gitaristi ve herşeyi olmasıdır.</p>
<p>1970’li yılların başında, bu okült grup/tarikat/komün, müşterileri arasında John Lennon, Julie Christie, Frank Zappa ve benzeri figürler olan, onların karnını doyuran Source isminde ünlü bir restoranı da işletmekteydi.</p>
<p>13 ruhani eşi olan Yod Baba, altında Rolls-Royce ile, grubu <a href="http://www.yahowha.org/" target="_blank">Ya Ho Wa 13</a>’e liderlik edip, bugün hala koleksiyonerlerin peşinde olduğu psychedelic rock albümleri kaydediyordu. Albümler çalındığı gibi kaydediliyordu, tahmin edersiniz ki, miks ya da edit işlemleri, kutsiyeti bozacaktı.</p>
<p>Charles Manson’un ünlü cinayetleri sonrası hippiler bir anlamda zorla “göç ettirilmişlerdi.” Tarihe herhangi bir şekilde cadı avı olarak geçmeyen bu dönemde, Yod Baba’nın mekanı olan Hollywood tepesi eteklerine binlerce hippi gelmiş ve organik-vejeteryan yemekleriyle ünlü Source isimli bu restorantta Marlon Brando gibi Hollywood ünlülerine yemek verilmişti.</p>
<p>Bir aktör olmak için Hollywood’a gelen ama yolun sonunda, Hindu inanışından etkilenmiş bir kömün/tarikat lideri ve rock star olan Yod Baba’nın asıl adı James Edward Baker’dı.</p>
<p>Ya Ho Wha olarak da bilinen Yod Baba’nın öğretileri, üyeler arasında gizli olsa da, bugün çocukları vasıtasıyla hala inancı ve Tanrı&#8217;nın Kutsal ve Kadim Adı anlamına gelen ismi (Yod Heh Vau Heh – Y A H O W H A) yayılmaya çalışıyor.</p>
<p>Yod Baba’nın inancına göre on emir şöyle:</p>
<p>1. Yeryüzündeki ruhani babanızın öğretisine itaat edin ve ona göre yaşayın.<br />
2. Ruhanı babanızı kendinizden bile çok sevin.<br />
3. Vücudunuzu herhangi bir kısmına zarar vermeyin.<br />
4. Her titreşimin, dışarıdan müdahale olmadan döngüsünü tamamlamasına izin verin.<br />
5. İhtiyacınız olmayan şeye sahip olmayın ve tüm sahip olduklarınızı paylaşın.<br />
6. Erkek ve karısı birdir, hiçbir şey onları ayıramaz.<br />
7. Yaratıcı gücünüzü şehvetle harcamayın. Bunun yerine fiziksel, duygusal ve akli titreşimlerinizi ruhani aşkla uyum içinde birleştirin.<br />
8. Her sabah, yeryüzündeki ruhani babanızın size öğrettiği metodu kullanarak, yükselen yaşam enerjisiyle titreşimlerinize katılın.<br />
9. Her eyleminizi enerjiyle, zekayla, inançla ve aşkla yapın.<br />
10. Bu emirlerde yetkin olduğunuzda, yeryüzündeki Ruhani Baba&#8217;nızı terk edip, İlahi Baba&#8217;nızın işlerini yapmaya başlayın.</p>
<p>Bizim ilgimizi çeken nokta, Yod Baba’nın ruhani eşleri ya da okült komünü değil de, 9 adet psychodelic albüm çıkarmış olması. Grubu Ya Ho Wa 13’ün vokalisti de olan Yod Baba, grubun albümlerini yukarıda belirtilen restoranda tanesi 1 dolardan satmış.</p>
<p>Komün, 1974 yılının sonlarında herşeyini satıp Hawai’ye yerleşti. Yod Baba burada 13 kadını resmi eşleri ilan etti. Birkaç ay sonra, 25 Ağustos 1975’de Yod Baba, yamaç paraşütü yaptıktan dokuz saat sonra “bedenini terketti.” Doktorlar paraşüt nedeniyle herhangi bir yaralanma olmadığını söylerken, otopside de sıradışı bir şey yoktu. Yod Baba sadece “gitmişti.” Bedeni üç gün sonra yakıldı.</p>
<p>Komün, ölümünün ardından dağılmasına rağmen, çocukları ve inananları tarafından hala aktif olarak varlığını sürdürmektedir. Asit rock, Tanrı, tarikatlar ve kadınlar. Geçmiş zaman değil, bir modern zaman hikayesi…</p>
<p>YeHoWa 13 - Fire in the Sky <a href="http://www.futuristika.org/media/Fire_In_The_Sky.mp3">Dinle</a></p>
<p><a href="http://progressive.homestead.com/YAHOWA.html" target="_blank"><strong>Ye Ho Wa 13 albümleri hakkında geniş bilgi ve görseller</strong></a></p>
<p><p><a href="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/plugins/dm-albums/dm-albums.php?currdir=/media/galeri/babayod/">View Photo Album</a></p></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F03%2Fbaba-yod-13-esi-ve-bir-asit-rock-hikayesi%2F&amp;t=Baba+Yod%2C+13+e%C5%9Fi+ve+bir+asit+rock+hikayesi', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/03/baba-yod-13-esi-ve-bir-asit-rock-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
<enclosure url="http://www.futuristika.org/media/Fire_In_The_Sky.mp3" length="8685843" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Video: Kaki King - Gay sons of lesbian mothers</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/01/kaki-king-gay-sons-of-lesbian-mothers/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/01/kaki-king-gay-sons-of-lesbian-mothers/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 21:13:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İpek Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Musiki]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[]]></category>

		<category><![CDATA[Gay sons of lesbian mothers]]></category>

		<category><![CDATA[Kaki King]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/01/kaki-king-gay-sons-of-lesbian-mothers/</guid>
		<description><![CDATA[Katherine Elizabeth King nam-ı diğer Kika King, çıkardığı ilk iki albümdeki sessizliğini üçüncüsünde bestelerine sözler de ekleyerek bölmüştü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.youtube.com/watch/v/SMQ2yNYQ_Z0" class="left" style="align: left; width: 275px; height: 230px; border: none; padding: 0; margin: 0;" id="video">
		<param name="movie" value="http://www.youtube.com/watch/v/SMQ2yNYQ_Z0" />
		<param name="wmode" value="transparent" />
		<param name="quality" value="best" />
		<param name="bgcolor" value="#ffffff" />
		<param name="FlashVars" value="playerMode=embedded" />
	</object>
	</p><p class="dropcap-first">Katherine Elizabeth King nam-ı diğer Kika King, çıkardığı ilk iki albümdeki sessizliğini üçüncüsünde bestelerine sözler de ekleyerek bölmüştü. Görünen o ki şarkılarına verdiği ilginç isimlerle (My insect life, Saving days in a frozen head, vs.) zihnimize yazılan eserleri, yumuşak melodilerin basitliğinde gönlümüze de yazılmaya devam edecek.</p>
<p>Pek çok müzik dergisinin en iyi gitaristler listesinde zirveye oldukça yakın duran Kaki King, hemcinslerinin yüzünü güldürürken hepimize şapka çıkarttırıyor. <a href="http://us.imdb.com/title/tt0758758/" target="_blank">Into the Wild</a> ve <a href="http://us.imdb.com/title/tt0426931/" target="_blank">August Rush</a> filmlerinde de kendisinin notalarına her an denk gelebilirsiniz.</p>
<p><img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/kakiking.jpg" align="middle" /></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F01%2Fkaki-king-gay-sons-of-lesbian-mothers%2F&amp;t=Video%3A+Kaki+King+-+Gay+sons+of+lesbian+mothers', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/01/kaki-king-gay-sons-of-lesbian-mothers/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Arlene Gottfried: Şehrin mucizeleri</title>
		<link>http://www.futuristika.org/2008/05/01/arlene-gottfried-sehrin-mucizeleri/</link>
		<comments>http://www.futuristika.org/2008/05/01/arlene-gottfried-sehrin-mucizeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 16:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış Y.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Arlene Gottfried]]></category>

		<category><![CDATA[Enteresan]]></category>

		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<category><![CDATA[New York]]></category>

		<category><![CDATA[şehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futuristika.org/2008/05/01/arlene-gottfried-sehrin-mucizeleri/</guid>
		<description><![CDATA[Arlene Gottfried, Brooklyn doğumlu, reklam ajanslarında ve sonrasında The New York Times, Fortune, Life gibi kallavi yayınlarda çalışmış bir fotoğrafçı. Yeni kitabıyla, bizlere 1970'li ve 80'li yıllardan geçit törenleri, plajlar, gece kulüpleri ve insanın gardının düştüğü anlardaki hallerini gösteriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
	<img src="http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/05/gottfried2.jpg" alt="" />
	</p><p class="dropcap-first">Arlene Gottfried, Brooklyn doğumlu, reklam ajanslarında ve sonrasında The New York Times, Fortune, Life gibi kallavi yayınlarda çalışmış bir fotoğrafçı.</p>
<p>Kendisinin yeni kitabı “Sometimes Overwhelming”, sanatçının kendi “mahallesi” olan New York’ta görüntülediği 1970 ve 1980’li yıllardan sokak görüntülerini sunuyor. İnsanların, zamanımızdaki tüm teknoloji ve refah olanaklarına rağmen, o zamanlar sokaklarda daha renkli bir hayat yaşandığını belgeliyor. Geçit törenleri, plajlar, gece kulüpleri ve insanın gardının düştüğü anlardaki hallerini gösteriyor.</p>
<p> <a href="http://www.futuristika.org/2008/05/01/arlene-gottfried-sehrin-mucizeleri/#more-682" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=futuristika&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.futuristika.org%2F2008%2F05%2F01%2Farlene-gottfried-sehrin-mucizeleri%2F&amp;t=Arlene+Gottfried%3A+%C5%9Eehrin+mucizeleri', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=futuristika" width="125" height="16" border="0"  /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futuristika.org/2008/05/01/arlene-gottfried-sehrin-mucizeleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
