Faust’u bilmeyenler için: kendileri Alman ve 1970’lerden itibaren müzik anlayışını küresel ölçekte haylı değiştirip bozdular. Can, Neu! ile birlikte Krautrock’ın önde gelen gruplarındandır. Akıma ses veren şarkılarıyla da Kraut denen olguya ruh vermişlerdir.

Türkiye’ye geleceklerini duyunca, birbirinin aynısı basın bültenlerini aynen alıp haber yapan dergilerden/internet sitelerinden uzak durup, Bant dergisinin kısa röportajıyla yetindik. Faust’un, 1998 albümü “Faust wakes Nosferatu”nun çalınacağı ve F.W. Murnau’nun 1922 tarihli sessiz film klasiği Nosferatu’nun üzerine müzik yapılacağı gerçeği, Faust heyecanını artırıyordu.

Faust, müziğe ara verdikleri dönem sonrasında 1997 yılında kurulduklarında, avangart, ses bozumu ve elektronik çalışmalara yoğunlaştı. Konserlerinde beton dökme makinesi, çimento, kaynak makinesi, demir çelik ekipmanlar kullanıyorlar.

Ortam bir şantiye görünümünü iyice almıştı. Arka planda akıp giden Nosferatu, gayet yakışıklı bulduğumuz Kont Olric ve saz arkadaşları ilerlerken, Péron da hızarıyla dilimlediği bidonu seyirciler arasına yuvarlıyordu.

İşte bu ahval altında garajistanbul‘a yollandık. garajistanbul, her gittiğinizde memnuniyetle ayrıldığınız bir mekan. İstanbul’un en güzide kültür sanat mekanlarından. Her etkinliğe göre değişen dekor ve sahnesiyle, kırılan bardakları hemen temizleyen görevlileriyle, nezaketiyle çizgi üstü bir yer. Mekana vardığımızda, o kadar ucuz (20 ytl.) tutulmasına rağmen, ortalama bir kalabalık vardı. Bir pazartesi günü için iyi bile sayılabilirdi. Dışarıda içkiler sigaralar içildi ve içeriden gelen sesin çağrısıyla mekana doluşuldu.

Faust, sahneye, film başlamadan hemen hemen on dakika önce çıktı. Kemirgenler familyasına benzerliği ile Nosfreatu’nun görüntüsü zaten pek güzide bir ikon. Üzerine iki saat süren kesintisiz bir performansla, doğaçlamalarla, mizahla ve bir ara Jean-Hervé Péron’un sahneden inip seyircilerin arasında elinde hızarla belirmesi coşkuyu doruğa çıkardı. Nosferatu’nun uyanışı sırasında ortalığı hızardan çıkan motor sesleri kaplıyordu. O sırada ufak tefek (!) davulcu Zappi de bir matkapla davul setinin üzerindeki çelik levhaları melodik olarak deliyordu. Ortam bir şantiye görünümünü iyice almıştı. Arka planda akıp giden Nosferatu, gayet yakışıklı bulduğumuz Kont Olric ve saz arkadaşları ilerlerken, Péron da hızarıyla dilimlediği bidonu seyirciler arasına yuvarlıyordu.

Nosferatu, bir klasik. Filmin atmosferi, Faust’un bilerek bozulmuş elektronik sesleri, uzun gitar efektleri, metalik davul aksamlarıyla birleştiğinde ortaya klasik ama retro olmayan, deneysel ama akla ve görüntüye tecavüzde bulunmayan, eşsiz bir performans ortaya çıkardı.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page