İstanbul’da pek de sessiz sedasız sayılmayacak “minimal” bir zerafetle yeni bir sanat olayı gerçekleşti. Bunu sanat olayı yapan şey, elbette benzerlerinin (bir entelektüel sohbet olsa “çağdaşlarının” derdik, değil mi?) biraz daha üzerinde ama en azından pek çoğuna oranla çok daha özenli bir galeriyi Evropalı sanatseverlere kazandırmasıdır elbette. İstanbul’un en güzel mühitlerinden biri olan Balat’taki The Pill (onlar büyük harfle yazmayı daha çok seviyorlar) mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

Eva’nın içinde ne var-idi? 2Düzenlenen ilk sergisi Daniel Firman gibi vurucu bir sanatçıya ev sahipliği yapan galeri, Suela Cennet ve nişanlısı Vedat Lodrik’in entelektüel çabalarının bir sonucu. Vedat Lodrik, hernekadar soyadıyla bilinen bir sanayici olsa da aynı zamanda titiz bir koleksiyoner. Suela Cennet ise İstanbul’un önde gelen ve sanatsever ailesinin sanatsever bir sanatçı kızı. Cennet Paris’teki eğitiminin hakkını İstanbul’da, bize kapılarını araladığı The Pill’de vermeye çalışacak gibi görünüyor. Belki de Firman gibi büyük bir sanatçıyla işe başlamanın olası dezavantajlarını bertaraf etmek için veya yalnızca okul arkadaşı olduğundan olsun, genç fakat otuz üç yaşına onlarca sergi ve eser sıkıştırmış sanatçı Eva Nielsen ile birlikte bu kez. Eva’nın New Paintings sergisi görülmesi gerekenlerden.

Geleneksel olanla modern ya da el emeği olanla endüstriyel arasındaki dengeyi serigrafi ve yağlı boyayı bir tuval üzerinde buluşturarak sağlamaya çalışıyor.

Eva sergiden hemen sonra haberdar olduğum bir sanatçı. Dünyanın her yerinden, gelişigüzel pörtleyen sözümona sanatçılar arasında Eva’yı fark edememiş olmam, sanırım bu çağda yadırganacak bir şey değildir. Ecole Normale çıkışlı olan Eva, görünen o ki hocası Barthes ve muhtemel suç ortağı Phillip Cognee’den geçer notu aldığından bu yana Avrupa’daki kimi ulusal müzelere eser kazandırarak ve bu büyük zaferi borçlu olduğu sergiler vererek yaşamını sürdürüyor. Son sergisi olan New Paintings’de ise Eva’nın ön/arka, ileri/geri, geçmiş/gelecek gibi sürüp giden macerasını bizlerin zevkine sunuyor. Bu noktada Eva geçmiş ve gelecek mitlerini eski ve yeni üzerinden okuyarak, fütürizmin hiçbir noktasına temas etmeden bir paralellik yakalamaya başarmış bir sanatçı, diyebiliriz. Zira geleneksel olanla modern ya da el emeği olanla endüstriyel arasındaki dengeyi serigrafi ve yağlı boyayı bir tuval üzerinde buluşturarak sağlamaya çalışıyor, sağlıyor da. Çokkatmanlı girişkenlikleri postmodernizme el sürmeden fakat kesinlikle avangard bir periferiye taşıdığını söylememiz yanlış olmayacaktır. Çünkü Tuval ilk işlemi yağlı boya ile görüyor. Bu noktada yaratım geleneksel olanla başlıyor. Sonra vücut bulan sanat refüze edilerek fotoğraflanıyor ve sonsuz fakat değersiz bir nesneye dönüşmüş olan bu “iş” aniden geleneksel yaratımın kaynağı gölgeleyiveriyor. Bu kaynak bana göre yaratıcılık ya da yaratma eylemidir. Peki bu ne demek?

Beckett, Murphy’nin sonlarında havaya ve bir kıyafete gönderme yaptığı bir pasajın hemen ardından az önceki pasajı tümüyle yalanlayan bambaşka bir pasaj daha ekleyerek okuyucuyu, mutlak güven duyulan yazar mitinden şüphelendirmeyi başarmıştı.

Beckett, Murphy’nin sonlarında havaya ve bir kıyafete gönderme yaptığı bir pasajın hemen ardından az önceki pasajı tümüyle yalanlayan bambaşka bir pasaj daha ekleyerek okuyucuyu, mutlak güven duyulan yazar mitinden şüphelendirmeyi başarmıştı. Beckett benim hayatımda, işte o noktadan itibaren dikilmeye başlayan postmodernizm bayrağının yanında hazırolda durmaktadır. Bu “hava yağmurluydu, bir gece vaktiydi. Hayır, hava güzeldi ve kadın güneşin tadını kısacık etekli elbisesiyle çıkarıyordu” gibi bir söylem, iki ruh durumunu düşünmeden önce bunu yazan kişinin dürüst olup olmadığını sorgulatır yazarın. O andan başlayarak, sanat sanatla yapılan bir şeye dönüşür ve “oyunlaşır” diyebiliriz.

Eva, fotoğrafladığı “eserlerini” bir fileye basarak “eserin” üzerin(d)e bir oyun çevirmek ister gibi fırlatmıştır bu ağları. Bu noktada bir saplama yapabiliriz ve denebilir ki Eva’nın The Pill’de sergilenen eserleri değildir yalnızca sanat olan; Eva bu eserleri “üretirken” ya da “yaratırken” de bir performans gerçekleştirmiştir. Öyle ki, mükemmellik tutkusunu gölgeleyen bir bilinçle, alelusül çeker o ağı tuvalin üzerinden. “Eserin” üzerinde kimi zaman bazı lekeler (ki bu lekeler benim gözüme en çok Dondal adlı eserde batmıştır)  kimi zaman da mükemmelen oluşmuş bir YENİESKİGERÇEKÇİGERÇEKÜSTÜCÜ etkiler bırakarak, tıpkı Lucite isimli (benim de en sevdiğim olan) diptik eserde olduğu gibi dalgalanmıştır.

Lucite’in benim için önemi iki parçadan oluşması ve iki parçanın birbirine geçmesiyle yaratılmakla kalmayıp üretirken de sanatçıyı birkaç parçaya indirgeyebilen bir eser olmasından kaynaklanıyor. Gayet “gerçek” bir evin sakin verandasında bulunan bir kirli sandalyeyi izlerken birkaç adım geriye açıldığımızda gerçek, onu aşan bir hareketlenme yaşıyor. Sanki bu an sanatçı denen şey, sandelyeyle beraber tüm evi ya da eserin tamamını ağlarından söküyor ya da onu koparmak üzere. Eva burada bize o ağlara dikkat etmemiz gerektiğini usulca söyleyen kişi ya da Lucite’deki haliyle “şey” olmuş oluyor işte. Bu nasıl sağlanabilir?

Eva teknikte, Türkiye’deki birçok resimciyi kıskandıracak denli yetkin bir sanatçı. İyi bir izleyici olduğunu eserlerinden, üstelik ilk bakışta anlayabiliriz. Sadece eserlere değil gündelik yaşamdan sosyal Instagram’a yüklediği herhangi bir fotoğraf bile o bakış açısının farklılığını bize hissettirecektir.  Bu ikisi bir araya geldiğinde kimilerinin sandığı gibi Bauhaus tekrarı ya da ucuz Phillip Glas minimalizmi oluşmuyor. Tam tersine bir tersinelik yaratılmış oluyor. Chrico tipi deha sendromundan, Eva’nın ayakları üzerinde yürümekte olan üslubuna doğru oluşan bir terslik.

Tüm bunlar gerçekleşirken Eva’nın, Çin mürekkebi ve sulu boya gibi biribirinden farklı malzemelerle kağıt üzerine çalıştığı işlerini görebilirsiniz The Pill’de. Ufak boyutlu eserlerinin tümünün satıldığı dedikodular arasında olmakla beraber, yukarıda sözünü ettiğim Dondal isimli eserin bir repkilası da bu ufak işler içinde. Öyle ki, suluboya ve Çin mükekkebiyle yapılan hali çok daha ilgimi çekti. Buradaki farklılık bana göre tekniğin arka plana alındığı anlarda, tıpkı bizim Lucite diptiğinin karşısında yaptığımız gibi birkaç adım geriye çıkmasının etkisiyle oluşuyor. Birkaç adım geriye çıkan ve avam tabirle “büyük çerçeveyi gören” kişi elbette sanatçının kendisi. Eva Nielsen’in, bu oluşan farklılığın “nielsenesk” bir tip olması için daha uzun bir yolu olduğunu söyleyebilirim. Yine de New Paintings, bize yeni olan birçok şey daha veriyor.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page