Ortada Hiçbir Neden Yokken  – Ethem Baran
 
(…) hayat durma noktasına gelmişti kasabada. Belediye hoparlöründen öyle bildirilmişti. Postacı Yunus’un belediyede bir partili kanalıyla işe başlayan ve hemencecik evlendirilen kızı, taze gelin Meliha, hayatın duracağı o noktayı önündeki satırların arasında görmüşçesine tedirgin, vurguları yanlış yerlerde yapa yapa okumuştu bildiriyi. Millet birbirine çarpıp dağılan sesleri görmek değil sadece duymak ister gibi bir gözünü kısıp kulaklarını dört açarak dinlemişti. Dinlerken de boşlukta belirledikleri bir noktaya bakarak bildirinin yazılı olduğu kâğıdı görmeye çalışmış, hatta görmüşlerdi: Belediye başkanının imzası nal gibi duruyordu işte kâğıdın yüzünde. Yalan yoktu. Kasabanın yaşlıları da öyle demişlerdi zaten. Bizim zamanımızda da böyleydi, demişlerdi, ne zaman böyle değildi ki diyenler olduğu gibi, dedemin dedesinin zamanında da aynıymış diyerek geçmişle şimdinin arasındaki kapıyı aralayan dedeler olmuştu. Ortada hiçbir neden yokken kasabada hayatın durma noktasına geleceğini belediye başkanı da biliyordu. O yüzden sabahları erken kalkıyor, makam arabasına binmeden, neredeyse evinin içinde çalkalanıp duran yakındaki çarşıya iniyordu. Çay söyleme yarışına giriyordu esnaf. Çaylar yudumlanırken de birçoğu hemencecik kendi çapında bir belediye başkanı ya da en azından bir devlet çalışanı oluyor, altlarına hayalî birer koltuk çekip kasabayı bu ülkenin en iyi kasabası yapmaya söz veriyordu. Kimi başkanın bitip tükenmeyen hizmetlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek dükkânını bereketlendirirken kimi de gözlerden gözlere taşındıkça ağırlaşan endişeli bir sessizliği dolaştırıyordu ortalıkta. Bu sessizliğin içinde başkanla aralarının ne kadar da iyi olduğunu fısıldayan sırıtışlar da vardı, kasabayla birlikte başkanın sonunun yaklaştığına sevinen kurnaz bakışlar da… Derken nasıl oluyorsa oluyor, kasabanın üstüne çöken durgunluğu unutuyor, bundan sonra ne halt edeceklerini unutuyor, kimsenin görmediği biri aralarına girmiş de kulaklarına bir şeyler fısıldamış gibi kendi dillerini unutuyor ve başkandan devraldıkları, başkanın da başbakandan ödünç aldığı bir dille konuşmaya başlıyorlardı. Fakat her ne kadar kendilerini devletin yerine koyup onun bulunduğu yerden baksalar da, ortada hiçbir neden yokken(…)
Devamı: Sarnıç Dergisi – Ocak.Şubat 2014 Sayısı