futbol-kultur

  “Sahadayken beynin hızı bacakların hızından daha önemlidir.”-Xavi Hernandez

[Y]arım yüzyıl önce pek az futbol maçı golsüz beraberlikle sonuçlanırdı. 0–0, havaya açılmış ağızlar, iki esneyiş. Galeano1 bugünün futbolunu, şimdilerde on bir oyuncunun on biri de kale direklerine asılmış, gol yememeye çalışıyorlar; doğal olarak da gol atmaya vakit kalmıyor, diye betimliyor.

Karşısında durduğumuz şey, amaca yönelik, her geçen gün oyun pratiklerini kaybeden ürkek futbolun dayatılmasıdır. Bu da 90 dakika boyunca oyuncuları belirli davranış kalıplarına sokan, Galeano’nun bahsettiği kaybetmemek  üzerine kurulu birçok pratiği içeriyor. Puan kazanılıyor, tur atlanıyor, penaltılarla kupa kazanılıyor… Dörtlü defanstan bile bahsetmek zor artık. Dörtlü defans hemen ön liberonun eklenmesiyle beşli oluyor, önüne de beşli bir set daha… Orta saha da defansa gömülüyor. Bugünün defansları, yukarıdan bakılınca, kalenin önünde duran çift katlı bir otobüse benziyor. Savunmayı hücumdan kopardıkça futbol kaybediyor.

Estetik bir savunma mutlaka büyüleyici olabilir: Hücuma içerilmiş bir savunma! Tabii bu da topu kullanmakla mümkün. Önde oynanan, bir sonraki pozisyona göre yapılan bir pres ile hücumla eşdeğer bir savunma, estetik bir oyunun parçasını oluşturabiliyor.

Çoğunlukla, ürkek futbol olarak nitelenen, bizim de hücumu dışsallaştıran savunma diyeceğimiz -çift katlı otobüs de diyebiliriz- golsüz maçların üretilmesinde önemli etkendir. Bir örnekle devam edelim: 2004, Avrupa Şampiyonası’nda kupayı kazanan Yunanistan(!) on bir adamı da kale direklerine asılıydı. Kaybetmeme pratikleri oyuncularda mevcuttu ve gruplar sonrası tüm maçlarını 1–0 kazandılar. Kontra atak, duran toplar, uzatmalar, penaltılar… Bu algıda, artık atılan goller de estetik olmayan bir futbolun parçasından ibaret. Gol, çift katlı otobüsün yolculuğuna hizmet eden bir unsur haline dönüştüğü için, kazanılan maçlara giden yollar da genellikle kestirmeler, tali yollar hatta patikalar -duran toplar gibi- oluyor. Buradaki gol artık estetik futbolun bir parçası değil, kaybetmeme algısının bir ürününe dönüşüyor.

Gol, futbolda içkindir ve golün biçimiyle beraber yaratıcılığın da ürünü olması, estetik oyuna giden yolun bir parçasını oluşturur. Kaybetmeme algısının pratikleri, tur geçmek vb. amaca dayalı gösterinin futbolunu, futboldan çıkarttıkça estetik oyuna giden yolda daha da hızlanırız. 1982, Brezilya Milli Futbol Takımı gibi.

Günümüzde futbolun estetikleştiğini iddia edenler bir kenarda dursun, durum aslında aleyhine, oyunsuz bir futbola işaret ediyor. Futbola içerilmiş estetik unsurlar her geçen gün kan kaybediyor. Estetik futbol tanımı da artık makine futbolun işleyişine göre yapılıyor.

Futboldaki estetik süreci biraz açalım. Futbolcunun saha içi hareketini belirleyen birçok unsur vardır ve bu da beraberinde hareketli düşünmeyi getirir. Oyunun akışına göre saha sürekli yeniden kurulur. Pozisyonlar verili değildir, akışa göre değişir, değiştirilir ve oyuncunun da manevrasını değiştirir. Oyuncuyu kavrayışıyla, hamleleriyle sahayı kuran bir özne olarak nitelediğimizde, artık oyuncu, pratiğiyle beraber sahada var olduğunda saha da özneyi kurar. Futbolda akışın en önemli unsuru saha ile hareket arasındaki ilişkidir. Bu, oyuncunun hareketlerini üreten pratik bilincin kurulmasında belirleyicidir. Sahayı üreten oyuncu, saha tarafından yeniden üretilir ve bu da sahayla oyuncunun bütünleşmesine karşılık gelir. Futbolun estetiği sadece oyuncuyla değil, oyuncuların var ettiği oyun şekilleriyle ortaya çıkabiliyor. Yarattıkları oyun şekilleri, onların oyunlarını yeniden üretiyor ve bu da futbolda akışkanlığa karşılık geliyor. Bu akış da futbol estetiğinin üretilmesinde temel noktalar arasında yer alıyor. Örneğin, Messi bir sanatçıdır. Estetik bir oyun üretir ama bu süreçte, Barcelona takımı, oynadığı oyunu -rakipten de bağımsız olmayan- icra ettiğinde bu devingenlikte oyunun nerede oynanacağına karar verebiliyorlar. İşte yaratıcılıkları da burada başlıyor: Oyunun devingenliğini sağlayan Barcelona takımında Messi -bu oyunu üretenlerden birisi- yeteneklerini, yaratıcılığını sergileyebileceği koşullara ve alana kavuşmuş oluyor. Oyunun nerede oynanacağı bilgisi, kararı ve pratiğiyle birlikte topa ipeksi dokunuşlar, rakibin topu alabilecek hamleyi yapamaması, boş alana pas atmak bir yana, boş alanı üreten pasların olduğu, artık izlerken takip etmekten gözlerimizin yorulduğu, bütünü estetik bir oyun olan futbolun sanatçıları -maalesef bugün sadece Barcelona’da izleyebiliyoruz- çıkıyor karşımıza.

Futbol her zaman estetik potansiyeller taşır. Fakat futbolun bugün estetikleştiği, gerçeği yansıtmıyor. Gösterinin futbolunda sunulan C. Ronaldo’nun kasları,  son teknoloji formaları, özel deri kramponlarının ya da yarış atı gibi koşmasının, sürekli kuvvete dayalı antrenmanlarının, sert şutlarının estetik futbolla hiçbir alakası yoktur. Bunların, ancak, futbolun metalaşması ve pazarlanmasıyla ilişkisi vardır. Sokakta futbol oynayan çocukların futbolunda estetik oyun içkindir; -takımlar içinde de tek örnek Barcelona- fakat Ronaldo’nun bilek hareketlerinde -rakiple dalga geçmeye çalıştığı fakat kendi kendine topla oynadığı- futbolun estetiği mevcut değil. Onun hareketleri Bernabeu stadında ve TV başındaki müşterilerin daha fazla tüketmesiyle ilişkili gösterinin bir parçasıdır. Futbolda estetiği önce çalım atma pratiğinden, sonra da Ronaldo gibi ‘Show Ponny’ lerinden kurtarmak, gösterinin futboluna, kültürel endüstrilerin ürün satmasının bir aracı olmasına, küresel sömürü düzenine karşı durmak üzerimize düşendir.  Yazımızı bitirirken sözü T. Santana’ya bırakalım:

“Futbol bir sanattır, bir keyiftir; topu tekmelemek değildir. Takımıma faul yapmalarını, onu bunu tekmelerini ve şaibeli bir şekilde gol atmalarını öğütlemektense, o maçı kaybetmeyi yeğlerim.”

  1. Galeano, E. 2008. Gölgede ve Güneşte Futbol. Çev: Ertuğrul Önalp-M.Necati Kutlu. Can yayınları. İstanbulFormun Altı
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page