En uyduruk, beşinci sınıf korku ve gerilim filmlerinde bile kafayı takıp, bilinç altına yerleştirecek sürüyle malzeme bulan ben, uzun zamandır kanla yoğrulmuş, her nevi et parçasının gözüme -afişlerinden itibaren- sokulduğu filmlerden uzak duruyorum.

Artan yaşıma rağmen germe konusunda bana mısın demeyen bu rezil sahnelerin özneleri ise piranalardan, dev deniz canavarlarına, içine kötü ruh giren makinelerden, Batman’in Penguen’ine, uzaylılardan, King Kong’a bile varabilecek geniş bir yelpazeye yayılmış durumda. Bu tür sahnelerin üzerimdeki etkisi mide bulandırıcı yönüyle, hem psikolojik hem de fizyolojik olduğu için, ‘en geren sahne’ sıralamam da küçük bir ayrım yapacağım.

İlk bölümde genel amacı izleyiciye ‘korkacaksın’ garantisi vermek olup, gişe başarısını artırmak için de her türlü aracı meşru sayan; tematik bir yoğunluktan çok yüzeysel, iğrenç sahnelere sahip filmler arasından, çocukluğumun kurbanı olduğum iki film birinciliği paylaşıyor.

Bunlardan ilki 9 yaşında, tabi ki gece yarısı izlemiş olduğum çok kötü bir Steven King uyarlaması olan The Mangler (Mengene). Steven King’in kitaplarını dahi belli bir saatten sonra okuyamayan yine ben, çocukluğumun ilk büyük bilinçaltı yarasını bu filmle almışımdır. Kötü ruhun içine girdiği koskocaman, yürüyebilen mengenenin pençeye benzeyen aparatının, sert bir darbeyle erkek oyuncunun üst gövdesini alt gövdesinden ayırdığı sahne sonrası şokla koşarak TV’yi kapamıştım. Bundan akıllanmayıp kısa bir süre sonra yine bir King uyarlaması olan ‘O’ yu izlemiş, lavabodan fışkıran kan sahnesi sonrası körpe beynime mengenenin yanında bir de palyaço korkusu eklenmiştir.

Lise çağımın büyük darbesi ise mutlu bir bayram akşamında izle(yeme)miş olduğum Ghost Ship (Hayalet Gemi)’ten gelmiştir. Daha filmin ilk dakikalarında hızla çekilen elektrik yüklü kablo ile güvertedeki onlarca yolcunun (kısa boyluların kafalarından, uzun boyluların bel ve göğüs gibi yerlerinden) ikiye ayrıldığı sahne, birinciliği paylaşan ikinci film olmuştur.

Yoğun bir mide bulantısının eşlik ettiği post-iğrenç sahne süreci küçük bir kanıya varmamda yardımcı oldu. Her iki filmin bir sahnesinin de özelliği olan insanların bir yerlerinden ikiye ya da daha fazla parçaya ayrılmaları, büyümüş halimde dahi kalıcı bir etkiye sahip oluyor. Bu yararlı bilgiyi de paylaştıktan sonra ikinci kategoriye de geçmeden bu kanıya bir sahne daha eklemek istiyorum. Paragrafın başında belirttiğim hiçbir sıfatı taşımayan, tamamen bir Amerikan bağımsızı Paranoid Park’tan bahsediyorum. En umulmadık bir anda karşıma çıkan, hızla geçen bir tren tarafından ikiye ayrılıp, ölmeyip bir de yardım isteyen adamın yer aldığı sahne sonrası daha çocuksu bir tepki verip çığlıklar atmıştım. Ummadığın taş da baş yarar diyerekten ikinci kategoriye geçmek istiyorum.

Aslında ‘en geren sahne’ lafını duyunca aklıma gelen ilk şey Funny Games ya da Haneke arşivinden herhangi bir film olmuştu. Olabildiğince minimal yöntemlerle, kan ve benzeri araçları çok sınırlı kullanarak, çoğu zaman odak noktası olan cinayet ya da şiddet sahnesini ima yoluyla izleyiciye göstermesine rağmen tüm film boyunca gerilim havasını izleyicinin üstünden attırmayan yapımların sahibi Haneke, eğlendirmek için değil rahatsız etmek için bu yolu kullanıyor. Tüm filmleri için de spesifik bir sahne söylemek zor. Filmlerinin genel olarak baştan sona böyle bir hava taşıdığı için başka bir yönetmenden, başka bir örnek vereceğim.

Lars Von Trier’in Dancer in the Dark (Karanlıkta Dans)’ı. Filmin ilk yarısına doğru Björk’ün inanılmaz bir ustalıkla canlandırdığı Salma karakteri ile yakın komşusu Bill arasındaki tartışma sahnesi desem, filmi izleyenlerin kafasında o sahne çoktan canlanmıştır herhalde. Çok acımasız bir iftira karşısında kalan Salma ile iftira-suç ilişkisini algılamaya çalıştığım sırada beklenmedik bir atmosfere giren film, bana nefes almayı unutturan nadir yapımlardan birisi olmuştur. Bu sahnenin devamında ise, Salma’nın Bill’i çelik bir kutu ile kafasına vura vura öldürmeye çalışması ve bu sahnenin bir türlü bitmek bilmemesi zaten şoka girmiş olan beni, oturduğum yere zımbalamış, psikolojik olarak gerim gerim gerilen beni ağlama komasına sokmuştur.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page