Cümhurenin çıkardığı gürültü

Merhaba sevgili okur.

Gençler Futuristika! namlı neşriyat yine şekil değiştirdi, şadınızı belli edecek iki kelam edin diye rica ettiler. İsteksiz de olsa kabul ettim. Bu uçucu çevrimiçi dijital matbu diyarında sözümüz ruhunuzda vüs’at yaratırsa ne âlâ!

Malum, matbuat cemiyeti Gezi Parı münasebetiyle halkın ekseriyetinin iştirak ettiği nümayiş vasıtasıya çeşitli konumlara yerleşti. Cumhur’un yanında yer alanlar olduğu gibi, devleti idare eden kalpaklıların yanında söz eyleyenler de ziyadesiyle dikkatimizi çekti. Cumhur diyince, siz modernlerin deyimiyle tıklattım mı ses çıkaran, içi boş kemik diyebileceğimiz bu cümhure takımı, huzurumuz bozuldu deyu depreştiler.

Efendiler, hepinizi izledim. Aynıları aynı, ayrıları ayrı kılmak şart. İstanbul subaşısı Mutlu efendi, bilirim ki gençliğinde Ömer Seyfettin’in Kaşağı’sını okuyup gözleri dolmuş bir ademdir. O kitaptan yola çıkıp çıkıp vara vara sepiciliğe varmasına otursun ağlasın ya da sahur vakti, ertesi gün çıkacağı televizelerde hoş görünmek maksadıyla bıyığını temizlesin, ben bilemem. Lakin Sayın Mutlu ve benzeri zevatın peşinde artık başına bir felaket gelmiş ezver kişi gibi aynı kelamı tekrar edenler, ki bunlar arasında yazıcı-çizici-matbuatçı-neşriyatçı tayfasından da kişileri gördüm, bilmeliler ki kamunun kevgire dönmüş diliyle söyledikleri, iktidarın metinlerindeki kelimelerle yeniden kurdukları cümleleri, eskilerin -afedersiniz- “cumhur sikişi” dedikleri mevzuya tekabül ediyor. Nedir efendim? Sevgili Ayhan Çağlar’ın “sivil şairin” ölümüne göndermedir. Kara kamu ile belediyeciliğe yanlayan yazar çizer taifesinin halkın vicdanında tahribata yol açacak iktidarla yayana sürtüşmesinden zevk almadığını kim iddia edebilir? Sen içindeki “sivil” bireyi (kolluktaki sivil değil, dikkat!) gırtalarsan evladım, iki gözüm, iktidar masasından bir bardak da ben su içeyim deyip, başıbozuk dediğin çocukları yem edersen yazılarında ey iklimibozuk, birileri bunu sana hatırlatmaz zannetme sakın.

Hasılı, ferman onlardaysa, bilin ki, derman Pera sokaklarından başlayıp memleketin genelinde buçukluk gibi gösterilmeye çalışılan diğer semtlerde sokaklarda haykıran çocuklardadır.

İsimlerini vermeye değer görmediğimiz bu yazar çizerler, iktidarın Pravdası dijital ve matbu neşriyatlarında ya gözlerini belerip kara kamu şiddetini ses çıkarmıyor ya da bir kısım müşterileri olarak gördükleri okuyucularını kaybetmemek adına “biz de üzgünüz” tadında yazılar yazıyorlar. Bunu yapmayın evladım, söylediklerinizden ya da sessizliğinizden tarihe kalacak olan, tam da içleri boş, bomboş olan kemiklerinizden, cümhurenizden çıkan gürültüden başka bir şey değil.