[sws_3_columns title=””]

[sws_divider_small_padding]

Pınar İlkiz sordu, Sırrı Süreyya Önder, Ece Temelkuran, Fikret İlkiz, Behiç Aşçı, Pınar Öğünç, Çiğdem Mater, Cengiz Alğan [DurDe!], Oğuz Sönmez [Savaş Karşıtları] ve Şeyda Öztürk [Cogito] cevapladı: Sivil itaatsizlik ve Türkiye’deki durumu nedir?

[sws_divider_padding]

Ece Temelkuran:
[sws_pullquote_left] “Türkiye muhalefetinin bir sivillik sorunu var” [/sws_pullquote_left] [/sws_3_columns] [sws_3_columns_2thirds_last title=””]

Çok tuhaf bir gelişme olacak yakında. Avrupa Birliği iki ay verdi Türkiye’ye vicdani redi yasalarına koyması için. Peki bu yasalara konunca kaç kişi vicdani red için cesaret edecek. Yani sadece devlet baskısı için söylemiyorum, mahalle baskısı için de söylüyorum. Sanıyorum sol misyonerliği çok ıskaladı Türkiye’de. Misyonerlik çok ıskalanmış bir yöntem sol için. Hani gidip şurada bir okul yapmak, gidip 30 yıl boyunca bir köyde bir tiyatro için çalışmak, vesaire. Biz daha büyük meseleler ilgiliyiz hep, herkes daha büyük düşünmek istiyor, daha makro düşünmek istiyor. Tıpkı bunu ıskaladığı gibi sivil itaatsizliğin de ne kadar güçlü bir şey olabileceğini de ıskalıyor.

Şimdi ne yapılabilirdi sivil itaatsizlik için diye düşünüyorum… Herhalde hep birlikte askere gidilmeseydi. Ama Kürtlerin de hep birlikte dağa gitmemesiyle birlikte. Kürtlerin ve Türklerin hep birlikte biz bütün her türlü kültürel, siyasi ve militer baskıya karşı bırakıyoruz bu işi, ölmüyoruz artık ya da öldürmüyoruz. Ölmeyi ve öldürmeyi reddediyoruz demesi. Herhalde en ciddi, en etkili eylem olurdu.

Türkiye muhalefetinin bir sivillik sorunu var, Türkiye sol tarihinden gelen, Türkiye muhalif tarihinden gelen bir sorun bu. Sanırım bu alter mondialist hareketle birlikte biraz değişti. Yurt dışındaki, bilhassa Latin Amerika’daki hareketlerle haberleşmeye başlayınca, buradaki genç sol çevre başka eylem yöntemleri de keşfetmeye başladılar. Bir de popülerlik sorunu diye bir şeyle karşılaşmaya başladı sol, 1980’lerden sonra özellikle ‘90’larda. Bu popülerleşme, kendini ana akım medyada gösterebilme sorunsalı yüzünden karnavalesk eylem yöntemleri bulmak zorunda hissettiler kendilerini. Hatta bir dönem öyle bir yere geldi ki bu, hatırlarım Tanıl Bora’nın yazısı vardı Birikim’de “İyi tamam da bu karnavalın içini neyle dolduracağız?” diye. Daha çok popüler daha çok karnaval havasında geçen eylem nasıl tasarlarız meselesi bayağı ciddi bir mesele olmuştu ‘90’lar boyunca, hala da meseledir bence.

Ama işte o süreçte de bu sivil itaatsizlik meselesi gündemimize geldi. Şimdi Türkiye’de hakikaten Kürtlerin bu Cuma namazı eylemleriyle en çok görünen sivil itaatsizlik çadırları süreci ve kolektiflerin yaptığı bu metrobüslere ve metrolara parasız binme eylemi, halkevlerinin yaptığı eylemler dışında çok ciddi bir sivil itaatsizlik eylemi –benim cehaletim de olabilir ama- ben bilmiyorum hakikaten.

Bu coğrafyada biraz zor diye düşünüyorum. Böyle bir geleneği yok bu coğrafyanın ve çok zalim, her şeyi zalim, muhalefeti de çok zalim. Kürt meselesinde mesela PKK’nın ne kadar zalim olduğunu konuşuyoruz, NATO’nun en büyük ordularından bir tanesine karşı ayakta durmaya çalışan bir silahlı örgüt tabii ki zalimleşir. Her şeyin, bizim dışardan görmediğimiz için ne kadar zalim olduğunu farketmediğimiz bir yapısı var, Türkiye’deki sosyal ilişkilerin, siyasal ilişkilerin misal. Bu ilişkiler içinde sivil itaatsizlik gibi tırnak içinde neşeli bir şey üretmek zor oluyor bence.

Ece Temelkuran
[/sws_3_columns_2thirds_last]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page