“Yaşamdan bıkkınlık yüzünden kendini öldürenler özellikle kimlerdir?” diye sorar Desiderius Erasmus. Humain ve Bourdeaux onlardan biriydi mesela. Humain 24 yaşında bir emir subaydır Bourdeaux ise 21 yaşında bir dragon süvarisidir. İkisi de eşcinseldir ayrıca.

Humain ve Bourdeaux, 1773 yılının 24 Aralık gecesi bir posta arabasıyla geldikleri Saint-Denis’de Kraliyet Kılıcı hanına yerleşirler. Önce bir akşam yemeği sonra da bir oda isterler. Ertesi sabah, 25 Aralık günü dışarı çıkıp kenti dolaşırken neler düşündüler kim bilir. Öğleyin odalarına döner dönmez yumurtalı çörek, bir şişe şarap ve kâğıt isterler hanın hizmetçisinden. Bourdeaux oturup iki uzun mektup yazar her ikisi adına. Sonrasında ise tabancalarını çıkarır ve ağızlarına sıktıkları birer kurşunla yaşamlarına son verir iki arkadaş. Masanın üzerine son mektup;

… Sizin birçok kez benim şu andaki yaşantımdan dolayı hoşnut olmadığımı söylediğiniz hatırlıyorum. […] O günden sonra kendimi ciddi biçimde inceledim ve bu bıkkınlığın her şeyi kapsadığını, olası her yaşantıdan, insanlardan bütün evrenden ve kendimden sıkıldığımı fark ettim; bu keşiften bir sonuç çıkarmam gerekti.

İnsan her şeyden bıktıysa, her şeyi bırakıp gitmeli. Bu zor bir hesap değil; ben bununu geometrinin yardımı olmadan yaptım ve şimdi bana yük olmuş yaşam görevimden kurtulmak üzereyim. […]

Bu zor yaşantımdan sonra varlığımız devam ediyorsa ve izinsiz çekip gitmenin herhangi bir tehlikesi varsa, geri dönüp bunu size bildirmek için izin almaya çalışacağım. Eğer hiçbir tehlikesi yoksa tüm bahtsızlara, yani tüm insanlara beni izlemelerini tavsiye ediyorum. […]

Hiç kimseye bir özür borcum yok. Ben firar ediyorum; bu büyük bir suç ama ben kendimi cezalandıracağım ve yasanın gereği yerine getirilmiş olacak. […]

Elveda teğmenim. Yine çiçekten çiçeğe konun ve bütün hazların olduğu kadar bütün bilgilerin de özünü toplamaya devam edin. […]

Siz bu mektubu aldığınızda, ben en fazla yirmi dört saat önce yaşamayı bırakmış olacağım. En içten saygılarıma, sadık bendeniz: Bourdeaux. Eskiden bilgiçlerin öğrencisi, sonra emir subayı, sonra keşiş, sonra dragon süvarisi, sonra hiç.

Bizi ömrümüzü yarıda bırakmaya zorlayan hiçbir acil den yok; bir süre yaşayıp bir sonsuzluk olamamanın acısı: Biz kaderin bu despotça eyleminden önce davranmaya iten ortak nokta budur. […]

Biz bütün hazları tattık, türdeşlerimizi minnettar kılmanın hazzını bile. Bu hazları hala yaşayabiliriz ama bütün bu hazların bir sınırı vardır ve bu sınır onların zehridir. Biz dünya sahnesinden bıktık; bizim için perde indi. Rollerimizi birkaç saat daha oynayabilecek zayıf insanlara bırakıyoruz. Yaşamdan bıkkınlık; Bizi onu terk etmeye iten tek neden bu.

[…] Birkaç toz tanesi, kendini beğenmiş türdeşlerimizin varlıkları kralı adını verdiği şu hareketli et yığınının zembereklerini bozdu.

Adaletin beyleri, bedenlerinizin yazgısı sizin elinizce, biz onları yazgılardan kaygı duymayacak kadar hor görüyoruz. […]

Bu hanın hizmetçisi, mendillerimiz ve boyunbağımızla birlikte benim ayağımdaki çorapları ve diğer önemsiz çamaşırları da alacaktır. Eşyalarımızın geri kalanı, hakkımızda yapılacak soruşturma ve hazırlanacak gereksiz tutanakların masraflarını ödemek için yeterli olacaktır. Masanın üstüne bırakacağımız üç ekü içtiğimiz şarabın fiyatı karşılayacaktır.

Saint-Denis’de şu 1773 Noel günü.

İmza: Bourdeaux – Humain.

O yıllarda intihar edenlere yönelik cezalar vardır. Humain ve Bourdeaux’nun cezası ise bedenlerinin asılıp delik deşik edildikten sonra yakılması ve kalan küllerin de bir çöplüğe atılması oldu.

Olayla ilgili olarak Madame du Deffand, arkadaşı Voltaire’e ‘Saint-Deniz’deki iki askerin macerası hakkında ne düşünüyorsunuz? Bence referans kitaplarına girmeyi hak ediyor’ diye yazdığı söylenir.

Desiderius Erasmus’un Yaşamdan bıkkınlık yüzünden kendini öldürenler özellikle kimlerdir? Diye sorduğu soru ‘Saint-Denis’de şu 1773 Noel günü’ cevap bulur bir şekilde.