Mutlu muyum? Bu soruyu defalarca sordum kendime, onu beklerken. Birazdan yanımda olacak, şimdi şu elimdeki düğün davetiyelere bakarken, kapı açılıp içeri girecek ve benim beğendiğim davetiyenin ucuz ve çok basit olduğunu söyleyecek. Ben de susacağım. Bu susma hakkımı şimdi kullanıyorum ve davetiye seçme işini tamamıyla ona bırakıyorum.

Doğru mu yaptım, diye soruyorum kendime. Düğün tarihi yaklaştıkça, ilk günlerde içimi sarıp sarmalayan heyecanın kaybolduğunu hissediyorum. Bir şeyler eksik ama ne? Bilmiyorum. Belki de eksik değil, yanlış… Yanlış nedir ki? Bu durumlarda insan doğru kelimeleri seçemiyor, bulamıyor.

İçinden konuşurken, doğru kelimeleri seçme gibi bir durumu yok mu insanların?

Hakkımı yanlıştan yana mı kullandım? Bununla yüzleşmek ne kadar zor? Zamanında attığım mutlu adımların bir anlamı yok mu ya da kendimi mutlu hissederken attığım adımlar bu mutluluğun gölgesinde kaldığı için mi gerçeği göremedim? Gerçek nedir ki? Korkuyorum.

İşte kapı açıldı. Karşımda. Yüzünde tatlı bir tebessüm…

“Merhaba canım, nasılsın?”