İngiliz yazar Doris Lessing 1919’da babasının bir bankanın yöneticiliğini yaptığı İran’da doğdu. Beş yaşında ailesiyle birlikte Zimbabwe sınırları içinde bulunan bir çiftliğe taşındı. Salisbury’de bir Katolik okulunda eğitim gördü. 14 yaşındayken ailesine isyan ederek okulu bıraktı ve sırasıyla hemşirelik, telefon operatörlüğü ve katibelik yaptı. 18 yaşında Rodezya parlamentosunda çalışmaya başladı ve ülkede ırkçılık-karşıtı bir sol partinin kurulmasında rol aldı. 1943’te sona eren ilk evliliğinin ardından Komünist Partisi’ne katıldı ve Alman siyasi eylemci Gottfried Lessing ile evlendi. 1949’da eşinden ve Rodezya’dan ayrılıp oğluyla birlikte Londra’ya geldi. O tarihten beri yaşamını profesyonel bir yazar olarak Londra’da sürdürdü.

Lessing çok sayıda romanı ve kısa hikâyesinde, daha çok 20. yüzyılın toplumsal ve siyasi karmaşasına yakalanmış bireylerin yaşamlarını ele alıyor. Eserlerinin başlıca temalarının feminizm, cinsiyetler arası savaş ve bütünlük peşinde koşan bireyler olduğu söylenebilir. Lessing’in çoğunlukla Afrika’nın güneyinde ya da İngiltere’de geçen eserlerindeki solcu, bağımsızlığına son derece düşkün ve feminist kadın kahramanlar, tıpkı yazarları gibi, içinde yaşadıkları toplumların kültürel kısıtlamalarına karşı başkaldırıyor. En çok okunan ve en çok çevrilmiş romanı ‘Altın Defter’ (1962), kadın hareketinin köşetaşlarından biri olarak görülüyor.

Doris Lessing’in Türkçeye çevrilmiş eserleri arasında şunlar sayılabilir: ‘Türkü Söylüyor Otlar’, ‘Gene Aşk’, ‘Kanopus Arşivleri’, ‘Mara ile Dann’, ‘İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler’, ‘Beşinci Çocuk’, ‘Terörist’, ‘Siyah Madonna’ , ‘Sevme Alışkanlığı’, ‘Cehenneme İniş İçin Açıklama’, ‘Evlenmeyen Adamın Hikâyesi’.

2007’de ödül kazandığında 87 yaşında olan Doris Lessing’e doktorları sırt ağrıları nedeniyle seyahat etmemesini tavsiye etmiş, bunun üzerine Nobel Vakfı ödülü vermek üzere Londra’ya gelmişti. Nobel Çdülü’nü daha sonra, “Berbat bir felaketti,” diye nitelemişti. Video’da, ödülü kazandığından haberdar edildiği an gösteriliyor:

Doris Lessing’in yazınsal ömrü üç evreye ayrılabilir. 1950’lerde özellikke Rodezya’daki ilkgençlik tecrübelerinin etkisiyle adanmış komünist refleksle radikal ve sosyal temalara yönelir. 1960’larda kadınlara karşı ayrımcılıkla mücadeleye yakın biçimde özellikle kadınların ama genel olarak insan aklının romanlarını yazıp kendine has bir gerçeklik yaratır. 1970’lerde ise Sufizm etkisiyle bilim kurguya yönelir ve “uzay kurgusu” diye adlandırılan metinler yazar. Kendisi ise tüm bu evrelerin anlamsız olduğunu söyler. “Hepsi benim,” der. “İnsan yetmiş ya da seksen yaşına gelse de değişen sadece bedeni oluyor, insanın kendisi değişmez.”

 “Okumanın tek yolu var. Kütüphaneye ya da kitapçıları gezersiniz, ilginizi çeken kitapları alıp sadece onları okursunuz. Sizi sıkarlarsa bırakırsınız, kimi zaman atlayarak okursunuz ama asla, asla ve asla zorunlu olduğunuz için okumazsınız çünkü o zaman trend ya da harekete dahil olursunuz. Unutmayın ki yirmi ya da otuz yaşındayken size sıkıcı gelen bir kitap kırk ya da kırk beş yaşınızda size yeni kapılar açabilr ya da tam tersi. Asla bir kitabı sizin için uygun olan zaman dışında okumayın.” – D. L.

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page