Yahu Ziya, şu sol göğsüme bazen öyle bir ağrı saplanıyor ki… Bıçak mübarek, sanki etim içerden yarılıyor.
—Hadi be abi.
—Vallahi bak, korkuyorum bazen bir şey mi var yoksa diye!
—Abi tam kalbinin üzerine mi çöküyor bu acı?
—Vallaha öyle, bak aha tam şuraya!
—Vay vay vay… Abi kesin senin kalbin delik.
—Deme be Ziya.
—Öyle abi öyle. Şimdi soğuk havalarda senin kalbindeki bu deliğe yel giriyor. Yel girince de delik şişiyor içten, o şişkinlik içerde sızı yapıyor.
—Doğru be Ziya, hep kışın oluyor bu sızılar. Rüzgârlı zamanlarda.
—Olur abi olur. Dikkat etmek lazım!
—Ne yapacağız be Ziya’m? Nasıl kurtulacağım bu ağrıdan?
—Abi soğuk havalarda sıkıca giyineceksin. Sağlık bu şakası olmaz, üşütmeyeceksin. Yemene içmene de dikkat edeceksin.
—Tabi yav, sıkı giyinmek lazım… Sağlık ihmale gelir mi?
—Aman bak, dikkat etmezsen kalbindeki delik hava ala ala büyür de kriz geçirirsin.
dktrms1.jpgDeme be! Tamam, tamam dikkat ederim. Daha fazla korkutma beni.
—Mesela bizim kayınbiraderde karaciğer yetmezliği vardı.
—Demeeee! Nasıl oluyor o? Nasıl öğrendiniz bu hastalığı?
—Ben teşhis ettim.
—Helal be! Nasıl teşhis ettin?
—Yahu abi adam yiyordu, yiyordu, doymuyordu. Düşündüm, demek dedim ki yediği karaciğerine yetmiyor.
—Yav Ziya karaciğerle ne alakası var yemenin?
—Abi olmaz olur mu hepsi birbiriyle bağlantılı.
—Nasıl bağlantılı?
—Yav şimdi karaciğer bizim yediklerimizin içindeki özleri süzer. Süzüyor, süzüyor demek ki süzülenler karaciğeri doldurmuyor.
—Anladım tamam. Peki, ne oldu sonunda?
—Doktora gitti. Doktor demiş ki yemeği keseceksin. Bir şeyler demiş işte ama karaciğer yetmezliğinin çaresi yok gibi bir şey.
—Allah göstermesin! Dikkat etmek lazım Ziya, her bir şeye dikkat etmek lazım! Yemeye, giymeye… Öyle olur olmazı stres yapmamak lazım.
—Mesela kışları banyo yapıp sokağa çıkarsan kafan üşüyor. Beynin içindeki damarlar soğuktan büzüşüyor. Damarlara kan yürümeyince aklın şaşıyor, deliriyorsun. Hani kafa üşütme diyoruz ya? İşte onun sebebi bu!
—Vay vay vay… Bak işte ben bunu tahmin ettiydim be Ziya!
—Edersin be zor işler değil bunlar.
—Ya peki Ziya bu böbrekteki taş neden oluyor? Oldum olası merak ederim. Bizim rahmetli kaynananın böbreğinden ameliyatla bir taş çıkarmışlardı. Aha şu başparmağım kadar.
—Abi onun sebebi şu: Hani ıspanağı, maydanozu, pancarı iyi yıkayamıyoruz ya, onların yaprakları arasında kalmış toprağın tozu mideden böbreğe kayıp orda birike birike taşa dönüşüyor.
—Demeeee. Çok iyi yıkamak lazım demek ki zerzevatı, meyveyi…
—Bak eğer yaprakların arasındaki tozlar çok ince olursa böbrekleri de aşıp sidik borusunun ucundaki elekte toplanıyor. O zaman ne oluyor bilir misin?
—Ne oluyor Ziya?
—Hani büyüklerimiz kızınca beddua eder ya “Südüklüğüne taş dursunda şıp şıp şıp işeyeme!” diye.
—Eeee?
—İşte o taşlar tıkıyor sidik borusunu, işeyemiyoruz. Buna proslat denir.
—Vay vay. Gerçekten çok iyi yıkamak lazım her tür yiyeceği… Çok iyi.
—Tabi abi. Elinin içiyle böyle… Ova ova.
—Tabi yav ova ova.