doppel1

[av_dropcap2 color=”black”]E[/av_dropcap2]ğer felsefenin başı diyebileceğimiz bir nokta varsa, o noktadan itibaren tartışılan en önemli kavramlardan birisi “gerçek”. Her ne kadar bu tartışmalar şu ana kadar herkesin ortaklaşabileceği bir gerçek tanımı ortaya çıkarmamış olsa da, herkes gerçek ve gerçek olmayan üzerine konuşup böyle sınıflandırmaları rahatça yapabiliyor. Gerçeğin ne olduğunu söyleyemeyip bir şeylerin gerçek olup olmadığını konuşmak da büyük bir sıkıntı.

Sosyal ağların ve internetin hayatımızda gün geçtikçe daha fazla yer kaplaması üzerine bu durumun daha belirgin bir örneğini de görmeye başlıyoruz. İnsanlar, gerçek hayat diye bir şeyden bahsetmeye ve bazı şeyleri yapmanın gerçek hayatın dışına çıkmak olduğunu söylemeye başladılar. Tabi ki bu bazı şeyler internet, sosyal ağlar, akıllı telefonlar…

Bunu söyleyenlere göre; bunlarla ilgilendiğimiz zaman gerçek hayattan çıkıyoruz, gerçek olmayan bir hayatı yaşıyoruz. Bunları kapattığımızdaysa gerçek hayata geri dönüyoruz. Yani bu şekilde düşünecek olursak Matrix çoktan gerçek olmuş ve kendileri kırmızı hapı seçmişler. Geri kalanlarsa gerçeğin farkında olmadan matrixin içinde yaşayan zavallılar ve kırmızı hapı alan özel kişiler tarafından aydınlatılmaları ve kurtarılmaları gerekiyor.

Bu şekilde bakıldığı zaman büyük bir kahramanlık öyküsü gibi görünüyor her şey değil mi? Birileri (bunu okuyup da kendinizi o kesimde görüyorsanız siz mesela) Platon’un o meşhur mağarasından ve gölgeler dünyasından çıkmayı becermiş ve şimdi geri kalanları kurtarmak için cesurca o mağaraya dönüyor. Gerçekten heyecanlı bir öyküye benziyor. Ancak durum aslında pek de öyle değil.

* * *

doppel2Girişte değindiğimiz noktayla başlayayım. Gerçeğin tanımı konusunda bir konsensüs yok ortada ve yakın zamanda böyle bir şeyin gerçekleşmesi de pek mümkün görünmüyor. Ancak mesele şu ki, bu kahramanlık öyküsünde çok garip bir gerçek tanımı mevcut. Onlara göre bilgisayarın içindeki bir şey gerçek olamaz; gerçek dışarıda, bu dünyada olmalı. Yani basit bir şekilde tanımlamak gerekirse; gerçek bitlerden değil, atomlardan oluşur diyorlar. Ancak sıkıntı şurada, bitlerin gerçek olmadığına dair böyle keskin bir tanımı nasıl elde edebiliyoruz? Bitlerin gerçek olmasını engelleyen ne? Bu soruların hiçbirisine cevap verilebilmiş değil.

Nathan Jurgenson1, buna çok güzel bir isim koymuş: dijital dualizm. Dijital dualizmde dijital olanın tamamen gerçeğin dışına itilmesi ve dijitale, insana ve bu dünyaya ait olmayan bir şeymiş gibi muamele edilmesi söz konusu.

Dijital dualizm, bir ikilik yaratma ve birini diğerinden daha yukarıya koymayı kendisine temel alıyor. Dijital dünyayı ‘sahte’, fiziksel dünyayı ‘gerçek’ olarak kabul eden ve dijitalin ‘aşağı’ görünmesini temel alan bu düşünce 2000’li yıllarda internetin ve teknolojinin gelişmesiyle her geçen gün daha da sık karşımıza çıkıyor. “Facebook insanları aptallaştırıyor”, “Gençler asosyalleşiyor”, “Telefonunuzu çöpe atın”, “Tüm hesaplarınızı silin”, “İnternetten arkadaş mı olunur?” temelindeki söylemlerin hepsi dijital dualizmin eserleri.

Dijital dualizm aynı zamanda bir elitizmi de beraberinde getiriyor. Dijital dünyanın ‘aşağı’ görülmesi ve ona bu şekilde muamele edilmesi, kırmızı hapı yutanların kendilerini elit ve diğerlerinden daha üst seviyede insanlar olarak görmesine neden oluyor. Bu dualizmi kabullenen, ancak buna rağmen dijital dünyadan ‘kurtulamayanlar’ ise kendilerini zavallı olarak görmeye başlıyor ve bu durum sahte bir hiyerarşinin doğmasına neden oluyor.

Dijital dualizmin yarattığı bu algı ve beraberinde getirdiği sahte hiyerarşi, “Gerçek Hayat Fetişi” denilen bir durumun daha doğmasına neden oldu. Gerçek hayat fetişi; bu dualizmin bir eseri olarak, ‘gerçek’ hayatın yüceltilmesini ve bir elitizm aracı hâline getirilmesini sağlıyor. Sosyal ağ hesaplarını kapatmakla övünmek, telefonunu ne kadar az kontrol ettiğiyle gurur duymak, ‘gerçek’ dünyadaki şeylerle daha çok vakit geçirdiğini söylemek, ‘vintage’ olan şeyleri tutkuyla savunmak; tüm bunları çevresindekilerle yarışmak ve kendisini onlardan daha yukarıda göstermek için kullanmak bu fetişin bir sonucu olarak görülebilir. Bu sorunlu dualizm, ilginç bir fetişin ve beraberinde sahte bir elitizmin doğmasına neden oldu. Yaratılan bu hiyerarşinin ne kadar güçlü olduğunu çevrenizdekilere bakarak görmeniz mümkün.2

* * *

Dijital dualizm, bir safsatadan fazlası değil. Hiçbir tutarlılığı ve mantıklı temeli olmadan kurulan bu yapının bir işe yarayabileceğini ya da doğru olabileceğini kabul etmek anlamsız. Tamamen sorunlu ve tutarsız tanımlarla kurulmuş bir dualizm, gördüğümüz üzere sadece sahte bir hiyerarşiye ve sorunlu insan ilişkilerine neden oluyor. Sözüm ona insanları ‘gerçek hayata döndürmeye’ çalışan kahramanlar, insanlar arasındaki ilişkinin bir elitlik ve “hangimiz daha gerçeğiz” yarışmasına dönmesine neden oluyorlar.

Eğer bir şekilde bu dijital dualizm savunulacaksa, en başta dijitalin neden ‘gerçek’ olamayacağına dair elle tutulur bir şeyler söylemesi gerekiyor. Çünkü bir datanın ‘gerçek’ olamaması için bir sebep yok. Cinlerden ya da dünya dışı bir şeyden de bahsedilmiyor sonuçta, gayet bu dünyanın bir parçası bitler ve datalar. Bu dünyada, bu dünyanın atomlarıyla üretilen teknolojinin ortaya çıkardıkları şeyler.

Eğer fiziksel dünya ve dijital dünya arasındaki ilişkiye daha elle tutulur bir şekilde yaklaşmamız gerekiyorsa; en uygun seçeneklerden birisi, Nathan Jurgenson’ın teklif ettiği “artırılmış gerçeklik”. Eğer gerçeğin deneyimlerimize ve o deneyimlerden edindiklerimize bağlı olduğunu düşünecek olursak, bu oldukça uygun bir tanım olabilir. Atomlardan oluşan fiziksel dünyaya, bitlerden oluşan bilginin (ya da dijital dünyanın) eklenmesiyle onun gerçekliğini artırdığımızı söylemek mümkün. Tek başımıza deneyimlediğimiz bir mekandan edinebileceğimiz bilgiyle, o mekanı dijitalle birlikte deneyimlemenin bize getireceği bilgi çok daha farklı ve fazla olacaktır.

Artırılmış gerçekliği dijital dualizme karşı bir tez olarak kullanılma sebebi şu: Dijital dualizm, varolanı reddediyor ve onu ‘sahte’ ilan ederek kendisine bir kaçış yolu yaratıyor. Ancak bu sahte ilan etme eylemi, sahte algıların doğmasına ve daha sorunlu bir durumun ortaya çıkmasına neden oluyor. Artırılmış gerçeklik ise varolanı doğrusuyla, yanlışıyla kabul etmeyi ve onu bizler için nasıl daha iyi hâle getirebilirizi düşünmeyi tercih ediyor. İkincisinin herkes için daha faydalı sonuçlar elde etmemizi sağlayacağını söylemeye gerek yok sanırım.

* * *

Burada bahsedilenleri çok önemli felsefe tartışmalarının günümüzdeki biçimleri olarak okumak mümkün. Hatta bana kalırsa bunları bu şekilde okumak ve tartışmak bir zorunluluk hâline geldi. Ancak böyle kısa bir yazıda bu tartışmaya kesin cevaplar vermek mümkün değil. Bu yüzden yazıyı bir tartışmaya cevaplardan çok, o tartışmayı daha doğru ve sağlıklı bir şekilde yapmak için atılmış bir başlangıç adımı olarak görmek daha doğru olur.

  1. Nathan Jurgenson’un bu yazıyı bana yazdıran insan olduğunu söylemem mümkün sanırım. Kendisinin bu konuda yazdıklarından yola çıkarak yazdım bu yazıyı. Merak edenler için en temel yazılar burada, burada ve burada.
  2. Futuristika’daki en son yazım da bunun güzel bir örneği aslında. Bkz
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page