Haşim amca bunaltıcı rüyalardan uyandığı bir sabah yatağında kocaman bir böceğe sarılmış olarak buldu kendini. Bir süre önce rüyasında karşı köyden Hatun adlı kadını görmüştü, kucağındaki böceği onun bedeni sanarak ne olduğu belli olmayan böcekle bir süre sevişti. Kendine geldiğinde  “Bu ney lan böyle? Allahım sen benim aklımı koru!” diyerek uyandı. Artık rüya görmüyordu. Bir süre yatakta kalıp böceği izledi, keskin gözlerle Haşim’e bakıyordu böcek. Göbek hizasında tek kanadını altına almış bir şekilde uzanıyordu. İki kocaman anteni ve sayısız küçük siyah ve kırmızı renkli noktaları vardı.

Haşim, böceği çok benimsemişti, böcek de aynı şekilde ondan ayrılmak istemiyordu ve altı ayağıyla Haşim amcanın sırtını kavramıştı. Duvara asılı guguk kuşlu saat 6.45’i gösteriyordu. “Yola çıkmam gerek” dedi böceğine. Köy toptancısı olan Haşim amca sürekli olarak sınırdan kaçak mallar getirip geçimini sağlıyordu.

Sokağa ilk çıktğında onu karşılayan Deli Hamza gözlerini büyüterek Haşime baktı. Sakin gözlerle Hamza’yı izleyen Haşim amca selamını vererek yanından geçti. Hamza’daki bu bakışları anlayamadı. Köy kahvesine girip bir çay söyledi kendine.

“Metoforik cümlelerin yarattığı muhteşem büst” diyerek karşıladı Filozof Osman. Filozof Osman hakkında pek rivayet olan bir adamdır. Bunlardan birisi de; Zamanında pek çok Felsefe seminerlerine katılmış. Prag’da düzenlenen ‘Hayat Zaten Bir Felsefe Değil Mi?” seminerinde konuşmasını yaparken salonun içindeki sineğe gözü takılmış ve bütün düşüncelerinin alt üst olmasına dayanamayıp hayata küsmüş ve bu ufak köye selam vererek girmiş ve halkın gönlünde yer tutmuş.

“Off be Osman” diyerek iç çekti Haşim amca.
“Off tabi Haşim” deyip masasına oturdu Haşim’in. Böcekle uzun süre bakışan Osman anlamsız anlamsız şirinlikler yapıyordu böceğe.

“Keşke bir düşünseydin Haşim abi,senden çıkana alışmadan düşünseydin” demeye kalmadan böcek bütün kahvedekilerin tekrar dikkatini toplayacak bir “Tıss”sesi çıkardı. Haşim amca sert bir bakışla böceğe baktı, efendisini kabullenmişti böcek. Öylece kahvede saatlerce oturdular. İşe gitmek istemiyordu Haşim amca…

Bir süre daha oturduktan sonra sıkılıp evde televizyon izlemeye karar verdi. Böcek, Haşim amcanın vücüdunda adeta bir parça olmuş ve sevgisini sol alttan üçüncü ve sağdan ikinci bacaklarını oynatarak anlatıyordu. Haşim amca bu beden hareketini anlamış ve onu torunu gibi sevmeye başlamıştı.

Köyden köye rivayetler dolaşmaya başlamıştı. Köylerden Haşim amcayı görmeye gelenler vardı ve bu Hatun’un da kulağına gitmişti. Haşim amcayı biliyordu. Köy yolunda karşılaşmış ve birbirleri hakkında bilgiler öğrenmişlerdi. Bir köşeden Haşimi izliyordu. Haşim sürekli bağırıyor sonra sakinleşiyor… insanlara bakıyordu. “Yazık,deli edecekler adamı” dedi Hatun üzülerek. Artık kafasında daha çok yer kaplıyordu Hatun’un. Köyden ayrılınca bir süre kendini yalnız hisseden Hatun moral olsun diye Haşim’e bir şiir yazdı:

Halimi gören nicedir
Atayı kabullenen süredir
Şirk koşmaz kervanlar
İnadına sever sevenler
Memnundur Haşimi sevenler

Birkaç defa okuduktan sonra sütyeninin içine koydu kağıdı…

Haşim amcanın evi kendisini merak edenlerle dolup taşıyordu. Neredeyse bütün gününü etrafa “Yavrum yapma dokunma şu böceğe” diyerek geçiriyordu. Bir anda ayağa kalkarak “Doğa bana bu yolla mesaj vermekte” diyerek kükremenin artık bittiği ve ağzın yavaşca kapanarak sağa sola bakmasıyla etrafa bir sessizlik çöktü, insanlar yavaşca kalkmaya başladı kapıda fısıltılar vardı. “Bizim Haşim kafayı yemiş” bir diğeri “Duydun mu kız, ne dedi o öyle?” ve birçoğu bir sürü şeyler söylüyorlardı. Köy kahvesi artık bu olayı konuşuyordu. Herşey üzerinde bilgisi olan Filozof Osman ise bu konu hakkında konuşmuyor sadece konuşulanları dinliyerek gülüyordu..

“Hey koca Haşim nasıl da harcadılar seni…”
“O değil daha yeni koymuştu işlerini yoluna.”
“O sarma sigara içiyor ama farkında değil” diyerek konuya girdi Filozof Osman.

Masadakiler ne konuştuklarını düşünürken sessizce masadan kalktı ve çay ocağının başına geçti .Köy yolunda Hatun’la tekrar karşılaştı Haşim amca, ne yapacağını bilemedi. Böceğin çıkardığı sesler iyice delirtmişti Haşim’i. Yanından geçerken bir türlü durup bir şey söyleyemedi ve Hatun gözden kaybolunca bir ağaç bulup altında biraz oturdu. Böcek sürekli ses çıkartıyordu ve artık beynine hükmedemeyen Haşim yarı baygın bir şekilde uzandı. Rüyasında köy meydanında böceğine kızgın demirler sokarken gördü kendini. Köy büyük bir sessizlikle onları izliyordu. Böcek herkesi delirtecek sesler çıkartıyor, çoçuklar teker teker meydanda kurulu büyük ateşin içine atlıyor ve bir anda böcek olarak çıkıyordu hepsi. Filozof bir köşeden gülerek elleriyle kafasını dövüyor ve bir yandanda Haşim’in üzerine doğru koşuyordu.

Haşim o uykudan bir daha uyanmadı ve Filozof’un hayal dünyası hiç susmadı…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page