“Genetik hüzünlerin asık suratlı taşıyıcısı: BEN”

Bekler. Uykulu gözlerinden bir fincan dikkat ödünç almaya niyetlenir gibi olur ancak gözlerinin bunu yapmaya hiç niyeti yoktur. Geçirdiği günün yüzüne bıraktıklarına bakmak için ayna önündedir. Bekler, ayna yüzeyinde yavaşça belirmesini yüzünün. Her zamankinden çok uzun süren bu bekleyiş onu tanıdık sorgulamalara yöneltir. Günü geçirir aklından.

Kendisinin de henüz anlamlandıramadığı tuhaf bir sadakatle gözlerini açtığı sabahı; içinde olduğu güne ait olup, her nasılsa tüm diğer sabahları gibi olan sabahı düşünür ve kapı eşiğinin hemen ardında başlayan ezbere kalabalığını sokağın… El arabasıyla kapı kapı dolaşıp sözde memba suyu satan ihtiyarı, kırmızı kapaklı bidonlarını, köşedeki dilenciyi ve onu her görüşünde, düşünmeyi yasakladığı şeyleri kendine… Yalama olmuş duyarlıklarını, çocukları ve gözlerini kaçırışını sokak insanlarının çalıcı bakışlarından.

Hala ayna önündedir. Güne ait tonlarca detayı hatırlarken geçirdiği zamanı düşünür, düşünerek aslında yaşayabilecek olduğu andan çaldıklarını…
Düşünür…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page