İçeridekini konuşturmanın kurallarını yazmaya başlıyorum. Odada bir ses dolaşıyor. Beyoğlu. Bilinçaltına kazılmış düşmanlık sözleri. Daha derin. Sığlık, bilincin yalanı. (Alana girerken aranacak mıyız?) Sanki paraşütü açılmıyor ve savrularak düşüyor. Anıtın zeminle karşılaştığı yere gülümsemesini gönderiyor. Kesinkes bir amacı olduğunu söylüyor yaşamın, pişkin ve gevrek. Mikrofonu eline alıp konuşmaya başladı. Heyecanlı inek! Aklın süzgeci. (İmiş.) Öksürüğünü tut, hıçkırma da. Dilindeki tutulmada ağır ağır uçan bir kuşun çizdiği kavis. Olup bitenleri izledi sadece. Mutlu bir varlık/insan numarası yaparken doğrusu çok hoş görünüyordu. Ikınmak yakışıyor, kaşınmak da. Bana Bak! Giyotinde kesilen başım değil, nöronların her biri. At, yoldaki uçarı tozu havalandırıyor dörtnal. (Devrik, korkma.) Lavlar yeteneğimi ölçüyor; dehşete kulak kesil sen de.

Hey, beynime batan imge kılçığı, kapıyı kapa! Burada,

————————olmamaya——————–

çalışıyoruz, kör müsün?

Koltukaltlarında kıskançlığın kokusu. Azgın domuz. Gir çık. Sosyalistler alandan hızla kaçıştı. Gir çık. Medyanın pütürlü boynu. Sakın aşağı bakma! (Boynundan yakaladı ceylanı.) Obsesifin bilinçli deliliği. Tortu. Dikenin barış çığlığı. (Bu akşam da her şeyi akan kana borçluyuz.)