Çok “jean’s” bir mevzu!

Hakikaten çok “jean’s” bir mevzu! “Görünmez” bir elin doku(n)duğu Ortadoğu’da, “kanlı mı olacak, kansız mı olacak” repliği her daim avaz avaz! Bu çetrefil siyasî harita üzerine, eski büyükelçilerden tutun da adını ilk kez duyduğunuz pek çok stratejik araştırma kurumunun yetkilileri ile gazetelerin dış haberler editörleri komple servis komplo teorileriyle “müvazi” gündemden arta kalan vakitlerde kafaları karıştırmaktalar… Tuzlama sever misiniz? Mühim not: “Toplumun geneli” düşünülerek, Brahms’ı Sever misiniz? tercih edilmemiştir.

[dropcap]O[/dropcap]rtadoğu’daki kazana uzaktan bile bakmak istemeyenler için “muhteşem” bir tarihsel piyes alternatif oldu aylar boyunca. Halit Bey’i, Devekuşu Kabare’nin fırtına gibi estiği, günümüzün dizi hastası seyircilerine tiyatro âdabını öğrettiği devirlerde “tight”lı haliyle dans ederken görmesem tamam da… Fatal Attraction’ın “yaramaz” adamı Dan Gallagher’ı canlandıran Michael Douglas’ın “kaftanlı” haline benzettiğim Bay Ergenç’in çok yanlış bir “cast” olduğunu, böylesine yanlış mı yanlış bir seçimle Kanunî’ye bir kastın açığa çıktığını düşünsem de “borsacı” sevgilisiyle “coitus interruptus” yöntemini beceremediğini ayan beyan Ayşe’nıma anlatan Meryem Hanım, dizlerinin üzerine çöküp ödüller sundu son tahlilde Halit Bey’e… Bana ne yemek düşer usta?

Neyse, aslî konumuza “U turn” yapalım, yeni nesil gençlük içün! Ortadoğu’daki bu çok bilinmeyenli denklem için farklı şeyler söyleyebilecek bir Aytunç Altındal’ı dinlemek de artık mümkün değil; çünkü 18 Kasım 2013’te vefat etti. “Çok hızlı ilerleyen” kanser hastalığında bir bit yeniği olduğunu düşünenlerin sayısının az olmadığını not düşmem gerek. Çetrefil mi çetrefil işler ve filler tepişirken ülkemiz huşû içinde pek mütevekkil.

“Akfil”i hatırlayanınız var mı? “Denim” adı verilen “blucin” kumaşı, “indigofera tinctoria” adlı bitkiden elde edilen “indigo” boyalı iplikle dokunmadığından, yıkama/aşındırma işlemleriyle rengi açılamıyordu. İşte bu Akfil firması, söz konusu kumaşların rengini açıyordu, 1960 yılında “KOT” adını tescil ettiren Muhteşem Kot için.

Muhteşem Kot tarafından 1950′li yıllarda üretilen “kot pantolonlar” artık yok, onlarca “original” ve “taklit” blucin markası arasında. Muhteşem Bey’in oğlu Aytaç Kot, Topkapı’daki fabrikalarını 1992 yılında kapatsa da “kot pantolon” sözü belleklerde öyle bir yer etmiştir ki değme “generic name” olarak anılan markaları yaya bırakmıştır.

“Kot pantolon”, sağlamlığı ve ütüyü devre dışı bırakan yapısıyla, zamanında çok tutulmuştur. “Kot pantolon”un markası ne olursa olsun, aslında “Kot” bir markaydı! Amerikalı işçilerin, çiftçilerin dayanıklı oluşundan ötürü tercih ettiği ve günümüzde bambaşka göstergelerle bezenen, uçuk kaçık rakamlarla “prestij” sembolüne dönüşen “denim” kumaşından üretilen “blucin”lerin, denizaşırı ülkelerde de boy göstermesiyle övünen bir Türk markasının reklamında bu ürünü “‘Jean’lere” veya “blucinlere” olarak kullanması yerinde olurdu. Kullanmamışlardı.

“Kot pantolon” ifadesine yüz verilmemesinin sebebi, Mavi markasına “halel” getireceği, “ucuz ürün” algısına yol açabileceği düşüncesi olabilir. “Jeans=İş giysisi, blucin, kot pantolon”. Önerim; “blucin”dir. Dikkat edelim: “Jeans’lere bak” yazamamışlardır zamanında. Argoda “cins” olarak anılmak tatsız bir durum elbette. “Cinlere bak” deseler, bu kez de “üç harfliler” devreye girecek… Sakal-bıyık dengesi işi bozuyor; fakat Kıvanç Bey’in, genç kızların “çantalarına” olan ilgisi hormonal dengeleri yerine oturtuyor. Evet, çantalar güzel!

Reklam metinlerinde başıbozukluk öyle böyle değil! “Toplumun geneli nasıl konuşuyorsa, reklamlarda da o dil kullanılmalı”ymış! O yüzden “taaaela” dedirtti geçmişte Turkcell, Şahan Gökbakar’a… İşte tam da bu yüzden, futbol programlarının ve de reklamların vazgeçilmez ismi eski futbol hakemimiz, yeşilli kırmızlı kordonlu “big size” kol saatlerinin bilek mankeni Erman Toroğlu bir vakitler “OTOMOSYON” deyip duruyordu!

Bilimsellikten uzak, dayanağı olmayan, dangıl dungul, yeni yetme ağızları bütün bu martavallar! Bu toplum adam gibi roman, hikâye, şiir, deneme okumuyor. Varsa yoksa (o da ittirmeyle) Elif Şafak, Orhan Pamuk, Ayşe Kulin… Haldun Taner, Muzaffer Buyrukçu, Sait Faik, Vüs’at O. Bener, Refik Halid, Mehmet Rauf, Ziya Osman Saba, Asaf Hâlet Çelebi okumamış ki! Daha doğrusu okuyamıyor ki! “Nobran”ın ne demek olduğunu Turkcell’in reklamından öğrendi “ekşi” gençliği! Not düşmeli: 30-40 yıl öncesinin kitaplarını okuyamayan bir “toplum”u mumla arasak bulamayız! Osmanlıca “hamlesi” de “ideolojik rövanş”tan öteye gidemeyecek maalesef.

Düşük belli “blucin” giyen reklamcılar Egemen Berköz’ü, Ferit Edgü’yü, Bilgin Adalı’yı, Ege Ernart’ı, Erol Çankaya’yı, Vural Sözer’i, Haydar Ergülen’i, Güven Turan’ı, Süreyya Berfe’yi, Nazar Büyüm’ü, Onat Kutlar’ı okumuş olsalardı utanırlardı. Hani barlarda marlarda çılgınca dans ettikten sonra, bir sıcaklık yerleşir de al al olur ya yanaklarınız… Hah, onun gibi işte! Utanınca da kızarır insanların yanakları. İşte öyle bir utanç!

Bakın merhum Bilgin Adalı ne demişti, Sözcüklerle Dansedenler’de: “Bir söz vardır Anadolu’da: ‘Bütün kızlar güzel de, bu çirkin kadınlar nereden çıktı?’2000’li yıllara gelene kadar bütün kızlar güzeldi de, şimdiki çirkin kadınlar nereden çıktı? Yanıtı çok açık: Şairler, reklam yazarlığından emekliye ayrıldılar… Şimdilerde reklam yazarlığı yapanların büyük çoğunluğu, şiir yazmayı bilmeyenler, şiir yazmayı yaşama nedenlerinden biri olarak görmeyenler. ‘İnternet’ ve ‘chat’ çocukları. ‘Bir de’yi ‘bide’ olarak yazıp, yazdıkları sözcüğün ‘kıç yıkama oturağı’ anlamına geldiğini bilmeyen, ‘kârları’ yerine ‘karılarını’ müşterileriyle paylaşan bir kuşak… İçlerinde, eski kuşakların uzantısı olan birkaç kişi dışında ‘şair’ yok çünkü. Bunlar, reklam metinlerinde çocuklara bile bel altından vurmayı marifetten sanıyorlar.”

“LÜRZER’S ARCHIVE”leri, “Communication Arts”ları yaratıcılığınızı beslemek için bırakın da “Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş” diyen Feridun Hürel’in “Yaratıcı Reklamcılık” kitabını okuyun bari! Cin olamamışların amatör “jean” mukallitliği pek iğreti duruyor. Hazırlopçular biraz yorulsunlar, arama motorlarına “mukallit” ile “hazin” yazarak… Ne de olsa “toplumun geneli” epey cahil be moruk!

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page