[sws_grey_box box_size=”400″]

Yazı Dizisi: ÇİZGİ ROMAN NEDİR?

I – Tarihi ve imgelerin gelişimi
II – Bir propaganda aracı olarak çizgi roman
III – Avrupa ve Türkiye’de çizgi roman[/sws_grey_box]

 Çizgi roman nedir?

Çizgi roman hemen hepimizin bir şekilde aşina olduğu bir kavramdır. Çizgi romanı tanımlayacak olursak, kabaca çizgi ve yazılarla bir hikayenin kağıt üzerinde canlandırılması diyebiliriz. Bu küçük çizgi bantları halinde de olabilir, seri çizgi öyküler halinde de.

Amerika’nın öncülüğünü ettiği çizgi roman kavramı ‘comics’, artık dünyanın her yerinde çok çeşitli amaçlarla yazılıp, çizilip, okunmaktadır.

Çizgi romanın tarihi ve gelişimi, görsel imgelerin gelişimi

Çizgi romanın sanatsal kökeni, Rönesans halıları, Mısır hiyeroglifleri, hatta mağara duvarlarındaki ilk resimlere kadar uzanır. Konuşma balonlarının ilk kullanımları (dini resimlerde karakterlerin söylediklerinin yazı olarak yer alması), grafik olarak sekans kullanma örnekleri (kiliselerdeki dini sahneler) ve 18. ve 19. yüzyıldaki yayınlarda kullanılan ilk illüstrasyonlar (karikatürler) Avrupa’da gözlenmesine rağmen, ‘çizgi roman’ oluşumu ilk olarak Amerika’da görülür.

Amerika’da çizgi romana takılan ‘comics’ ismi, bildiğimiz ‘komik’ kelimesinden gelmektedir, çünkü ilk 30 sene boyunca ilk çizgi romanlarda mizah dışında bir konu işlenmemiştir. ‘Comics’ terimi halen bütün çizgi romanlar için kullanılsa da, artık yeni bir terim olan ‘graphic novel’, yani ‘grafik roman’ terimi de senaryo kısmı daha ağır basan çizgi romanlar için kullanılmaktadır.

Amerikan gazetelerinde çizgi roman oluşumunun, daha doğrusu ‘pazar eklerinin’ ortaya çıkmasında üç önemli sebep vardır: Basım ve dağıtımın makineleşmesi, nüfusun şehir merkezlerinde yoğunlaşması ve yeni grafik ifadelerin halk arasında kabul görmeye başlaması. Tabii ki renkli basım tekniklerinin gelişmesi de önemli bir sebeptir.

İlk çizgi roman olarak kabul edilen ‘The Yellow Kid’ (Sarı Çocuk) karakterinin starı olduğu Hogan’s Alley, 1896’da Journal ve New York World gazetesinde yayınlandığında yeni bir çağın başlangıcını ilan etmiş oldu. Richard Fenton Outcault, bu seriyi çizmeden önce Joseph Pulitzer’e ait olan New York World gazetesinin Pazar ekine komik illüstrasyonlar çizerdi. Genelde resimleri alt tabakadan insanların yaşamlarından enstantaneler hakkındaydı. Halkın ilgisini çeken bu değişik tarz sayesinde, The Yellow Kid büyük bir başarıya imza attı, ve sadece bir sene sonra kendi magazin dergisini çıkardı (1897). Artık her ürünün ambalajı üzerinde bu sarı gömlekli, garip şeyler yapan, devamlı sırıtan çocuğun suratını görmek mümkündü. Sarı Çocuk, bir iki sene içerisinde ülkenin ulusal kahramanı haline gelmişti.

Richard Fenton Outcault

Şimdiki çizgi romanlar ile bağdaşmış her şey bu çizgi roman serisi ile denenmişti: Devamlı görünen karakterler, konuşma balonları, devam eden kareler yardımıyla hikaye anlatımı, düzenli yayın, -ilk zamanlar pazarları- renkli yayın. Outcault’un ticari başarısı sayesinde bu yeni sanat formu hayatlarımıza girdi. Outcault’un bu öncü girişiminden ve başarısından kısa bir süre sonra, Amerika’daki diğer büyük gazeteler de Pazar ekleri çıkarmaya ve günlük çizgi roman bantları yayınlamaya başladılar.

Hogan’s Alley’nin New York World gazetesindeki ilk yayınından sadece yirmi sene sonra, artık çizgi roman endüstrisi bir sendikaya bağlanmış, ve günlük olarak ve/veya ekler halinde Amerika’daki her gazetede yerlerini almıştı. Her yıl 5.000’e yakın yeni çizgi roman fikri sendikalara sunuluyordu. Bu çizgi romanlar her gün yüz binlerce insan tarafından okunuyor, ve bu yüz binlerce insan sadece çizgi roman bandının sonraki sayısını okumak için gazeteyi ertesi gün tekrar alıyorlardı.

O dönemlerden yakın geçmişe kadar çoğu sanatçı benzer malzemelerle aynı yöntemi kullanarak çizgi roman bantlarını üretmişlerdir; orijinal boyutunun iki misli büyüklüğünde, ağır gramajlı kağıt üzerine karakalem eskiz, karakalemlerin üzerine de kaligrafi kalemleri ile hint mürekkebi ve fırça ile geçilir, harfler yazılırdı. Yakın geçmişte ve günümüzde ise daha çeşitli teknikler kullanılmaktadır: Grafit kalemler, değişik uçlu rapidolar, magic marker’lar, kimyasal özellikli kağıtlar, bilgisayarlar ve özel çizim programları, vs.

Günlük çizgi roman bantları uzun bir süre boyunca sadece siyah beyaz basıldı. Pazar eklerinin ise büyük çoğunluğu siyah beyaz, geri kalanı da çizerin belirttiği renk paletlerine göre boyanırdı.

Genel olarak iki tip hikaye akışı vardı: Devamlı ve günlük. Devamlı olan çizgi roman bantları, ‘arkası yarın’ mantığı ile günler, hatta haftalarca süren hikayeler anlatabiliyordu. Günlük olan hikayeler ise, önceki veya sonraki günle ilişkisi olmayan, kısa hikayeler anlatırdı. Ancak her iki stilin de ortak bir yönü vardı: Tema, ve vurucu metinler. Çizerler buna kabaca “yazarın özgün mizahı” diyorlardı.

Çizim tarzlarına gelecek olursak, genel olarak üç tip çizim baş gösteriyordu:

  1. Koca Ayak metodu, karakterlerin ayak, kafa, burun gibi uzuvlarının abartılı olarak büyük çizilmesi anlamına geliyordu.
  2. Beş Parmak yaklaşımı, genelde Brezilya Dizisi tadındaki ve macera hikayeleri anlatan çizgi romanlarda kullanılan gerçekçi karakter çizimlerine konulan addı.
  3. Orta Yol ise iki stilin karışımı idi; büyük kafaya sahip, ama yine de gerçekçi vücutlara sahip karakterler buna bir örnektir.

Ancak çoğu çizgi roman bu tarzların hiç birine tam olarak oturmuyordu.

Çizgi romanlar 1929’a kadar mizah dışında bir konu işlemediler, ama 1929’da ilk defa macera konulu çizgi romanlar boy göstermeye başladı. Buck Rogers, Dick Tracy, Flash Gordon (Türkçe çevrilişi Baytekin), Tarzan ve Prince Valiant bunlardan başı çeken iki örneği olarak verilebilir. 30’lu yıllarda ise hala çok iyi bilinen iki çizgi roman yayınlanmaya başlandı: Kızılmaske (The Phantom) ve Mandrake the Magician. Aynı zamanda dönemin radyo programlarından esinlenilerek, pembe dizi tadında çizgi hikayeler çizilmeye başlandı.

İlk çizgi roman kitapları, gazetede yayınlanan çizgi roman bantlarının derlenmiş halinden başka bir şey değildi. Ya aynı çizgi romanın, ya da bir kaçının bir dergide bir araya getirilmiş haline, on yıllardır ‘comics’ diyen amerikan halkı tarafından ‘comic book’, yani komik kitap ismi konuldu. 30’lu yıllarda arada bir özgün işler görünmesine rağmen, asıl devrimi yaratacak olan çizgi roman serisi 30’lu yılların sonunda ortaya çıkacaktı.

Golden Age

1934’te, Jerry Siegel ve Joe Shuster tarafından yaratılan, insanüstü güçlere sahip, mavi kırmızı değişik bir kostümü bulunan bir süper kahraman olan Superman’i yarattılar. İlk taslakları götürdükleri her sendika onları reddetti; hatta United Feature Sendikası onları olgunluktan uzak işler yaptıklarını belirten bir ret mektubu bile gönderir. En sonunda 1937’de, McClure Sendikası’ndan Max Gaines çizimleri bir çizgi roman kitabı yayımcısı olan, DC Comics’in sahibi Harry Donenfield’a gösterir, ve Donenfield, Jerry ve Joe’dan 13 sayfalık bir çizgi roman hikayesi yazmalarını ister. Haziran 1938’de yayınlanan Action Comics no.1 isimli çizgi roman kitabı, bir sene içinde 900.000 adet sattı. McClure Sendikası da Superman’i günlük çizgi roman bantlarına dönüştürerek astronomik boyutlarda para kazandı. 16 Ocak 1939’da başlayan Superman günlük çizgi roman bantları, iki sene içinde 300 gazetede günlük olarak, ve 90 Pazar gazetesinde yayınlanmaya başlamıştı. Superman’in günlük çizgi bant versiyonu 27 sene boyunca devam etti, ve 1966’da satış azlığı nedeniyle kaldırıldı. DC Comics 1943’te Batman ve Robin’i de günlük çizgi bant olarak yayınlamaya başlamıştı, ancak onların ömürleri sadece üç sene sürmüştü. Superman çizgi romanının yayınlanması ile birlikte, çizgi roman tarihindeki süper kahramanlarla dolu Altın Çağ başlamış oldu.

Superman’in başarısını gören Bob Kane de, önceden tasarlamış olduğu Bat-man (sonradan kendi isimli dergisine kavuşan ve Batman ismini alan) isimli kostümlü kahramanı Detective Comics’in 1939 Mayıs sayısında ortaya çıkarır, ve kısa sürede başarıya ulaşır. Superman’in aksine Batman, süper güçlere sahip olmayan, ve intikam gibi tehlikeli bir motivasyonla suçlularla savaşan karanlık bir kahramandı. Bu başarıların ardından yeni süper kahramanların çizgi romanların ardı ardına piyasaya sürülmeye başlanır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası gazete, ve dolayısıyla çizgi roman eklerinin satışlarında doruk noktaya ulaşıldı, ancak savaşın getirdiği ek masraflar, hammadde sıkıntısı ve basım masrafları çoğu alanda kısıntıya gidilmesine neden oldu. Doğal olarak ilk kısıntıya gidilen alan Pazar ekleri ve günlük çizgi bantlar oldu. Önce alan olarak, sonra da adet olarak azaltılan çizgi roman bantları, hem üreticiliği, hem de yaratıcılığı baltalıyordu. 1943’te Amerika’da ayda toplam 25.000.000 çizgi roman dergisi satışı ile doruk noktasına ulaşmış altın çağ, savaş sonrası dönemde gitgide azalan talep karşısında bitmeye yüz tutmuştu. Savaş sonrası Amerika’da ana çizgi roman okur kitlesi olan askerlerin azalması, ve savaş sonrası dönemde ortaya çıkan, yönetimi sorgulayan bir kuşağın ortaya çıkması ile birlikte süper kahramanlı hikayelere olan ilgi bitti, ve 1950’lerde altın çağ kapandı. Artık suç ve korku çizgi romanları prim yapıyordu.

[sws_pullquote_left] Rock’n Roll dinleyen ve yönetimi sorgulayan gençliğin ortaya çıkması ve komünizmin nükleer bir tehdit haline gelmesi, halkı ve mutlu Amerika imajı çizmeye çalışan yönetimi tedirgin etti. [/sws_pullquote_left] Rock’n Roll dinleyen ve yönetimi sorgulayan gençliğin ortaya çıkması ve komünizmin nükleer bir tehdit haline gelmesi, halkı ve mutlu Amerika imajı çizmeye çalışan yönetimi tedirgin etti. O dönemde yayınlanan uzmanlar tarafından yazılmış yazılarda, suç ve korku öğeleri taşıyan çizgi romanların gençleri zehirlediği de söylenince, çizgi roman karşıtları ve yeni nesil çocuklarıyla iletişim kuramayan aileler çizgi romanları topa tutmaya başladılar. Çizgi roman karşıtı gösterilerde toplu çizgi roman yakma eylemleri bile yapıldı. Kongrenin de konuyu inceleme altına alması ile korkan çizgi roman yayıncıları, 16 Eylül 1954 tarihinde ‘Comics Code Authority’, yani çizgi roman nizam otoritesi devreye sokup oto-sansür uygulamaya başladılar. Üzerinde CCA damgası bulunmayan çizgi romanlar gazete bayilerinde satılamıyor ve okuyucusuna ulaşamıyordu. Bunun bir sonucu olarak dönemin korku ve suç çizgi romanlarının ağırlıklı lideri olan ve onları oldukça geliştirip olgunlaştıran EC (Entertainment Comics) başta olmak üzere yayınevleri kapanmak zorunda kaldı. Ayrıca bu hareket çizgi roman dünyasına yeni bir soluk getiren, Amerikan değerleri üzerinde duran, ayırımcılıktan aşırı milliyetçiliğe kadar çoğu güncel konuya yer veren korku romanlarının da piyasadan kalkması demek oldu. EC, sadece yeni çıkardığı bir dergi formu olan MAD dergisini elinde tutmayı başarabilmişti; diğer hiç bir yayınları gazete bayilerinde satılmıyordu.

Kamuoyu tarafından yaratılan sansür ortamında, çizgi romanda konu kıtlığı baş gösterdi. Tema olarak tekrar geriye dönüş yaşandı: Süper kahramanlar. Ekim 1956’da, Altın Çağ kahramanlarından olan Flash (Kırmızı Şimşek), Showcase dergisinin bir sayısında yeniden doğuyordu. Ancak, bu yeniden doğan süper kahraman Altın Çağ’daki versiyonundan farklıydı, sadece güçleri aynıydı. Julius Schwartz’ın yarattığı bu yeni sürüm Flash’in nispeten insancıl yanları, ve karmaşık problemleri vardı. Flash’in yeniden doğumuyla birlikte, Yeşil Fener ve Atom gibi diğer çoğu Altın Çağ karakterlerinin dirilişi de gerçekleşti, ve Gümüş Çağ başladı.

Bu yeni çağ, süper kahraman akımının çizgi romanın kalbinde olduğunu gösteriyordu. Altın Çağ karakterlerinin Rönesans’taki mitoloji karakterlerine benzer şekilde yeniden kullanılmalarına karşılık, o dönemde bilimkurgu çizgi romanlar yayınlayan Marvel Comics’in yeni çıkardığı Fantastic Four (Fantastik Dörtlü) çok büyük bir başarı yakaladı. Diğer Altın Çağ kahramanlarının aksine, bu dörtlü ikonik birer mitoloji kahramanı yerine daha çok bir aile gibiydiler ve normal insanlar gibi görünüyorlardı. Fantastik Dörtlü’yü yaratan Jack Kirby ve Stan Lee, bu yeni süper kahraman akımının devamını getirdiler: Hulk. Hiç alışılmadık olan, kahramanlık yönü bulunmayan bu karakter, halkın oldukça fazla ilgisini çekti. Ve Hulk’tan sonra, Superman’den sonra en çok başarıyı yakalamış olan karakteri Amazing Fantasy’nin 15. sayısında sahne aldırdılar: Örümcek Adam. Bunlar ve diğer Marvel kahramanları, çizgi roman dünyasına yepyeni bir soluk getirdiler. DC’nin aksine, Marvel’ın yarattığı her süper kahramanın insani yönleri daha ağır basıyordu, ve her insan gibi gündelik sorunlarla boğuşuyorlardı. DC insanı başka diyarlara götürürken, Marvel daha çok insana kendi sorunlarını ve içinde yaşadığı gerçekliği gösteriyordu. Çizgi roman kahramanlarındaki bu tarz farklılığı, günümüze adapte edilerek evrimleşmesine rağmen, günümüzde hala bu iki yayınevi tarafından devam ettiriliyor.

Süper kahramanlardan ve çizgi roman nizam otoritesinden ayrı olarak, yeni bir tür çizgi roman 60’lı yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştı. CCA damgasını ciddiye almayan, küçük ölçekli çizgi roman serileri ve çizgi roman kitaplarından oluşan Yeraltı Çizgiromanları (Underground comics veya comix) ortaya çıktı. Süper kahramansız, alternatif bir akım olan bu çizgi romanlara verilebilecek en iyi örnek, çoğu tabuyu yıkan, çıplak kadın imgesini serbestçe kullanan Barbarella’dır. Bu çizgi romanlarda uyuşturucu etkisiyle yazılmış ve çizilmiş hikayeler, çok ağır toplumsal yorumlar ve dışavurumculuk ana unsurları oluşturur. Ancak bu akımın ömrü çok uzun olmaz. 70’lerin ortasında konan uyuşturucu yasağının ve küçük yayınevlerinden çizgi romanların etrafa dağılmasını sağlayan dağıtım ağının kaldırılmasının etkisiyle, bu yeni akım da yavaş yavaş ortadan kayboldu. Ancak, artık yetişkinlere özgü ve sanat olarak yorumlanabilecek çizgi romanların kapısı açılmıştı.

Ghost Rider

70li yıllarda artık DC ve Marvel Comics de, çizgi roman nizam otoritesine rağmen toplumsal sorunları ufak ufak irdelemeye başlamışlardı. 1971’de Marvel, Örümcek Adam’ın yayınlanan iki sayısında (97. ve 98. sayılar), çizgi roman nizam otoritesine göre işlenmesi tabu olan bir konuya değinerek uyuşturucunun zararlarına yer verdi. CCA damgasız bu öykü büyük ölçüde ilgi ve takdir topladı, öyle ki nizam otoritesi tavırlarını yumuşatmak zorunda kaldı. Böylelikle korku çizgi romanları yeniden yayınlanmaya başladı, ve korku unsuru taşıyan karakterler görünmeye başladı. Buna örnek olarak DC’nin Swamp Thing’i (Bataklık Canavarı) ve Marvel’ın Ghost Rider’ı (Hayalet Sürücü) gösterilebilir. Bu tarihlerde çıkan önemli bir Marvel çizgi roman uyarlaması da Barbar Conan’dır.

1975’te Marvel tarafından yayınlanmaya başlayan X-Men de önemli çizgi romanlar arasındadır. 1970’lerdeki punk akımına uygun olarak, doğuştan farklı güçlere sahip ve bu farklılıkları yüzden toplumdan dışlanmış bir grup genci anlatan seri, dönemin kendini dışlanmış hisseden genç çizgi roman okuyucusu ile özdeşleşmişti.

1980’lerde yeniden yapılanmaya giren DC, yeni satın aldığı diğer yayın evlerinden doğmuş çoğu karakterini ‘öldürerek’, bütün hikayelerini tek bir evrende birleştirme, ve böylelikle her hikayesinin aynı dünyada geçmesini sağlayarak daha anlaşılır olma yoluna gitti. Artık DC okuyucuları çizgi romanları çok daha kolaylıkla okuyordu. Bu temizlik operasyonlarının yanı sıra, Daredevil (Gözüpek) serisinde Frank Miller’ın realist anlatımı tutulunca, Avrupa ve Amerika’da Sert ve Gerçekçi akımına uygun çizgi romanlar üretilmeye başlandı. Bu konuda öncü olan ulus bu sefer yazar Alan Moore önderliğinde Miracleman ve V for Vendetta çizgi romanlarını üretmiş olan İngiltere oldu.

Sert ve Gerçekçi akımına verilebilecek en güzel örneklerden bir diğeri de 1986’da başlayan bir Batman hikayesi olan, Kara Şövalye Dönüyor (The Dark Knight Returns)’dur. Frank Miller’ın Batman karakterini emekli edip, yaşlı olarak resmetmesi ile çizgi roman tarihinde gerçekçi ve karanlık bir akımın başlangıcı ilan edilmiş oldu.

90’lara doğru yine Alan Moore tarafından yazılan Watchmen, bütün çizgi roman tarihini inceleyen ve kusurlarını irdeleyen, aynı zamanda bütün süper kahramanları gerçekçileştiren, çok sofistike bir seriydi. Bu kadar zengin bir çizgi roman eseri olan Watchmen, Hugo Bilimkurgu Ödülü’nü alan tek çizgi roman oldu. Watchmen’den sonra çizgi romanlar bu ödülün kapsamı dışında tutuldu. Artık çizgi romanlara eskisine nazaran ciddi bir gözle bakılmaya başlandı.

90’larda ise, artık bu karanlık ve sert üslup her çizgi roman üreticisi olarak derinlemesine veya yüzeysel olarak uygulanmaya başlandı. Bunun dışında, DC’nin çıkardığı Vertigo Serisi ve bir çok bağımsız yayın evi gibi alternatif ürünler üreten kurumlar ortaya çıkmaya başladı. Vertigo’nun ürettiği en önemli çizgi romanlardan Sandman, Dünya Fantezi Edebiyat Ödülü’nü alan, hatta herhangi bir edebiyat ödülü alan tek çizgi roman olmuştur. Tank Girl, orijinal çizgisi ve punk çizgisi ile protest bir tema yaratmış, siğer çizgi romanların arasından sıyrılmıştır. Bağımsız üreticilerden Image Comics ise, dünyada bir fenomen haline gelmiş Spawn (Cehennem Tohumu) serisini yayınlamış ve başarıya kavuşmuştur. Spawn sayesinde, Dark Horse ve Malibu gibi küçük yayınevlerinin önü açılmış, ve çizgi roman piyasası artık DC ve Marvel Comics’in tekelinden kurtulmuş, alternatiflerle dolu bir hale gelmiştir.

2000li yıllarda ise artık bilgisayarların etkin kullanımı, çizgi romanların hiç olmadığı kadar prim yapması, ve modern dünya şartlarına uyma zorunluluğu bütün çizgi roman serilerinde yeni bir yapılanmaya girmiştir. Genç yayınevleri bu stratejiyi uygulamasalar da, Marvel ve DC Comics neredeyse 60 senedir yayınlanan serilerini günümüz dünyasına adapte yoluna gittiler, ve en tutulan karakterlerinin hikayelerini günümüz toplumlarında tekrar başlattılar. DC henüz köklü bir adım atmaz, sadece bir kaç serinin yeni versiyonlarını çıkarırken, Marvel 2000 yılında Örümcek Adam’la başlattığı Ultimate serisini bütün karakterlerine sırasıyla yaymaya başladı. Artık Örümcek Adam bir bilgisayar delisidir, ve cep telefonu gibi modern unsurlar hayatında yer almaktadır. Ultimate serisiyle baştan yaratılan diğer çizgi romanlar da X-Men, Gözüpek, Elektra, Fantastik Dörtlü ve daha yayına çıkmış veya çıkacak olan niceleridir.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page