Charles Chaplin’in 1952’de çektiği Limelight/ Sahne Işıkları filminin kurgulandığı, elli dokuz yaşındayken yazdığı tek romanı Footlights, dün yayımlandı. Artık yaşlanan, izleyiciyi güldürmekte başarısız olan Calvero isimli bir palyaçoyu anlatan novella, palyaçonun intihar etmek üzere olan bir dansçıyı kurtarmasını ve tekrar dans etmesine yardımcı olmasını anlatıyor. Chaplin’in, sahne korkusu yüzünden kendini alkole vuran babasının ölümünden, üzerine gelen toplumun histerik arsızlığından yazmaya sığındığı dönemin ürünüdür. Kısa bir bölümüne yer veriyoruz.


“İzleyiciler mi? … Onlardan neden nefret ediyorsun?”

Acı acı gülümsedi adam. “Çünkü, yaşlı ve küskünüm… sanırım”

Adamdan gözlerini ayırmadan kafasını salladı. “Yaşlı değilsin, eminim bıkmış da değildin. İnsanları çok seviyorsun.”

“Teket teker, evet,” diye cevapladı, “Herkesin içinde yücelik var. Fakat izleyiciler -onlar neyse o – zıt kutupların çelişkili karmaşası. Büyük bir yıldız bir keresinde… sahneden ıslıklanarak kovulmuştu, o zaman, aynısının bana da olabileceğini fark ettim. Biliyorsunuz, bir komedyen yaşını başını alır ve coşkusunu yitirir, işi hakkında artık çözümsel düşünmelidir – böyledir, eğer eğlendirme işinde devam etmek istiyorsa… Ve izleyicilere gelince, onlardan korkmaya başladım… insafsızlar, öngörülemezler… kafasız bir canavar gibiler, hangi yöne döneceklerini asla bilemiyorsun – her yöne doğru dürtülebilir… Bu yüzden onlarla yüz yüze gelmeden önce içmeliyim. Her gösteri bir işkence olmalı. İçmeyi hiç sevemedim, fakat içmeden komik olamıyorum, böylece daha çok içiyorum,” omuz silkti. “Yani, tam bir kısır döngü.”

“Ne oldu?”

“Sinir krizi. Az daha ölüyordum.”

“Ve içmeye devam ediyorsun?”

“Ara sıra. Bir şeyler düşündüğümde,” gülümsedi. “Yanlış şeyler düşününce sanırım. Her neyse. Kendimi yeterince anlattım. Kahvaltıda ne istersin?”

Kadın düşünceli düşünceli mırıldandı “Komik olmak, üzücü bir iş.”

Masa hazırlanmıştı. Adam artık kahvaltı hazırlayabilirdi. Bir an durdu, dalgın dalgın “Yine de kendine göre yararları da var… İzleyicilerin kahkahalarını duymak çok heyecan verici. Bakalım… ” dedi dolabın kapağını açarken. “Yumurtamız, somonumuz ve sardalyemiz var…” Parmaklarını şıklattı. “Rüyam geldi aklıma! Beraber sahneye çıkıyorduk. Sorun da bu işte. Rüyalarımda müthiş fikirler geliyor, fakat uyandığımda hepsi aklımdan uçup gidiyor. Bu sabah kendimi kahkahayla gülerken buldum. Sonra kalktım ve masaya koşup beş sayfa boyunca çığlıklarımı yazdım. Sonra uyandım ki bir satır bile yazmamışım.”

“Çok üzücü!”

“Evet. Rüyalarımı hatırlayabilsem, eski günlere geri dönebilirdim. Çalışmalıyım – sadece para için değil. Ruhuma da iyi gelecek.”

“Keşke yardım edebilsem.”

“Komik olduğumu biliyorum,” dedi adam kendinden emin. “Menajerler ise… benden artık geçtiğini düşünüyor. Tanrım! Sözlerini yedirmek muhteşem olurdu. Yaşlanmanın nefret ettiğim yanı bu işte – seni küçümseyip hor görmeleri.”

“İşe yaramaz olduğumu sanıyorlar. Bu yüzden bir geri dönüş ne muhteşem olurdu! Sansasyonel bir dönüş diyorum! Eskiden olduğu gibi hepsini kahkaha krizine sokmak… kalabalıktan yükselen o uğultuyu duymak… üzerine çullanan, ayaklarını yerden kesen kahkaha fırtınasını hissetmek… ne müthiş! Onlarla gülmek istiyorsun ama kendini tutup içinden gülüyorsun. Tanrım, eşi benzeri yoktur o hissin!” Duraksadı. “O alçakları sevmesem de – gülüşlerini görmeyi çok isterdim.”

Çeviri: F!

 

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page