Jay Dougherty, Charles Bukowski’yle gerçekleştirdiği ve daha önce yayımlanmayan röportajını, birkaç gün önce bir şiir forumunda ortaya çıkardı. Dönemin kişilerine odaklanan kısımları dışarıda bıraktık, kısalttık.

Sabah dokuzdan beşe çalışmak insanlığa yamanan en büyük acımasızlıklardan biridir. Yaşamınızı sizi aslında ilgilendirmeyen bir eyleme veriyorsunuz. Bu durum beni öyle tiksindiriyor ki, alternatif olsun diye içmeye, açlığa ve deli kadınlara sürükleniyorum. Benim gibi biri için ideal olan tabii ki bu durumu yazmaya, yaratıcılığa dönüştürmek. Bunu yapamayacağımı ancak elli yaşıma geldiğimde, dokuz-beş sarmalında yaşamak zorunda kalmadığımda anladım. Şansıma, o zamanlar ABD posta idaresi için çalışıyordum ve çoğu gece on bir buçuk saat sürüyordu ve çoğu izin günü de iptal ediliyordu. Delirmek üzereydim, bedenim tümüyle sinirsel anlamda çökmüştü ve nereme dokunsanız çığlık atıyordum, kollarımı kaldırıp boynumu çevirmeye zorlanıyordum. Elli yaşında bıraktım işi ve yazmak daha iyi bir şekle girdi.

Yazmak sizi canlı tutar çünkü beyninizdeki canavarları kağıda aktarıp sakinleştirir. Korkuları listelemek canlandırır gözükür ve yazarken sıklıkla neşe ya da ironi şeklinde belirir. Daktilo sürekli, yürekteki hüzne sakinleştirici şarkılar söyler. Harikulade.

[Charles Bukowski]  2Şiirde genel olarak kendimi kendim dışında herhangi bir şeyin merkezinde görmüyorum. Tek yolculuk ederim. Berraklığa, gerçekliğe doğru bir yöneliş var, oysa akademisyenler oldukları yerde durup neticede hayata ve gerçeğe karşı konumlanan gizli ve ağırbaşlı oyunlarını, snob ve değişmez oyunlarını oynamayı sürdürüyor.

Norton antolojisinde yer aldığımı bilmiyordum. Öyleyse tamamdır, bunun kimseyi öldüreceğini sanmam. Antolojiler üzerine bir uzman değilim. Sanırım çoğu bir kişinin seçimi oluyor. Tahminime göre o kişiler de üniversitelerle ilişkili, bu yüzden tutucu, dikkatli ve işlerini kaybetme endişeleri olan insanlar. Bu insanların seçtikleri bir rahibe ya da otobüs şöförünü pek şaşkınlığa sürüklemez. Genellikle onları uyutur.

En kötü şiir geçmişin en iyilerini ya da kötülerini kopyalayan şiir. Şairlerin çoğu çok fazla korunaklı çevrelerden geliyor. Bir şair, şiir yazmadan evvel yaşamalı. Bazen o yaşam neredeyse öldürmeye yaklaştırabilir. Şairlerin tehlikeli ortamlara dalması gerektiğini söylemiyorum. Fakat öylesi ortamlardan kaçınmaları gerektiğini de söylemiyorum.

Eleştirmenler haklı olabilir. Düzyazım ve şiirim arasında ne fark olduğundan emin değilim. Belki biçem benziyordur. Duygu aynı değildir ama. Demek istediğim, şiir ve düzyazının duygusu farklıdır. Sadece kendimi iyi hissederken düzyazıyla uğraşabilirim, şiir ise kendimi kötü hissettiğimde yazdığımdır. Şiiri, her ne kadar ironik bir tavrı da olsa, çoğunlukla iyi hissetmediğimde yazıyorum.

Bu aralar Hollywood isimli bir roman yazıyorum. Düzyazıyla uğraştığıma göre kendimi iyi hissetmeliyim ama son zamanlarda iyi değilim. Bu yüzden sadece elli sayfaya kadar gidebildim. Fakat hepsi kafamda, oturup yazmak için kendimi yeteri kadar iyi hissetmeyi umuyorum. Tamamlamayı becerebilirsem, anlatılanlar gerçek olsa da yüksek ihtimalle hakkımda dava açılır. Böylece ben de hukuk sistemi hakkında başka bir roman yazabilirim.