[Uluer Oksal Tiryaki]: Cenotaph, icra ettiği müzik türü gereği Türkiye’de pek fazla bilinmeyen ancak dünyanın çeşitli ülkelerinde tanınan, konserler veren Ankaralı bir grind core grubu, ilk dinlediğimde -Puked genital purulency albümünden- çok etkilenmiştim, hatta hala açar ara sıra dinlerim… Seneler sonra baktığımda Cenotaph çizgisinden taviz vermeden, müzikalite ve şarkı sözlerinde bana göre üst seviyelere ulaşmış, dünyanın pek çok yerinde konserlere katılan, parçalarına debut albümlerde rastlanılan, dünya ölçeğinde hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan bir grup olma özelliğini hala devam ettiriyor, bunu neye bağlıyorsunuz.

[Cenotaph]: Senin de söylediğin gibi çizgisinden taviz vermeme durumuna bağlıyorum, kendi stilimizi her albümde kendimizi tekrar etmeden geliştirmeye çalışıyoruz, bir albüm yapıp arkasından müzik türü değiştiren gruplardan olmadık, 1994’te grubu kurduğumuzda brutal ve extrem müzik sınırlarını zorlama mottosuyla kurmuştuk, her yeni albümde bunu geliştirmek için çalışıyoruz.

Şarkı sözlerinize baktığımızda dünyadaki benzer gruplarda etkin biçimlerde çok fazla kullanılamayan kimi sert ve içi kanla dolu metaforları ustalıkla kullanıyorsunuz, bu müziğe direkt olarak etki eden ve dinleyiciler tarafından gruba; “Ankaralı grind core canavarları” dedirten ya da bir başka deyişle Cenotaph’ı Cenotaph yapan bu müzik ve elbette liriklerdeki uyum; bana göre etki alanınızı belirleyen en önemli faktör. Şarkı sözlerinizde göze çarpan kaleme hakimiyet yetisi tam olarak neyin ürünü, söz yazarken, nelerden ilham alıyorsunuz?

Genelde yazdığımız sözler ve albüm kapakları ile CD içi görsel konsept birbirine paralel, albüm için seçtiğim konsept ne ise kafamda ona uygun sözler belirliyorum, ve çeşitli araştırmalar ardından sözler için gerekli malzeme, fikir ve düşünceler kafamda oluşunca sözlere aktarıyorum. İlham aldığım şeyler çok çeşitli , bir korku filmi olabilir, bir film sahnesi olabilir , okuduğum bir haber veya kitap olabilir veya kafamda yarattığım bir kurgu veya senaryo liriklere dönüşebilir, belirli bir kalıp yok.

Son albümde yer alan Embryobscure Hypnosis / Womb of Decay, alışkın olduğumuz Cenotaph parçalarından biraz farklı, şöyle ki; bu parçada neredeyse diğer şarkılarınızda pek rastlamadığımız; içinde sert ve neredeyse gruba özgü hızlı ve agresif gitar rifleri yok diyebiliriz, ancak yine de güzel bir albüm kapanış parçası olan , bu şarkıdan yola çıkarak şunu sormak istiyorum: bu gibi deneysel parçalara çıkacak yeni albümlerde rastlayacak mıyız? bu gibi parçaların ileride çıkaracağınız albümlerde yaygınlaşma olasılığı -şayet var ise- bunun; çizginizde ve müziğinizde bir handikaba yol açabileceğini düşünüyor musunuz?

Evet o parça daha önce yazdığımız parçalara pek benzemiyor haklısın, albümün kapanış parçası yani outro’su olsun diye böyle bir parça yazdık, düşük tempolu yavaş bir parça, dinlerken transa sokması, ruh hali ve atmosferinden dolayı albüme koyduk, bir sonraki albümlerde bu tür denemeler parça içlerinde yada intro-outro tarzı şeylerde olabilir, parçaları oluştururken ki ruh halimizle alakalı tamamen. Müzikte herhangi bir handikaba yol açacağını düşünmüyorum, çünkü albümde 25 dakika full beyin kazımasından sonra bir kaç dakika yavaş ve atmosferli bir outro’nun bünyelere iyi geleceğini düşündük.

Berlin Extreme Fest ve Sickfest başta olmak üzere yurt dışında bir çok festivale davet edildiniz, size göre bunda; müzikal başarınız dışında Rus plak şirketi Coyote Records ile albüm yapmanızın; yani müzikaliteyi çok daha ön plana çıkaran albüm kayıtlarının bunda bir payı var mı? 

Yurt dışında bağlı olduğumuz müzik şirketleri Sevared Records (Amerika) ve Coyote Records’un (Rusya) tabi ki yayınladığımız albümlerin dağıtımında ve daha çok dinleyiciye ulaşmamızda katkıları çok fazla, Rusya’daki şirketimiz 2008 ve 2010’da iki kez tüm Rusya’yı kapsayan yirminin üzerinde şehirde konser vermemizi ve turlamamızı sağladı Rusya’da, Avrupa’daki konser ve festival teklifleri ya direk bizimle kontağa geçmeleri sayesinde yada bizim onlarla kontağa geçmemizle oluyor, genelde yurt dışında çaldığımız konserlerdeki tepkiler harika. Albümlerimizi almış dinlemiş ve müzik için oraya gelmiş kitlelerden oluşuyor genelde gelen seyirciler, bu açıdan gayet güzel.

Kaburga Zine, Sayı 3’de yayımlandı, burada kısaldı ve düzenlendi.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page