Çağrı Çankaya

Çağrı Çankaya adını henüz duymamış olabilirsiniz fakat belki de yakın gelecekte “Hmm, o oyunun grafiklerini bir Türk yapmış abi!” derken kendisinden bilinçli bahsedebilirsiniz. İllüstrasyon dünyasının ismi gizli kahramanları arasına girmeye bizce “aday” Çağrı Çankaya 1 Ocak 1984 doğumlu. Bursa Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde başlayan eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım bölümünde tamamlayıp üniversite yılları boyunca katıldığı atölye çalışmaları ve yarışmalarda pek çok ödül alarak dikkati çeken genç tasarımcı, Güney Kore’de Hongik Üniversitesi’ne çağrılır. Katıldığı XD atölye çalışmasında tek Türk katılımcı olarak ödül kazanır. Hem yeteneklerini geliştirme hem de bilgilenmeyle geçen Güney Kore günlerinden sonra bu sefer Ukrayna, Kiev’de bilgisayar oyunlarına aşina herkesin tanıdığı oyun şirketi GSC Game World’de bir süre çalışır ve yeni fikirlerle aramıza döner. Bu fikirlerden birisi olan Catfight World Wide projesinin hayata geçmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Şu sıralar Young&Rubicam’da sanat yönetmeni olarak çalışan Çankaya, çocukken kurduğu düşleri gerçekleştirmesinde kullandığı araçlar olan şekiller ve renklerle bir süredir hafızalarımıza sesleniyor. Çalışmaları için siz de takip etmeliydiniz: Danone, Aygaz, Iveco, Papia, Alfa Romeo, Patlıcan, Burger King…

Futuristika: İlk çizdiğin deseni, yaptığın ilk resmi hatırlıyor musun? Çocukken elinden düşürmediğin kitaplar?

Çağrı Çankaya: İlk çizimlerimi annem zaman zaman tozlu raflardan çıkarıp gösteriyor. O gösterince hatırlıyorum çizimleri. Hatta çizdiğim anı bile anımsıyorum. Bu çok farklı bir duygu. Çizimlerime bakıp gülüyorum, bir yandan da duygusal bir moda giriyorum; ağlasam mı, gülsem mi? Bünyem karman çorman oluyor.

Çocukken resim yapmak ve lego oynamak hayatımın neredeyse tamamını kaplayan aktivitelerdi. 5 yaşıma gelince bunlara bir de Sega oynamak eklendi. O andan sonra bilgisayar oyunlarıyla aram hiç açılmadı. Halen bir oyuna başlayıp bitirmeden kalkmadığım zamanlar oluyor -tatillerde- :)

Küçüklüğümde çizgi roman benzeri bir kitabım vardı. Yabancı bir yayındı ve çizimleri harikaydı. Onu elimden düşürmezdim. Defalarca okuyup çizimlerini en ufak detayına kadar inceler, kendimden geçerdim. Ne yazık ki bugün o kitabı bulamıyorum. İşin kötüsü adını da tam hatırlayamıyorum. Onu bir gün bulursam, bir daha asla kaybetmeyeceğim.

Street Fighter kahramanlarıyla büyümüş bir neslin üyesi olarak son çalışman olan “Catfight World Wide” bilgisayar oyunu projene öncelik vermek istiyorum. Nitekim Futuristika ekibi de bayıldı yarattığın karakterlere :) Görünen o ki Arabia, England, Thailand ilk üç sırada! Bildiğim kadarıyla ülkemizi -güçlü Osmanlı tokadıyla- temsil eden Gökçen de Ballistic Publishing’in dünyanın en iyi dijital karakterlerini derledikleri Exotique serisinin 4. kitabında yer alacak. Catfigtht hikayenden ayrıntısıyla bahseder misin?

5 yaşından beri oyun oynayan, çocukluğu atari salonlarının karanlık köşelerinde geçmiş ve her şeyini paslı jetonlara yatırmış biri olarak grafik tasarım ve illüstrasyon yeteneğimi oyun sektöründe kullanmak hep aklımın bir köşesindeydi. Oyunları oynarken bunların yaratım sürecini merak eder ve bu konuda araştırmalar yapardım. Sonraları sevdiğim oyunların dosyalarını değiştirerek oyunları modifiye etmeye başladım. Ek bölümler, karakterler derken bir gün okul projelerimi ve kendi kişisel çalışmalarımı içeren bir pdf portfolio hazırlayıp bunu Ukrayna, Kiev’de bulunan GSC Game World şirketine gönderdim ve orada 2-d Concept Artist olarak çalışmaya başladım. GSC Game World, “Cossacks”, “Heroes of Annihilated Empires” ve “Stalker” gibi önemli oyunlara imza atmış büyük bir oyun geliştirme şirketiydi. 100 kişilik bir tasarım ekibinden oluşuyordu. Kiev’de geçirdiğim günler bana oyun sektörü ile ilgili çok daha detaylı bilgiler edindirdi.

Ancak

okulumu uzatmak istemiyordum ve vermem gereken bir bitirme projem vardı. Ne yapsam diye düşünürken Kiev’de öğrendiklerimin de gücüyle kendi dövüş oyunu projem “Catfight World Wide”a başladım. Tabi ki kendi başıma bütün bir oyunu yapmam mümkün değildi. Ancak en azından kendi payıma düşen kısmını yani oyunun görsel dünyasını ve karakterlerini yapabilirim diye düşündüm. Zaten bu oyun şirketlerine projemden bahsetmek için yeterliydi.

Sadece kadın karakterlerle dolu bir dövüş oyunu fikri aslında iki temel fikre dayanıyor: Birincisi, zaten kadın illüstrasyonu yapmaktan hoşlanıyordum. Büyük bir projenin kadınlarla ilgili olması düşüncesi, gözümde büyüyen işleri oldukça hafifletiyordu. İkincisiyse dünyadaki oyuncu nüfusunun büyük oranda erkeklerden oluşması ki oyunda dövüştükçe karakterlerin elbiselerinin ve aksesuarlarının deforme olması fikri, bu oyunun erkekler tarafından yoğun ilgi göreceği öngörüsünü oluşturdu. Hatta kadınlar tarafından da!

Catfight’da temel olarak 16 farklı ülkeden 16 karakter var, ki bu sayı artırılabilir. Hepsinin kendine göre amaçları var. Karakterlerin hareketleri tipik dövüş sanatları tarzından ziyade daha çok kadın dövüşü üzerine kurulu: Saç çekmek, çimdiklemek, tırmalamak, tükürmek, ısırmak ve daha nicelerinden oluşan uzun kombolar bu oyunun en zevkli yanı olacak. Bir diğer detay da, karakterlerin ülkelerine göre bir takım özel hareketlere sahip olması. Bahsettiğin Türk karekter Gökçen’in Osmanlı tokadı buna en iyi örnek.

Logo çalışmalarına örneklerJaponya’da yaşamak ve çalışmak istiyorsun ki bu, kısa bir süre öncesine kadar Grafik Tasarım, Görsel Sanatlar, Görsel İletişim Tasarımı, vs. gibi alanların pek de bilinmediği, hatta yadırgandığı ülkemizde gayet anlaşılır bir tutku. Fakat “eskilerin” orjinal çalışmaları ve başarıları, artı yeni bir nesilin katılmasıyla da bu sektör kısa sürede toparlandı. Genelde büyük şehirlerimizde yoğunlaşan uygulamacıları ve bilinçli izleyicileri ayrı tutarak diyebiliriz ki tasarımın da bir modası olduğunu yeni yeni öğrenen, medyanın her kolunda yer alan görsellerin bir üst dili olduğunu henüz sindirmeye başlayan, eserin ardında kendisini sorgulayan bir sanatçı olduğuna hala biraz şüpheyle bakan bir kitle var. Bu kitleye hitap etmenin sende yarattığı etkiler nelerdir? Tasarımlarını yaparken bu histen nasıl sıyrılıp kendini koruyorsun, tabii eğer bu olumsuz bir his ise? Ya da böyle bir etkin koruma duygusu taşıyor musun demeliyim belki de?

Uzak Doğu’ya karşı bir sempatim var. Özellikle Güney Kore ve Japonya’ya karşı. Japon kültüründe hoşuma giden çok şey var. Japon tasarımını, oyunlarını, animasyonlarını ve geri kalan her şeyini yakından takip ediyorum. Bu Japon tutkusu zaman zaman daha da artıyor ve Japonya’da şansımı denesem mi acaba gibi sorulara kadar gidiyor. Diğer bir etkense, Japonya gibi bir ülkede bir şeyler başarmış bir tasarımcı olarak ülkeme geri döndüğümde çok daha kıymetli ve aranılan biri olacağımın kesinliği. Bizim ülkemizde yurtdışı deneyimi çok önemli. Biri yurtşından geldiğinde bokunda boncuk var sanılıyor. Açıkcası benim Güney Kore ve Ukrayna’da başardıklarım olmasaydı Y&R’ın kapısından bu kadar kolay girebilir miydim bilmiyorum.

Soruda bahsettiğin kitleyse Türkiye’nin bir gerçeği. İstisnalar haricinde dünyanın geri kalanı gibi reklam yapamamamızın en büyük nedenlerinden biri bu. Türkiye çok arada bir ülke. Herkes çok hassas. Dolayısıyla tokat gibi çarpan reklamlar yapmak çok zor. Şeriatçı mıyız? Modern miyiz? Dinci miyiz? Ilımlı İslamcı mıyız? Laik miyiz? Hatta kafamız açık mı, yoksa kapalı mı? Çok net bir ülke olmadığımız için cesur reklamlar yapmak zor oluyor. Şunu desek o kızar mı? Ötekini desek öbürü üstüne alınır mı? Her yerden olay çıkabilme riski sözkonusu. Bunun sonucunda biz Türk reklamcıları da iki tarafa da sarılacak, herkese hitap eden, etliye sütlüye karışmayan, orta seyir, cesur olmayan reklamlar hazırlıyoruz. Bu da genelde, yapılan işlerin içinde bir kıvılcım olmaması anlamına geliyor.

Örnek vermek gerekirse, Amerika da çok çeşitli bir ülke ancak orada kimse bir şeyi üzerine alınmıyor.
Biz nedense diğer insanlar da bizim gibi olsun istiyoruz.
Bizim doğrumuz kesinlikle mutlak doğrudur ve aksi kabul edilemez olarak görüyoruz.
Aksi takdirde de olay çıkarıyoruz.

Bir de müşteri bunu anlar mı sorunumuz var. Birçok işte ön brief çalışmalar dışında, çarpıcı ve içinde kıvılcımı olan çalışmaları da alternatif olarak üretiyoruz. Ancak müşterinin tercihi genelde en basit ve sıkıcı olandan yana oluyor. Bu insanlar bunu anlar mı korkusuyla sürekli düz işler üretirsen bu insanlar bunları asla anlamayacaklar. O zaman biz hep dümdüz işler yapacağız demek bu. Kendi bindiğimiz dalı kesmek gibi yani. İşin ironik yönüyse sonra kendi beğendiğimiz ama müşterinin seçmediği ilanları Doğu’daki yerel gazetelerde yayına sokuyoruz. Ödüllere katılabilmek için! Sen hem Doğu’daki abi bunu anlar mı de, hem de git o ilanı bahsettiğin büyük şehirlerde değil de orada çıkar. Canım Türkiye’m.

Tutarlı bir şekilde çalışarak bir sanat yönetmeni olmak ve bir illüstratör olarak tümüyle istediklerini yaratmak… Bu süreçler içinde düşünce sisteminde beliren keskin farklar nelerdir? Bu iki farklı alanda hedeflerin neler?

Bu ikisini beraber yürütmek şu an bulunduğum ajansta ve günlerin 24 saatle sınırlı olduğu gezegenimizde mümkün görünmüyor. Bu yüzden hedeflerimi masaya yatırıp bazı kararlar almam gerekecek. Dürüst olmak gerekirse sanat yönetmenliği konusundaki fikirlerim burada yaşayıp öğrendiklerimden biraz daha farklıydı.

Tanıdığım bir tasarımcı ileride yapacağı çalışmalara ilham almak için dergilerden, gazetelerden, internetten hoşuna giden fotoğrafları, resimleri, desenleri, vs. biriktirir, bunları konularına göre kitapçık/CD-DVD olarak hazırlardı. Bu tip ileriye dönük hazırlık çalışmaların var mı? Sanatın diğer hangi dalları sana en yakın?

Görsel sanatların her dalıyla yakından ilgileniyorum. Yanımda dolaştırdığım 500 gb’lık bir hard disc var (dolmak üzere). Benim gibi arşivci birkaç arkadaşımla beraber içeriğini devamlı olarak genişletiyoruz. Dünyanın her yerinden yaratıcı ve sıradışı şeyleri toplamaya çalışıyoruz. Dünyanın tüm fantasy art çizerleri ve tüm eserleri, tüm çizgi roman çizerleri ve eskizlerinden son hallerine kadar tüm çalışmaları, çalışmalarımda kullanmak için kendi çektiğim dokular ve bunun gibi gigabytelarca veriyi çok düzenli bir biçimde burada biriktiriyoruz.

Bunun dışında Türkiye’deki en kapsamlı animasyon koleksiyonlarından birine sahibiz. Tüm bunları takip edip incelemek benim ana besin kaynağım. Arşivin içinde gezdikçe aklıma yeni projeler ve fikirler geliyor. Ancak çoğu zaman yeterli zaman olmadığından sıra bekliyorlar. Umarım bir gün bunları hayata geçirebileceğim bir yaşam tarzına sahip olurum.

Bunların dışında kitap almaya çalışıyorum gücüm yettiğince. Bir de içeriğine benim de katkıda bulunduğum Grafik Tasarım dergisi ve birkaç yabancı dergi var takip edebildiğim.

İllüstrasyon çalışmalarına örneklerBir yerlerde “Çalışmalarımda kullandığım fiziki öğeler popüler kültürün dışavurumu, kullandığım renkler ve şekiller ise yüksek kültürün içe dönüşümü olarak değerlendirilebilir.” dediğini henüz okumadım. Eğer okusaydım nasıl bir soru üzerine böyle bir cümle kurardın?

Catfight - TurkeyBöyle bir cevabı vermeyeceğim için henüz okumamanız normal :) Genelde müşteri odaklı yaptığımız çalışmalar içerisinde bu tür yaklaşımlarda bulunmak imkânsıza yakın. Çünkü reklam dünyasında yüksek kültürün içe dönüşümünden önce vermen gereken başka hesaplar var. Uzun lafın kısası kullandığım renkler ve şekiller genelde hizmet verdiğim markaların kurumsal kimliklerine göre çeşitlilik gösteriyor :)

Yani bu cevabın sorusu, “Reklamcılığın fiyakalı dünyasında çalışmaların için söyleyemeyeceğin en cool cümle ne olurdu?” olabilir.

Mesleğinin en zor ve en rahat yanları?

Ajansta çalışan bir art director olarak; mesleğin en zor yanı her yerde farklı. Farklı ajanslarda farklı zorluklar, farklı ülkelerde farklı problemler mevcut.

Benim

için konuşursak, eksik briefler, ne istediğini bilmeyen ya da yarım günde ilan isteyen müşteriler ve bu müşterilere gerçekten yarım günde ilan yapmak zorunda olmamız. Revizyonları bitmek bilmeyen işler, bu revizyonları yaparken günün geçip gitmesi, haliyle baktığım diğer markaların işleri için sabahlara kadar ajansta çalışmak, neredeyse her işin çok kısa bir deadline’ı olması mesleğin zor yanları konusunda ilk söyleyebileceklerim.

Rahat yanlarına gelirsek, öğlen ajansta çıkan güzel yemekler, insanların büyük oranda samimi olması, ajansın çeşitli yarışmalara ya da festivallere iş üretmek konusunda insanı teşvik etmesi, cumartesinin tatil olması, bedava çay, kahve bir de biri ajanstan ayrılınca şerefine dansöz gelmesi :)

Çantandan eksik olmayan gerekli şeyler?

Şimdi bakalım hadi, zaten sürekli aynı şeyleri taşıyorum. Macbook Pro, Wacom tablet, ekran temizleyici set, 500 gb hard disc, not defteri, dandik bir mouse, adaptörler, kablolar… Bazen de fotoğraf makinem oluyor.

Bugüne kadar tamamladığın projelerden en iz bırakanı hangisiydi? Ya hayal kırıklığı yaratan? Favori çalışman?

En iz bırakanlardan bazıları Catfight World Wide projesi, Güney Kore’de ödül aldığım illüstrasyon projem ve Alfa Romeo için yaptığım MiTo lansmanı ilk aklıma gelenler.

…farklılık tanınma farkındalık güncellik stil ayrıcalık…

Hayal kırıklığı ise mesleğin bir gerekliliği, bolca yaşıyorum fakat hangisi en ağırıydı bilemiyorum. İlerde çok çok daha ağırlarıyla karşılaşıcağımı da biliyorum. Gene de benim için en büyük hayal kırıklığı bir proje değilde genel olarak Türkiye’deki reklamcılığın önüne geçilemez bazı durumları diyebiliriz. Bunları değiştirebilecek güçten yoksun olmamsa beni en çok yıpratan şey sanırım.

Farklılık tanınmayı, farkındalık güncelliği, stil ayrıcalığı temsil eder diye düşünüyorum yaratıcılığın mevzu bahis olduğu her alanda. Genç, başarılı ve kariyerinin henüz başında olduğunu düşünerek, bunlara kendin için tatminkar bir seviyede zamanla erişmek ve muhafaza etmek için neler düşünüyor ve uyguluyorsun?

Bakmaya özen gösteriyorum, sağa sola, uzaklara, Uzak Doğu’ya… Ajans tüm enerjimi ve zamanımı emmesine rağmen kendi kişisel işlerime de zaman ayırmaya çalışıyorum. İş olmayan ama benim için çoğu zaman işte yaptıklarımdan daha kıymetli olan, patronunun ben olduğum işler üretmeye özen gösteriyorum. O zaman daha güzel şeyler ortaya çıkıyor. Makul zamanı olan ve ertesi gün baskıya gitmeyecek olan işler… Keza MiTo çalışmalarım da böyle çıktı, Catfight da ya da portfolyoma severek eklediğim diğerleri de.

Catfight - ThailandFavori;

Müzikler?

Belli bir tarz yok, şu sıra chill out ve dingin, elektronik sesler iyi geliyor. Açıkcası moduma göre değişkenlik gösteriyor müzik seçimim.

Filmler?

Vanilla Sky, Truman Show, Memento, Fight Club, Existenze, Matrix, Old Boy gibi filmler dışında Hayao Miyazaki’nin animasyonları, Pixar’ın hemen hemen tüm filmleri, Trigun, Death Note, Berserk, Cowboy Bebop gibi Japon anime diziler…

Kitaplar?

Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi, 1984

Şeriatçı mıyız? Modern miyiz? Dinci miyiz? Ilımlı İslamcı mıyız? Laik miyiz? Hatta kafamız açık mı, yoksa kapalı mı? Çok net bir ülke olmadığımız için cesur reklamlar yapmak zor oluyor. Şunu desek o kızar mı? Ötekini desek öbürü üstüne alınır mı? Her yerden olay çıkabilme riski sözkonusu.

Mekanlar?

İstanbul: Tophane’de nargile, Bomonti’de Y&R :)
Bursa: Setbaşı’nda İskender Kebap, Çekirge Saklı Bahçe’de kahve.
İzmir: Kordon’da bira, kapalı mekansa “Sardunya”, Bornova’da Ozee ve Dungeon.
Kiev: Kreschatik Meydanı.
Seoul: Insadong Sakağı, Lotte World, Yong San, Hong Ik Universitesi

Tasarımcılar/İllüstratörler?

Türk illustratör olarak Emrah Elmaslı ve Kerem Beyit’ i takip ediyorum. Daha çok reklam ve sinema üzerine çalışan Hüseyin Yıldız da listede. Yurt dışındansa saymakla bitiremeyeceğim bir liste var ancak son keşfettiğim ve panaromik illustrasyonlarıyla aklımı başımdan alan Kozyndan’ı söylemeden edemeyeceğim.

Tasarımcı olaraksa, her yeni projesini merakla beklediğim ve kişisel görüşlerine de hayran kaldığım Jonathan Barnbrook, Extramücadele gibi isimlerin yanında Designers Republic ve özellikle Toki Doki projesiyle bunu neden önce ben yapmadım diye kendimi yememe neden olan Simone Legno diyebilirim.

Gösterdiğin ilgi ve özen için teşekkür eder, Futuristika ekibi olarak başarılarının devamını dileriz :)

Ben teşekkür ederim…
[simpleviewer=69,670,900]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page