Festivalin teması “dünyanın sonu” olarak kararlaştırılırken festivalin afişi de temaya uygun olarak tasarlanmış. Afişte post-apokaliptik bir Sitges’de, karanlık bir gökyüzü altında kasabanın ikonik sembollerinden Sant Bartolomeu’i Santa Tecla Kilisesi’ni yıkık dökük bir halde görüyoruz.

[dropcap]B[/dropcap]arcelona’ya 34 km uzaklıktaki küçük bir sahil kasabası olan Sitges, her sene ekim ayında fantastik sinemanın mabedi kabul edilen Sitges Fantastik Film Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. 1968’den beri düzenlenen festival; korku, bilimkurgu filmlerin, fantastik sinemanın takipçileri tarafından her sene merakla bekleniyor. Geleneksel olarak düzenlenen Zombi Yürüyüşü de festivalin heyecanla beklenen etkinlikleri arasında. Şimdiye dek Terry Gilliam, David Lynch, Wim Wenders, Quentin Tarantino, Park Chan-Wook, Guillermo del Toro, Dario Argento, Takashi Miike, Peter Greenaway, Cameron Diaz, Anthony Hopkins, Jodie Foster, Guy Maddin gibi pek çok ünlü ismin katıldığı festival bu sene 4-14 Ekim 2012 tarihleri arasında 45. kez düzenlendi. Puruli Kültür Sanat olarak festival için özel olarak derlediğimiz Türkiye kısalarını sunmak üzere Sitges’deydim.

Dünyanın sonu önce Sitges’i vurdu

Aralık 2012, dünyanın kaderinin değiştiği tarih mi olacak? Çok konuşulan, çok tartışılan ve pek çok Hollywood filmine konu olan “Maya takviminin sonu” bu sene Sitges Fantastik Film Festivali’nin de ilham kaynağı olmuş. Festivalin teması “dünyanın sonu” olarak kararlaştırılırken festivalin afişi de temaya uygun olarak tasarlanmış. Afişte post-apokaliptik bir Sitges’de, karanlık bir gökyüzü altında kasabanın ikonik sembollerinden Sant Bartolomeu i Santa Tecla Kilisesi’ni yıkık dökük bir halde görüyoruz. Bu afişin aklıma getirdiği ilk soru şu oluyor: Aynı afişi Türkiye’de bir cami ile yapmaya kalksan ne olur? Sorunun cevabı pek iç açıcı değil!

Sitges Film Festivali, fantastik film festivallerinin en eskisi, en ünlüsü, en büyüğü. Özellikle korkuseverler adeta ibadetlerini yerine getirircesine her sene burada toplanıyorlar. Zira gerek fantastik sinemanın son dönemdeki en iyi örneklerinin gösterimleri, gerekse Katalan ve İspanyol sinemasının beklenen galaları burada gerçekleşiyor. Uzakdoğu Sinemasının da özel bir önemi var; festivalin Casa Asia yarışmasında en iyi Asya filmi ödüllendiriliyor. Festivalin yarışmalar kısmı oldukça zengin, ana yarışmada ise en iyi fantastik film Maria Ödülü’nü kucaklıyor. Burada bir parantez açıp ödülün isminin neden Maria olduğuna değinelim: Maria; Fritz Lang‘ın bir sinema klasiği olan Metropolis filminde isyanı başlatan robotun adı. Sitges’e hayran olma nedenleri, madde 1 kısmına kaydediyoruz!

Sitges seyircisi coşkulu, katılımcı, “festival”in hakkını veren bir seyirci. Sabah seanslarının bile tıklım tıklım dolması hayranlık uyandırıcı. Gösterimler sırasında yapılan tezahürat ve alkışlar yüzünden zaman zaman kendinizi bir futbol maçında hissedebilirsiniz. Filmlerde “kötü”ler kazandığında yuhalanıyor, “iyi”ler kazandığında alkış ve ıslıklar kopuyor!

Festival gösterimleri 4 farklı mekanda gerçekleşiyor. Ana gösterim yeri Sitges’in en büyük oteli olan Hotel Melià’nın 1384 kişilik sinema salonu. Konukların çoğu bu otelde kalırken açılış-kapanış törenleri, basın toplantıları burada yapılıyor. Hotel Melià için festivalin beyni, kalbi, her şeyi diyebiliriz. Diğer gösterimler birbirine yakın mesafelerde bulunan El Retiro ve Cinema Prado sinemalarında, kısa film gösterimleri ise yıl boyunca çeşitli kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan L’Escorxador binasında gerçekleşiyor. Ayrıca kasabanın en ünlü plajı olan Sant Sebastià Plajı boyunca açılan standlar boyunca DVD, film afişi, t-shirt, hediyelik eşya satışı yapılıyor. Festivalden mahrum kalmayı göze alırsanız kendinizi bu plajda Akdeniz’in pırıl pırıl sularına bırakmanız da mümkün, fakat festivalin programı dopdolu olunca bunun eksikliği pek de hissedilmiyor.

Sitges Film Festivali’ni diğer festivallerden farklı kılan şey festivalin atmosferi. Burada Hotel Melià’nın barında Dario Argento’ya ya da Jennifer Lynch’e rastlamanız, daha da güzeli onlarla tanışıp sohbet etmeniz olası. Bu sene festivali ziyaret eden isimler arasında Neil Jordan, Pen-Ek Ratanaruang, Elijah Wood, Eli Roth gibi pek çok ünlü ismin olduğu düşünülürse onlarla sohbet etme şansı bulmak bir sinefil için gerçekten paha biçilmez.

Hotel Melia

Programda Ne Var Ne Yok?

Bu sene toplam 256 filmin gösterildiği festivalde gösterimi iple çekilen pek çok önemli Avrupa galası vardı: Bu senenin en merak edilen bilimkurgularından Looper, müzisyenlikten yönetmenliğe geçiş yapan Rob Zombie’nin cadı hikayesi Lords of Salem,  başrollerinde Colín Farrell ve Christopher Walken’ın oynadığı, Martín McDonagh’ın yönettiği Seven Psycopaths ve 15 farklı ülkeden 26 yönetmen tarafından yönetilen ve 26 farklı ölüm şeklini anlatan bir “ölüm antolojisi” olan The ABCs of Death.

“Sitges’te Sinister’ı seyrettim, bana bir don borçlusun”!

Looper’ın yönetmeni Rian Johnson’ın, Sinister’ın senaristi C. Robert Cargill’e attığı “Sitges’te Sinister’ı izledim, bana bir don borçlusun” tweetine bakılırsa Sinister filmi korkutma amacını gerçekleştirmiş gibi görünüyor! Film, romanı için malzeme ararken, bulduğu bir video kaydında işlenen cinayeti araştırmaya başlayan bir yazarın hikayesini anlatıyor. Festivalin merakla beklenen diğer filmleri arasında David Cronenberg’in Cosmópolis’i, Venedik’te Altın Aslan kazanan Kim Ki-Duk’un Pietà’sı, Martyrs adlı etkileyici gerilim filmiyle tanıdığımız Pascal Laugier’in The Tall Man’i, kült yönetmen Don Coscarelli’nin korku-komedisi John Dies at the End, The Blair Witch Project’in yaratıcılarından Eduardo Sánchez’in yeni filmi Lovely Molly ve Şilili yönetmen Nicolás López’in bir grup gencin gece klübünde yakalandığı deprem sonrası yaşadığı kabusu anlattığı filmi Aftershock vardı.

David Lynch’in kızı Jennifer Lynch’in yazıp yönettiği Chained ve David Cronenberg’in oğlu Brandon Cronenberg’in yazıp yönettiği Antiviral de beklenen filmler arasındaydı. Anlaşılan “çocuklar” babalarının izinde yol almak için kararlılar.

Chained

Puruli Seçkisi

Gelelim festival için özel olarak derlediğimiz Türkiye Kısaları’nın gösterimine… Özellikle son 5 senedir Cannes, Berlin, Sundance gibi festivallerden ödüllerle dönen Türkiye sineması, son dönem ülke sinemaları içinde en umut verici olanlardan biri. Ancak bilimkurgu, korku, gerilim gibi türlerle ilgilenen ya da filmlerinde fantastik öğelere yer veren yönetmenler sayıca daha azlar ve teşvike ihtiyaçları var. Puruli olarak bu filmlerin seyirciyle buluşmasını sağlayacak bir fırsat yaratmak istedik ve böylece bu seçkiyi oluşturduk. Seçkide 5 film yer aldı: Alageyik Efsanesi (Alican Meydan, 2010), Elmanın Laneti (H. Doğan Ercan, 2010), Gelecekten Anılar (Hüseyin Mert Erverdi, 2010), Microcassette Recorder (Dünay Kılıç, 2010) ve Perspective (Mehmet Can Koçak, 2011). 5 Ekim Cuma günü L’Escorxador binasında gerçekleşen gösterim öncesi Türkiye’deki sinemanın gidişatına ve seçkideki filmlere değinen kısa bir sunum yaptım. Büyük ilgiyle izlenen gösterim sonrası festivalin yardımcı direktörü Mike Hostench, seneye seçkiyi daha da kapsamlı yapmak gerektiğini söyledi. Fantastik sinema ile ilgilenen ve Sitges’i ziyaret etmek isteyen kısacılar şimdiden filmlerini çekip bavullarını hazırlansınlar!

Festivalin takip eden günlerinde İspanyol ve Katalan kısalarını izledikten sonra, onlarla Türkiye’de çekilen filmler arasında bir karşılaştırma yapmak kaçınılmaz oldu. Vardığım sonuç ise şuydu: prodüksiyon olarak İspanya’da üretilen kısa filmlere denecek bir şey yok, fakat senaryo anlamında bir çıkmaz var, hikayeler hep bildik temalar etrafında dönüp durmuşlar. Türkiye’de çekilen filmlerin bu anlamda fark yarattığı ve daha umut verici olduğu söylenebilir.

ABCs of Death

Ve Ödüller…

Köprü Üstü Aşıkları’nın yönetmeni Leos Carax 13 yıl sonra kamera arkasına geçmekle doğru bir adım atmış! Carax’ın filmi Holy Motors, Sitges’de En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini alırken Jennifer Lynch’in yönettiği ve Vincent D’Onofrio’nun bir seri katili oynadığı Chained, Juri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini topladı. En İyi Kadın Oyuncu festivalin en çok konuşulan filmlerinden Sightseers‘daki rolüyle Alice Lowe’nin olurken aynı film En İyi Senaryo ödülünü de aldı. En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü ise Headshot’taki muhteşem görüntü yönetmenliği ile Chankit Chamnivikaipong’un oldu.

Diğer ödüllere bu adresten ulaşmak mümkün.

Son söz olarak izleme fırsatınız olursa kaçırmamanız gereken birkaç film önerisi: biri İspanyol iç savaşı sırasında, diğeri ise günümüzde geçen iki paralel öyküyle ilerleyen ve yönetmeni Juan Carlos Medina’yı takip edilmesi gereken yönetmenler arasına sokan gerilim filmi Insensibles, Lynchvari bir zihin oyunuyla kafaları karıştıracak, kavun yerken aklınıza korku filmlerinde parçalanan bedenleri getirecek sürreal gerilim Berberian Sound Studio ve yapacağına inandığı zaman yolculuğu için gazeteye ilan vererek kendisine yol arkadaşı arayan bir adam ile bu eksantrik adamı takip etmeye karar veren üç dergi çalışanının kesişen hikayelerini anlatan düşük bütçeli Amerikan bağımsızı Safety Not Guarenteed.

– Ezgi Yalınalp

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page