[dropcap]B[/dropcap]orges ailesi’nin Avrupa yıllarında bir durağı da 1919 yılında Mallorca’yken, babası da tek romanı üzerinde çalıştığı dönemde, Jorge Luis Borges de ilk şiirlerini yazmaya başladı. Sonradan Borges’nin annesinin Bioy Casares’e “iki deliyle uğraşıyorum” diye dert yandığı rivayet edilir. Borges’in babası 47 yaşındayken romanını yayımlatır. Roman ilgi çekmez.

İlerleyen yıllarda Borges’in babasının sağlığı kötüye gidince, oğlundan romanı yeniden yazmasını ister. O daha yeteneklidir, bunu yapabilir? Oysa Borges’in en uzun yazdığı metin 14 sayfa süren Kongre isimli öyküdür. Onu da yazması yıllar almıştır.

Norah Borges, aynı zamanda ünlü bir ressamdır ve Borges’nin kızkardeşidir. Tıpkı annesi gibi, Borges’i “Georgie” diye çağıran Norah, aslında Borges’ten önce yazmaya başlamıştır. Norah’ın çizimleri 1920’li ve 30’lu yıllarda çeşitli sürrealist dergilerde yayımlanmıştır. Dadaist yazar Guillermo de Torre ile evlenen Noah’nın çocukları Luis ve Miguel de Torre ise, Borges ailesinin yaşayan tek varisleridir.

Borges’in annesi baskın bir kişiliktir. Sürekli atalarını anlatır Borges’e. Nasıl savaştıklarını, nasıl kahraman olduklarını… Asla bir asker olmayacak Borges, kendinden utandığını anlatır. Tüm o zafer öykülerinin sadece aktaranı olacaktır. Kimi zaman düşlerinde atalarıyla yanayan savaştığını görmesinin nedeni de budur.

Jorge Luis Borges ve annesi Leonor, 1962, Londra.

Borges’in ilk bağlandığı kadın ise büyükannesi Fanny’dir. Dedesi üç yıllık bir evlilik sonrasında, bir düelloda kafasından vurulunca dul bıraktığı Fanny, 93 yaşında ölene dek Borges’in yanındaydı. Tam bir ingiliz olan büyükannesi Borges’i de benzer bir etkiyle yetiştirdi.

1930’lu yıllara gelindiğinde, Borges kurgu üzerine daha çok düşünür olmuştu. Metinlerle oynuyor, kendi dünyasını zenginleştiriyordu. Anca hala düşsel metinlerini yazmaya başlamamıştı. Bu dönemde yazılarının yayımlandığı Sur dergisinin önemi büyüktü. Sur dergisi ise Victoria Ocampo adında, Arjantin’in en önemli ailelerinden birine mensup bir kadın tarafından çıkarılıyordu. Borges’e göre, “diktatör” bir kadındı. Borges kadını bir şekilde idare etmeye çalıştı çünkü Sur dergisi, ismini duyurmasının en önemli yoluydu o dönemde. Dergi için inceleme ve denemeler yazmayı sürdürdü.

1936 Nisan ayında yayımlanan, ilk düzyazı kitabı “Alçaklığın Evrensel Tarihi” 1937 yılına dek sadece 36 adet satıldı.

Aynı dönemde Bioy Casares ile arkadaş olan Borges’in ilk kütüphanecilik görevi, Buenos Aires’in işçi mahalllelerinden birindeydi ve kitaplarla, kütüphanedeki iş arkadaşları da dahil olmak üzere, kimsenin ilgilendiği yoktu. Borges, yevmiye ile çalıştığı bu dönemde yaşadığı parasızlığı, “Bazen tramvaya on durak yürürken gözlerimde yaşlar birikirdi” diye anlattı daha sonra.

1938 yılında babasını kaybeden Borges, aynı yılbaşında ünlü kazasını gerçekleştirir. “Kafaderimin sıyrıldığnı hissettim…” Bir ay boyunca bilinci tam yerine gelmez, ardından ilk Borgesian öykü sayılan “Pierre Menard, Author of Don Quixote” yazılır.

Takip eden yıllarda, Borges en ilgi çeken kurgularını Sur dergisinde yayımlar, “Tlön, Uqbar, Orbis Tertius” ve “Babil Kütüphanesi”.

Sürekli okur artık, Kafka çevirir. Babasının ölümü, rezil bir işte çalışması, her gün tramvayda o uzak mahalleye gidip gelirken Dante okuması, durmadan Dante okuması. Bir yandan patlayan savaş ve Nazilerle Peron düşmanlığı. Tüm bu karmaşa içinde bir kadına aşık olur ve kadın Borges’i geri çevirir.

Borges için, en iyi, kendisiyle evlenmeyecek ya da yatmayacak kadınlarla anlaşabilmiştir, derler. Borges’in ilginçtir kadınlarla ilişkisi çok fazlaydı, sadece onlarla sevgili olmuyordu. Birçok kadının Borges ile hatıraları olduğu gereği bir yana, yine birçok kadın Borges’in aşk hayatı hakkında bilgi sahibi değildi.

[sws_blockquote align=”” alignment=”alignleft” cite=”…” quotestyles=”style02″]Borges için, en iyi, kendisiyle evlenmeyecek ya da yatmayacak kadınlarla anlaşabilmiştir, derler. [/sws_blockquote] Borges 19 yaşındayken babası ona sormuştu: “Hiç bir kadınla beraber oldun mu? Hiç mektebe gittin mi?” Babası Borges’in hiç yapmadığını görünce, kendisine bir genelev adresi verip, orada kendisini bekleyen bir kadın olacağını söyler. “Erkekliğe geçişin sıradığı ritüelleriyle baş etmen için küçük bir yardım” der. Borges söylenen yere gittiğinde, kadını aslında babasıyla paylaştığı gerçeğini fark edince, ilk denemesi olumsuz sonuçlanır. Borges için doktora görünmesi gerektiği söylendiğinde, “bu genç adam, kadın bedeninden alacağı zevk ve keyfi, edebiyattan alıyor” denir.

Borges’in “Öteki” isimli hikayesinde geçen “Plaza Dubourg’un ikinci katında olanlar” göndermesinin bu yaşananlara atıf yapıldığı söylense de, bunların önemi yok. Borges ne de olsa 1921 yılında edebiyat çevresi ile takıldığında Mallorca’da yeteri kadar geneleve girip çıkmıştı. O dönemde gece kulüpleri aynı zamanda genelevdi zaten. Daha sonra kızkardeşi Norah ile evlenecek eniştesine yazdığı mektupta, burada geçirdiği vakitte “anlayışı kıt kızların memeleri ve gülümsemeleri arasında nasıl vakit geçirdiğini” anlatır. Kumardan kazandığı paralarla nasıl fahişelerle yattığını anlatır, hatta bir fahişeye nasıl aşık olduğunu, “Luz bir katedral gibiydi… aynı zamanda bir orospu gibiydi de…”

Borges’in tek büyük aşkı tabii ki annesiydi. Annesinden gelen bir telefonla, hazırola geçip telefonda “tabii ki anneciğim, nasıl isterseniz anneciğim” diye 45 yaşında soluksuz kaldığı bilinir. Aşık olduğu tüm kadınları, birlikte olduğu hiçbir kadını Borges’in annesinin onaylamadığı da…

Ancak Borges 1950 yılında tamamen kör olur. Annesinin onayladığı tek kadın olan Doña Leonor, Borges’in tüm işlerini yapıyordur. Kitap okuyan, yazılarını yazan bu kadındır. Borges’in annesi de, doksan yaşına geldiği halde, oğluyla her yere gitmektedir. Borges her akşam yatmadan önce, annesinin kapısına gider, gününün nasıl geçtiğini fısıldar. Annesinin kutsamasıyla yatağına gider…

Borges sonunda evlenmeyi kabul ettiğinde annesi ona bir kız “onaylar”. Elsa ismindeki kızın ne edebiyatla ne de Borges’in düşünce tarzıyla ilgisi yoktur. Arkadaşları şiddetle karşı çıkar ancak annesinin onayıyla Borges evlenir.

1967 yılında evlenen Borges’in evliliği tam bir faciadır. Evlendikleri gün birlikte uyumak istemez. 68 yaşındaki Borges, alıştığı yatağında tek başına uyumak ister. Balayı için otele gidilecekken karısına Borges değil, Borges’in annesi eşlik eder. 1970 yılında karısından ayrılmak ister ancak Arjantin’de o dönem boşanmak yasaktır. Yakın arkadaşlarından yazar ve düşünür di Giovanni devreye girer. Borges evden çıkarken karısı akşama ne yemek yapayım diye sorar, Borges en sevdiği Arjantin yemeğini ister. Borges o gün evden bir daha geri dönmemek üzere çıkar ve arkadaşının organizasyonuyla havaalanına gider.

Borges, ayrıca yıllarca kendisine bakmış olan hizmetlisi Fanny ile de iyi anlaşır. Fanny yıllar sonra yazdığı kitapta Borges’i ilahi bir konumda resmeder. Fanny’nin evden uzaklaşması ise, Maria Kodama’nın Borges’in yardımcısı olmasıyla gerçekleşir. 35 yıl Borges’e hizmet eden Fanny, beş kuruşsuz ve evsiz kalır.

İzlanda’da Maria ile sevgili olan Borges ile Maria’nın ilişkisi yine Futuristika’da başka bir röportajda okuyabilirsiniz. 1975 yılında Borges’in annesi 99 yaşında vefat eder. Yanına ileride Borges’in de gömüleceği düşünülerek, aile kabristanlığına, atalarının yanına gömülür. Annesinin ölümünün ardından Borges, Maria Kodama ile dünya yolculuğuna çıkar. Maria Kodama’nın etkisiyle, vasiyetini değiştirir Borges ve kızkardeşi, Fanny ve akrabalarını çıkarıp tüm varlığını Maria’ya verir.

1986 yılında artık öleceğini hisseden Borges, kitaplarla ilk tanıştığı yer olan Avrupa’ya dönmek ister. Bir şiirinde söylediği gibi, Cenevre’ye ölmek üzere giden Borges Nisan 1986’da Maria Kodama ile evlenir ve haziran 1986’da yaşama veda eder. Kızkardeşinin, atalarının yanına gömülmesi ısrarına rağmen bugün İsviçre’de, Krallar Mezarlığı’nda gömülüdür.

Maria Kodama’ya Borges sizi hiç gördü mü diye sorduklarında, hayır demiştir, “Borges beni hiç görmedi.”

Maria Kodama & Jorge Luis Borges