altmışlı yıllarda buenos aires’te kitapçı tezgahında çalışan alberto manguel, tarihin ve kaderin şans getiren bir el hareketiyle kendini, kafasını pencereye vurduktan sonra körleşen, düşlerin ve başka dünyaların yazarı jorge louis borges’e kitap okurken buldu. alberto manguel, şanslıydı mı yoksa talihsiz mi bilemedi çünkü borges, kadınlara düşkün bu kör yazar, kendisine kitap okuyanlarla evlenirdi, neyse ki, sayın manguel’in sonu bu değil, ama borges etkisiyle yazılmış müthiş kitapların yazarı olmak şeklinde ortaya çıktı.

gölgelerle kaplı borges’in kütüphanesini, ‘bu evren, bir kütüphane’dir’ diyen jorge louis borges’nin kitaplarını ve evini henüz onaltı yaşındayken gören, borges’in evine adımını atınca, yazara yalakalık yapmak amacıyla ‘neden size layık bir eve geçmiyorsunuz?’ sorusu üstüne, borges’den ‘biz arjantinliyiz! peru’lu muyum ki zevk peşinde koşayım!’ şeklinde bir fırça yiyenin hikayesini duyunca oturup düşsel mekanlar kitabı’nı toparlayan alberto manguel‘in anıları, silueti istanbul’da olsun, onunla birlikte sara facio’nun günyüzü görmemiş borges fotoğraflarıyla süslenmiş olarak, dünyada ilk defa, tam anlayamayanlar için tekrar söyleyelim, dünyada ilk defa türkçe’de. cem akaş çevirisiyle.

…ve gülümseyen talihin kadıköy sounduna uygun şekilde sunarız: borges sözlüğü.