Bir banliyönün öldürülüşünü (göz)lemek

Observations du meurtre d'une banlieue.

Banliyö Treni: Ulaşım amacıyla da kullanılan ikâme nesnesi. Anne ikâmesi: Anne ağır dökme demir ve lastik kucağında yağ ve ter kokmaktadır; kimi duraklarda soluk alma güçlüğü çeken hastalar için koku tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Çalışan çocuklar için, bindikleri yerle indikleri yer arasında bir “ara sokak” ikâmesi. Sokağa binilip, trene inilir. Erken saatlerde bu sokağın oluşturduğu geçici topluma ilgisiz, uykusuzdurlar; saçlarındaki yastık izlerinden uyuma pozisyonları anlaşılabilir. Dönüş saatlerinde yorgun ama ilgilidirler; çoğu kez çeşitli duraklarda sayıları azalıp artan gruplarında haftalıklarından, cep telefonlarından ve eski işlerinden söz ederler.

Çalışmayan, ama kalabalıklığının vermesi muhtemel kuvvetinin denemesini trenlerde gidip gelirken deneyen genç ve delikanlı kitle için, Banliyö Treni, şiddet nesnesi ve hapishane ikâmesi. Kolayca “açık” tutulabilen kapılarda yaşanan ölüm tehlikesi ara sokağın sakinlerince korku olarak deneyimlenir; “korku” yaratmanın işlevselliğini keşfeden gençler için, bir tür cambazlık, güvenlik görevlileriyle bir tür köşe kapmaca ve farklı semtlerin istasyonlarından çıkılan farklı yaşama pratiklerinin keşfi.

Özellikle Bostancı’dan sonra, Haydarpaşa’ya doğru intihar ve kazalarda parçalanıp raylara dağılan et parçalarını gazete kağıtlarıyla toplayan polislerin ve yalanan kedilerin gözlemlenebileceği bir başka beden bütünlüğünün alanı. Kalın camlarının ve yüksek gürültüsünün sağladığı ciddi korunağın ardında kolunu bacağını yoklayanlar için, ucuz fizik tedavi merkezi.

2006’dan itibaren tinerli çocuklar trenlere alınmıyor; yüksek erdemli pedagojik yaklaşımları çocukları “kovalamak” olan istasyonun cumhurbaşkanlarından kaçarken trenlerin altında can veren dört çocuğun soruşturmalarında takipsizlik kararı verildi.

Takipsizlik… hayatımızın özeti. Takipsizlik hayatın akışını ikâme ediyor.

Kışın kaloriferlerinin yaydığı çok ciddi ısı yüzünden evsizler için bir çekim merkezi olan Banliyö Trenleri, yazın evsizler tarafından daha çok yazlık olarak kullanılıyor. Çingenelerin de yazlığıdır. Yunus istasyonundan yokuşu çıkınca beliren çayırda görülen tentelerin gölgesinde, kimi zaman görülen şiddetli kavgaların görüntüsü, geçip giden vagonlardan fark edilmez. Çingeneler aşk, para, kumar, atları beslemek, işe çıkmak, posaya çıkmak gibi nedenlerle, işe kimi zaman sopaların, yetmezse baltaların karıştığı kavgalarda birbirlerinin vücutlarında delik, kızarıklık, morartı ve çürükler oluştururken, onları ayırmaya çalışan mahalleli kadınların sorularına verdikleri cevaptır, bu sıcakta bu çayırda ne yapıyorsunuz böyle, bir elinde kısa saplı balta, dövüşmekten kan ter içinde, yazlığa geldik teyze.

Evet ve kuşkusuz, toplumsal pratiğin yaşam akışını engellemeden intihar için yerinde bir seçenek, sürüklenmek için yeterli alandır banliyö rayları. Kollik’i ve çetesini unutmayız. Rayların üzerine özenle yerleştirdikleri rakı kadehleri, yanında meze niyetine üç zeytin, grimsi peynir ile makinistin sirenine rağmen kıpırdamadan içmeye devam edenleri, kaçamayarak, kaçmayarak, bir yudumda parçalananları. Telafi edilmeyecek kırımların başladığı Haydarpaşa Garı’ndan uğurlanan ermeni amcamın kulaksızlığını. Rayların yanısısında ısınıyoruz, kaybedilen ve kayıplarla, trendeymiş gibi, sökülmüş yolunda yürüyoruz yürüyoruz, bir ıslık duyacakmış gibi, ikametsiz kalmış hayaletlerle.

Metin: Ozan K. – Barış Ya.
Video: Barbara Co. – Barış Ya.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page