[Bilge Karasu] Dönenen Bir

[Bilge Karasu] Dönenen Bir 1Yalnızlık vardı erkeklerin içinde. Dumanın ardından “Kadınlar yalnız değil. Kadınlar yalnız olamaz. İçtiğinde bile,” dedim. Duman parçalandı. Yalnızlık vardı erkeklerin içinde. Kadın, dumanların arasından sıyrılıyor, süzülüyordu. Işıklar karadı sonra.

Ayrılacağız nasıl olsa buluşmak boş.

Kadın, dumanları, akışıklıklarıyla yırtan kuşlara dikmişti gözlerini. Kuşlar ortada dönüyordu. Sonra bir kadının kolları karanlığın içinden geçti, onlara katıldı, kuşlar bu kollara uydu. Kuşlar yalnız değildi. Kadının kollarında yaşıyorlardı hep birlikte. Yalnız olan erkeklerdi. Kadın yanlarındaydı, yalnız olamazdı.

Yarın ayrılacak olan o değil benim.

İspanyollar dönüyordu ortada.

Kabına sığmayan kıvranışlar içindeler kurtulmak istemiş gibi kutulmanın boş olduğunu akıllarına bile getirmeden.

Erkekler kuşlardan daha kuş, ayaklarının yerden kesileceği anı bekliyorlardı.

Kadınlarsa yayılıyor yerde dağılıyorlar dönmeler içinde.

Topunun topukları sağır ediciydi. Erkekler başlarını gene önlerine eğdiler.

İkimizin de üzerinde ayrılık asılı ispanyollar dönedursun neden onlara bakmaktan içmekten gözümüzü örtünün ak üstüne ak nakışlarına dikmekten daha iyi bir şey yapamıyoruz.

İspanyollar yay büklümleri içinde toprağa bütün ağırlıklarıyla bastılar.

Uçmaktan bu gecelik de vazgeçtiler.

Erkekler kadını unutmuştu bir ara. Birden hatırladılar. Ağır ağır içiyordu.

Herhangi bir gece onun için içer de bakar da. Bakıyordu, ortaya gelen Barlini’ye. Baktık. On parmağında sekiz çubuk, çubukları dengede tutuyor, tabaklara isteğince can veriyordu. Tabaklar, çubuklar, makaralar, sepetler, şapkalar, havaya uçtu, döndü, fırıldadı, kondu; eline, alnına, burnuna, kıçına. Herkes ona bakıyordu. O, tabaklarına dikmişti gözünü. Onlara karşı; yalnızlığın örten dalgası içinde. Işık çevresinde dalgalanırken bile. “Çocukluğunda anasından dayak yemiştir,” dedim. “Okula gitmemiştir bu işleri kavramağa çalıştığı günlerde. Anasını ağlatmıştır belki. Dövünmüştür arkasından kadın, oğlum serseri oldu diye.” Duman çekilmiyordu sözlerimin üstünden. Sustum o zaman.

Üçümüz de içiyoruz boş lakırdılara gülmekten kaçınmak olsa gerek.

Güldü karşımda, ağzının yalnız bir köşesiyle. Konuşmamak en iyisi.

Yalnızlığı oyalamak yakışık kalmaz ama yarını düşünmeli yüz adım ötede bir yerde ayrılacağız yarın yarın da değil bugün onsekiz saat sonra yatıp uyumak bu on sekiz saati böler de uzatır da.

İrkildik.

İşte bundan fazlasını hiçbir zaman göremeyeceğim üçü de zenci kırması böyle bebopu anlarım bir gövde bundan fazlasını yapamaz uçuyor bunlar kadın bodur erkekler sırım gibi konmadan uçuyorlar uçtular.

Kadın doygun bir küskünlük içindeydi. Adamlar gene üzünç çalıyorlardı çalgılarında. Ortada dönenler vardı.

Biz yalnızız bu kedi de kucağıma çıktı sapsarı tüyleri dökülüyor bahar geldi mırıltısından boğulacak bu yabancı yerde bile yalnız değil kucağımda.

Trenler artık uzaktan değil yakından ötüyordu. Çanın sesi duvarın arkasında. Paralar alındı paralar verildi. Otomobil karanlıktı.

Aaçık pencerelerinden baharla birlikte ölümü görüyorum bu ölüm aylarında bu yıl da öleceğiz yarını o düşünmüyor sarhoş belki ben de çok içtim önce evde içtik sonra orada yarını ben düşünüyorum.

Öleceğimizi bilmeliydik. Bileti üç saat önce aldım. Durmadan ölümler içinde ufalanır dururdum, öyle kaldım. Her ölümden sonra daha yoksul, her ölümü daha doğumunda hazırlayarak, sürükleme içinde, sürüklendiğimi bile bile, ölümü en kısa gönenç içinde bile beklemek. Dost, ölümdedir. Bileti birkaç saat önce aldım. Ama dünden beri, aldığımı söylüyordum. Ölüm gerek bana. Varsınlar evlensinler. Ölümü ararım ben. Ayrılık öncesi aksar her zaman. Boş boş bakılır dolu gözlerin içine. Sırıtılır, el sıkışılır, sigara içilir. Üst üste. Aynı şeyi yapar dururuz, aynı hareketi, aynıyı yenilemektir elimizden gelen. İki saat önce yabancılar karıştı aramıza, tren kalkıncaya değin ayrılmadılar. Onlar ayrılmadı, onlar kaldı ben gittim. Yabancıların yanında büsbütün yabancılaştık. Sırıtıldı, el sıkışıldı, sigara içildi. Tiksindim. Ayrılmadık, ayrıldılar. Hepsi sevinç içindeydi. Kimse kimseyi kıskanmıyordu. Ben kıskandım.

Bahar havasında vagonların penceresi açılır. İçeriye ölüm esiyor. Yenisi, yenilecek olanı. Baharın mavisinde ölmeliyim.

1954 (Troya’da Ölüm Vardı)

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page