“Fuck life”
-Samuel Beckett

Samuel Beckett 1980 yılında tek kişilik bir oyun yazar. Rockaby isimli oyunda tek karakter bir kadına ait. Bu kısa oyun, aynı zamanda Godot’yu Beklerken’i de yönetmiş olan Alan Schneider tarafından ilk kez 8 Nisan 1981 tarihinde sahneye konarkeni oyunun provaları ve ilk performansının filmi de çekilmiş.

Samuel Beckett absürd tiyatrosunda teatral bilinenleri bozarken, çelişkileri, karşıtlıkları normal algının dışına çıkarıp sunar. Bunu yaparken karakterlerinin birbirine karşı ve/veya izleyiciye karşı anlamlı gelmeyen diyalogları, yine karakterlerin bulundukları mekanlara karşı tümüyle yabancı olmaları, varlıklarının orada bulundukları zaman ve yerin belki de “tesadüfi” denecek derecede şeffaf olması, Beckett oyunlarındaki güçlü ironiyi ören ana hatlar olarak öne çıkar.

Rockaby/Beşik’te de benzer bir durum görülür. Tıpkı, daha önce “Film”de aktardığımız gibi “…boşuna bir anlam bulmaya çalışma!” der Beckett. Bir şeylere geç kalmış olduğumuz kesindir oyun başlarken. Kadın kimdir, orası neresidir ve tüm bunların nedeni nedir? Tüm bu soruları sormanın asıl anlamsızlık olduğunu vurgular Becket. Artık olan olmuştur, soruların gereği ya da anlamı yoktur. Bu durumda en çıkar yok, hiçbir şey yapmamaktır.

Öte yandan, Beckett’ın oyununu “anlamaya”, algısına göre farklı da olsa, “anlamlandırmaya” çalışan izleyicinin oyunun dışında kaldığını, “yalnızlaştırıldığını” sansak bile, aslında izleyici, her bir izleyici kendi gördüğü noktadan, sorgularıyla oyunun içindedir. Bu yönüyle, fiziki olarak kolektif tiyatro peşine düşmektense, bireyler üzerinden bir uğraşı topluluğu yaratır Beckett.

Oyundaki metinsel tekrarlar [“rock her off / stop her eyes / fuck life / stop her eyes / rock her off / rock her off.”] ve sandalyenin birbirini takip eden devinimleri de döngüyü oluşturur-hızlandırır. Oyunda “… yıllarca karalar giyinmiş, en güzel kara giysiler içinde, oturup sallandığı, sonu gelene dek, geldiydi sonunda sonu kafadan çatlak demişlerdi” diyen dış ses, oyundaki kadının aslıdna oyunda olduğunu, kendisini izleyenlerin kendisi hakkında kafalarından geçenleri ne ölçüde takip edeibildiğini gösterir ve soruların anlamsızlığını gösterir.

15 dakikalık bu oyunun, Beckett’nin hayatın ve(ya) insanların sefilliğini anlatmak için kendini yorduğunu düşünebilir insan ilk bakışta. Öte yandan, Beckett’nin de kadınları, içkiyi, Paris’i sevdiğini, şehirde her sabah aynı kafede arkadaşlarıyla gülüp şakalaşmak için vakit geçirdiğini aktarır dostları.

[Kaynakça: Beckett Poetikası Üzerinden Beşik Değerlendirmesi]