[dropcap type=”1″]B[/dropcap]ir zamanlar, büyüdüğüm mahallede bir berber yaşardı. Soyadı, Türkiye Cumhuriyeti’nin sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal gibi, Özal’dı. Ancak, bizim Özal’ın bazı huyları, kamusal Özal’dan farklıydı. Örneğin, dükkanına gelen müşterilerden biri serzenişte bulunmuştu.“Özal abi, kıl batması oldu bende. Canım yanıyor.”Özal usturasını havluya silerken, “Gel keseyim boynunu” demişti.

“Boynumu mu?” demişti şaşıran müşteri.

“Sakalını diyecektim!” diye çıkışmıştı Özal, çakmağında ısıttığı jileti uzatırken adamın boynuna. Adam dükkandan toz olmuştu.

Berber Özal, ispirto şişesine cin atmayı severdi. Yaz sıcağında dükkanın önünde hasır taburesinde otururken güneşe doğru gömleğinin düğmelerini açardı. Saf alkolden kızarmış göğsüne güneş banyosu yaptırırdı.

Berber Özal’ın duvarında, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, gazeteden kesilip çerçevelenmiş bir portresi vardı. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de ayrık dişleriyle gülümsediği bir portresi, perdeyle ayrılmış mutfakta, tezgah altında tozlanmıştı. Demirel ile Gül arasındaki benzerlik çıkık yanak kemikleriydi. Tek benzerlikleri de bu değildi. Her ikisinin de toplumsal gıdıları vardı. Boyunlarının altı, tüm ülkeyi kucaklar gibi genişleyebiliyordu. Boyunları kahkaha atarken, çok önemli ve ciddi ülke meselelerini ağırbaşlı gazetecilerin dikkatli bakışlarının gölgesinde tartışırken, gıdıları eşsiz bir uyumla genişliyordu. Üçü arasındaki bir benzerlik ise tombul yanaklardı. Berber Özal da tombuldu ve burnunun hemen altındaki tüylerin ne uzamasına ne de tamamen traşlı olmasına müsaade etmezdi.  Özal’ın duvarında, Turgut Özal’ın Türk Bayrağı önündeki portresi de bulunmaktaydı bir zaman. Birkaç yıl önceki bir bahar temizliğinde camı kırılınca atmıştı. Özal gibisi gelmedi diyordu kendi kendine Berber Özal. Büyük adamdı Özal.

Berber Özal’ın aklına bir gün Turgut Özal’ın mezarını ziyaret etmek geldi. Özal’ın mezarında cesedinden geriye ne kaldığını merak ediyordu. Topkapı otobüsüne atladığı gibi ‘Anıt Mezar’a gitti. Fatiha okuyup çimlere uzandı. Karanlık çökünce mezarı kazdı. Mezarda kimseler yoktu. Bomboştu.

“Sayın Cumhurbaşkanı nereye gitmiş olabilir?” diye düşündü Özal. Sonra aklına başka bir fikir geldi. “Özal’ın mezarına uzanayım da, Özal gibi yatmak nasıl oluyormuş bir bakayım.” dedi. Böylece Berber Özal, Turgut Özal’ın mezarına yattı. Berber Özal orada öylece yatarken, gece de olsa,  dua okumayı akıl etmiş ziyaretçilerden biri mezarı açık gördü. “Hasbinallah, olmaz öyle şey” dedi ve mezara toprak attı, attı ve attı. Mezar Berber Özal’ın üzerine kapanmıştı. “Şimdi Kelime Oyunu  izleyecekken burada böylece yatıyorum” diye düşündü Berber Özal ve uyuyakaldı.

Ertesi sabah, büyük bir tesadüf eseri, Türkiye Cumhuriyeti  Adalet Bakanlığı’na bağlı Yüksek İstişareler Kurulu Alt Komisyonu’nun Devletin Müteveffa Cumhurbaşkanları’nın Gerçekte Nasıl Vefat Ettiğini Araştırma Müsteşarlığı’na bağlı çalışan Adli Bilimler ve İncelemeler Kurumu Yöneticileri, Turgut Özal’ın saçından bir tel almak, yetmezse de naaşını incelemek üzere yeni artırılan bütçeleri sayesinde en yeni cihazlarla donatılmış, girişinde döner kapı olan ve her iki tarafında çember mermerler içinde bir tutam çimen bulunan binalarına götürmek üzere mezara gelmişlerdi.

Yetkililer siyah gözlüklerini çıkarmadan Turgut Özal’ın mezarını kazdılar ve tabutu sırtlayıp yeni mi yeni binalarında, soğuk hava ihtiyacı alenen karşılanmış, bir odaya götürüp masaya yatırdılar. Tabutu açtıklarında içinden horul horul uyumakta olan Berber Özal ve keskin bir ispirto kokusu çıktı karşılarına.

“Mucize!” dediler hep bir ağızdan.

“İyi korunmuş. Kısmi bir ilaçlama yapılmış. Su tabakası çürümeyi engelliyor. Ender görülen bir olaydır” dedi bir yetkili.

“Değil 19, 119 yıl sonra da açılsaydı bozulmamış olabilirdi. Su nasıl girmiş bilmiyoruz, Allah’ın işi. 700 yüzyıl sonra bile böyle şeyler görmem mümkün” dedi bir diğeri.

“Bir mucize gerçekleşti. Asıl ilginç olan, bedeni konuşmak istiyor.” dedi hızını alamayan bir başkası. Hiçbirisi de “Bu yatan, Turgut Özal mıdır?” demedi. Sadece, Yargıtay Başsavcısı’nın özel izniyle odada bulunan Büyükşehir Müftülüğü Cami ve İbadethaneler Yüksek Müdürlüğü Genel Sekreteri “Özal’ın burnu biraz yayık değil miydi?” der gibi oldu. Diğerleri hemen itiraz etti, “Bu kadar yıldır toprak altında, bırakın da o kadar bozulsun!”

Onlar aralarında Turgut Özal’ın saç telini alıp eceliyle mi öldü yoksa ölmeden biraz önce eline tutuşturulan kolada zehir mi vardı anlamaya çalışırlarken, Berber Özal uğultunun etkisiyle uyanıp bir sıçrayışla karşılarına dikildi.

“Bismilla…” dedi Müftülük Yetkilisi.

“Mucize!” dedi Adli Tıp yetkilisi.

“Zaten ölmemiş!” dedi ertesi gün manşetler.

“Komadaymış, zehirlenmemiş, kendine geldi” diye canlı yayın yaptı televizyon kanalları.

“İlk Milli Maçta ‘Şeref Tribünü’ne bekliyoruz.” dedi Futbol Federasyonu Yetkilileri.

#BizimTontonUyandi trend topic kaldı günlerce twitter’da.

HaberTurk.com.tr’de okuyucu yorumlarında “BİRDE ŞÖYle Bakalım Şimdiki Cumhurbaşkanı Geçerli Mİ? :)))” yorumu öne çıktı.

“Nasılsınız Sayın Özal?” diye sordu odadaki devlet yetkilileri Berber Özal’a.

“Çakı gibiyim” dedi Berber Özal.

“Size içecek bir şeyler getirmemizi ister misiniz?”

“Biraz cin fena olmazdı” dedi Berber Özal. Şaşıran devlet yetkilileri, içine cin damlatılmış vişne suyu getirdiler. Bardağı kafaya diken Berber Özal, “Hadi Rusa gidelim çakmaya!” dedi.

Büyükşehir Müftülüğü Cami ve İbadethaneler Yüksek Müdürlüğü Genel Sekreteri, “Bir gariplik var Özal’da…” dedi. Diğerleri hemen itiraz etti. “Bu kadar yıl kadınsız… Başka neyi isteyecekti ki?”

Berber Özal ortalığı ayağa kaldırıyordu. “Getirin bir Nataşa atayım kendimi ataşa!” Çaresiz kalan devlet yetkilileri, bir dizi gerekli telefon görüşmesi sonrasında, soğuk odanın paralelindeki bir başka odada Berber Özal ile Türkmenistan’dan gelen Eva’yı başbaşa bırakmışlardı. Eva bizim “hükümet gibi kadın” dediğimiz türden birisiydi.

Yetkililer, Özal odadan çıktığında, Eva ile daha iki ay önce büyük bir şans eseri Sultanahmet’te -tabiri caizse- oynaştığını duyunca, gerçek Özal’a ne olduğunu merak etmeye başladılar. Berber Özal “Ben gidiyorum ne haliniz varsa görün!” diye mahalleye döndü. Soranlara eeeh, diye omuz silkti.

Ekşi Sözlük’te “Cumhurbaşkanını Kaybeden Ülke” başlığı altında entry rekorları kırılıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti  Adalet Bakanlığı’na bağlı Yüksek İstişareler Kurulu Alt Komisyonu’nun Devletin Müteveffa Cumhurbaşkanları’nın Gerçekte Nasıl Vefat Ettiğini Araştırma Müsteşarlığı’na bağlı çalışan Adli Bilimler ve İncelemeler Kurumu Yöneticileri, Başbakan’dan yedikleri azarın etkisiyle hızla eski cumhurbaşkanlarından başlamak üzere, vefat etmiş Başbakanlar, Bakanlar, Müsteşarlar, Konsoloslar, Genelkurmay Başkanları, Valiler, Kaymakamlar, Zabıta Baş Müdürleri, Orman Müdürleri, Kamu Kurumları, Mahalli İdarelerin Yöneticileri, Yasama, Yargı ve Yürütme üyeleri… Kim varsa mezarlarını açıp kontrol etmeye başladı. Büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Anayasa izin verse hepsi dillerini yutacaklardı. Her müteveffa devlet yetkilisinin mezarından başka birileri ya uyuyakalmış, ya sarhoş ya da birileriyle -af buyrun- mıncık mıncık sevişirken çıkıyordu. Başbakan, medya bize yardımcı olsun, bunları haber yapmasın diye bağırdı. Vaazlarda ortak açıklamalar yapılıp halkın mezarları doldurmasının önüne geçilmeye çalışıldı. Her şey sona erip de mezarlar canlılardan kurtarılınca, mezarların asıl sahiplerinin üzerine tekrar toprak atılırken tüm ülke derin bir nefes alıp şöyle düşündü: “Kamunun huzurundan daha önemli bir şey yok.”