belle.jpg

uyandığımda yanıma uzanmış bana bakıyorlardı, biri gülümsüyor diğerinin yanağı ıslak. ayakları ayağıma dokunuyor, hızlı hızlı nefes alıyorlar. tam yatağıma düşmüş denizkızları, biri elini uzatıyor diğeri kalçasını gösterecek şekilde üstünü sıyırıyor, parmağı neredeyse boynuma değecek, nefes nefese kalıyorum, bekliyorum.

bir yanda birbirlerine sarılmış onları izlerken enseme dokunan eliyle aniden ayağa fırlıyorum, buz gibi soğuk suyu kafamdan aşağı akıtarak ve bir süre aynaya bakıp neler olduğunu anlamaya çalışarak bekliyorum. uykuyla uyanıklık arası o yerde eğer bu uykuysa uyanmamak, eğer uyanıksam kapanan gözkapaklarıma inat hiç uyumamak gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum şimdi.

cesaretimi toplayıp odaya dönünce birini yatağa oturmuş, diğerini perdeyi aralamış dışarıyı seyrederken buluyorum, ayaktaki sırtının tüm güzelliğini gösteriyor bize, oturan ise dudaklarında garip bir anlamlı gülümsemeyle benim baktığım yere bakıyor. tabii ki yanına oturuyorum, saçını düzeltiyor ve bir elini bacağıma koyarak bir şeyler fısıldıyor kulağıma, ne dediğini hiç anlamasam da kokusu bana karışıyor. sonra diğeri de pencereden uzaklaşıp bize doğru dönüyor ve ayağını diğer bacağıma dayıyor, boğulacak gibi oluyorum, hiç hava yok odada artık, görüntü netliğini kaybediyor tam herşey karanlığa gömülecekken onun sesini duyuyorum.

– kalk artık tembel.
– bella é simone!
– ne?
– yok birşey, hani dün gece yeter artık demiştim ya.. unut gitsin. hiç yetmez.

gülümsüyor. kollarını boynuma dolayıp kendine çekiyor. odadaki sabahın ışığı azalıyor, dünyanın tüm kadınları kötü konuşuyor artık, garip sesler çıkarıyorlar.