Fotoğraf: Beyza Becerikli -Sheltered Life-
[sws_2_column title=””] Beklerken zaman ağırlaşıyormuş gibi gelir insana, oysa insan en çok, beklerken olgunlaşır. Beklerken eşyalar büyür gözünde, yavaşça bir şeyler söylüyormuş gibi kıpırdanırlar yerlerinde. Kalkıp su içersin zamanı hızlandırmak umuduyla. Sesi arka odadan yankılanan adımlarına güler perdeler. Işığın düştüğü köşeler değişirken garip bir dinginlikle sokağı dinlersin beklerken, bilirsin ki beklemenin iç burkan üstünlüğüne karşı koyamazsın. Çaresizce ve rahatlamak için, boş kaldırımda yürüdüğünü hayal edersin beklediğinin. Direncin artar beklemeye. Gözlerini kısıp uzağa bakmanın tek yararı zihnindeki görüntüyü netleştirebilmendir. Belki bir ıslık, bir derin nefes ya da artık popüler olmayan eski bir şarkıyı hafifçe söyleyerek kendini kandırırsın. “Gelecek” dersin, “Hele gelsin de… Sonrası hep güzellik…” Oysa bir çocuk gülüşü gelince sokaktan, zaman nasıl çabuk geçti diyeceksin, biliyorsun. Duymamak için pencereyi kapatınca ıslığın ve şarkının verdiği neşe yerine tavana takılıyor gözlerin. Ya gelmezse düşüncesi bir an vursa da hemen yüzünü yıkamaya gideceksin. Çünkü su sesi zamanı ağırlaştıracaktır zihninde. Yüzünü incelerken aynada, kendi kendine mimiklerine yorum yapacaksın zihninde. Gülüyorsun ve hemen ardından sinirlisin. Yüzünü ekşitiyorsun ve dil çıkarıyorsun. Oysa gülümsemeni en sona sakladın. Geldiğinde ona ilk bakışını en son yaptın ki, yüzünden silinmesin gülüşünün gölgesi. Artık inkar edemediğin hafif bir sıkıntıyla salona yönelirken biraz önce daha bir umutla beklediğin ve şu an sana yabancılaşmış pencereye bir an bakıyorsun sadece. Ne de olsa “beklemek, gövde gösterisi zamanın”, biliyorsun ki yanında başkası olsa bekliyor sayılmazsın. Çünkü beklerken tanrının en yalnız bıraktığı insan olmalısın. Beklerken tüm inancını, doğru bildiklerini, yaşamındaki küçük galibiyetleri ve büyük mağlubiyetlerini terk etmeye hazır hissettiğin ölçüde yavaşlatabilirsin zamanı. Her ne kadar sana beklemenin umudu sürdürdüğünü anlatmış olsalar da, beklerken dünyanın hiç de ortada olmayan bir yerinde tek başına dikilen birinin evrende zerre önemi olmadığını anlıyorsun. Oysa beklediğin bile hareket halinde belki. Şu anda tam da sokağın başından buraya doğru yönelmiş olabilir. Yürürken gözlerinin önüne senin gülüşünü getirmeye çalışıp, kapıyı açtığında ne söyleyeceğini kafasında kurguluyordur belki. Belki, belki de adımlarını hızlandırmıştır heyecanla. Hızlı hızlı adımlarken sokak ona yetmediğinden bir anlığına kaldırımdan inip yola atıyordur kendini ve

hızlaevedoğrugelipsenipenceredegörebilmekbeklentisiyleiyicehızlandırıyorduradımlarını?

[/sws_2_column] [sws_2_columns_last title=””] Aniden salonun kapısından dönüp yine pencereyi açmanı normal karşılıyorum bu nedenle. Sen de sokakta kimselerin olmamasına şaşırmamalıydın bu kadar. İçten içe biliyordun hala beklemekte olduğunu. Beklerken ruhun o kadar zayıflıyor ki kendini aslında hala bir çocuk gibi görüyorsun. Sanki hala küçük bir çocuksun ve şu anı zihninde canlandırıyorsun. Bu anın gelmesini bekliyorsun çocuk zihninde. Bu an geldiğinde pencereden kafanı uzattığında derin bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk hissetmemeyi hatırlatıyorsun kendine çocuk yumruklarını sıkıp. O kadar çocuksun ki gözlerini de kapıyorsun görüntüyü daha net canlandırabilmek için. Beklerken çocuk zamanı iyice yavaşlatıyor diyorsun kendi kendine, pencereden sarkmış aşağı doğru gözlerini kapamış halde kafanı iki yana sallarken. İnsan beklerken dünyayı daha iyi anlıyor. Havanın ince ince ürperten keskinliği, karşı binada açılan balkon mutfağı kapısını çarpan kadının içeridekilere söylediği iki kelime, pencerenin altından yürüyen köpeğin kaldırıma çıkarken çıkardığı tıkırtı ve nefes alırken hırlaması, aynı anda karşıda sağ taraftaki ağaçta ağırlığını dala verip havalanan kuşun etkisiyle yere düşen iki ceviz, gerekli gereksiz tüm sesler, tüm hareketler, hepsi büyük bir umursamazlıkla sana rağmen yer değiştirmeyi sürdürüyor. Oysa sen öylece bekliyorsun orada, kıpırdamadan. Beklemek bir yardım çağrısı aslında, bencilce değil. İnsan tek başına beklemiyor, şimdi farkediyorsun. Beklediğinin de içinde bulunduğu bir ortamda nefes alıyorsun. Kendi nefesini dinlerken öylece yerde. Sokağı ancak geçti diyorsun, şimdi apartman kapısını açıp girişte posta kutusuna bakıyor. Başını hafifçe yana eğip zarfları okumaya çalışıyor. Başını hafifçe yere eğerken, giderek bulanıklaşan evin kapısını görmeye çalışıyorsun. İşte asansör çalıştı. Katları saymayı bıraktın artık, ne de olsa geleceğine eminsin. Asansör kapısı açılıyor sanki, çok uzaklarda anahtarın kilide girerken çıkardığı sesle bırakıyorsun beklemeyi artık. Sanki.
[/sws_2_columns_last]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page