Altında kıstırılmışken, dilimi ağzının içine sokacak kadar tutkunum sana…hala. Nereye kadar uzatabilirim? Dudaklarımdan dudaklarına, dudaklarımız arasında gidip gelirken-sen beni üzerinde gidip getirirken, ben sana yaslanmış artık kimin derisinin kiminki olduğunun önemi olmadığı noktada-asla bir daha gelmeyeceğim yanına. Tutmayacağım elinden, etli dudaklarına yapışmayacağım, sırıtan espirili suratına bakıp kendimden geçerek, neşeden içim acıyarak kahkaha atmayacağım. Çünkü bunların hepsi gidiyor, gidiyor- döne döne dökülüyor- tutamıyorum- dökülüyor, dökülüyor- ve sen bütün bunları anca şişman bir kız çocuğunun artık on üçüncü lolipopunda hissettiği tat kadar hissediyorsundur. Kendi oburluğunu hissediyorsun sen, benim tadımı değil. Hepsi gidiyor-dökülüyor- ve ben, sabahın köründe, çöp kamyonunun hızlı ve hoyrat bir günden geriye kalanları şu pis, ıslak köşeye döküşünü izliyorum, neden bana ve o çöplere bunu yapıyorsunuz, kamyon ve sen? Elin en kuytu yerimdeydi, dilin boynumdaydı- kimseyi o kadar istekle kucaklamamıştım- ve kaldırımda çöpü doyuramayan boş, buruşuk kutular… Eğer ki bir daha yanına gelirsem, bu seni, beni döktüğün yere çarptırarak yapıştırmak için olacaktır- aynı yaralayan kaldırıma- o yüzden hiç gelmeyeceğim. Sabah uyandığımda, içimde atan nabzım mı yoksa tutkun mu bilemeyeceğim belki, ıslak çimenlerin üzerinden derse giderken. Sis etrafı sarmış olacak, beni yok sayacak, nazikçe yol vermeyecek, böylece buğulu beyazlıktan başka hiçbir şey göremeyeceğim. Saçlarımı tek bir tutam haline getirip senin avucuna teslim etmek isteyeceğim -nem var nem yoksa senin keyfine bırakmayı- kızarmaya başlayacak yanaklarım, içimde, içimde büyüdükçe o güç- güç, güç mü dedim, kaç duyumuz vardı, kaç organımız, kaç iç, kaç dış, kaç kas grubumuz vardı, ya beynimizin içinde konuşan insanlar, ya zihin, zihin miydi onun adı, üretken kısım, somut kısım, soyut kısım…

İşte nefes almak bile aklımdan çıkacak o an, hepsine baskın geldikçe sana olan isteğim. Ben de sise savuracağım onu, kızarıklığını alıp götürecek yanaklarımın. Etrafa dağılmaya başladığında her şey, izlemekten kendimi alamayacağım, derken- varmış olacağım kalabalığın içine ve yanıbaşından tek bir harekette bulunmadan geçip gideceğim.

F: John Gutmann 1937