Jean Genet
Jean Genet
[F]rankofonlara mesafeli yaklaşabilirsiniz, toplum düşmanı Jean Genet’ye asla. İlginçtir, lanetli şairleri ve karaşın yazarlarıyla bilinen Fransız edebiyatında Lautreamont, Rimbaud, Baudelaire, Sade, Celine gibilerinden ayrı bir konumdadır Genet. Otobiyografik kitabı Hırsızın Günlüğü de dahil olmak üzere, kitaplarında toplumsal olana, orta sınıfa doğrudan nefret yerine, doğduğu günden başlayan “çarpıklığına” hak verir Genet. Kenara itilmişliğini, yersizliğini, hapis cezasını “Aziz” bir edayla kabullenir.

Jean Genet 1986 yılında 76 yaşında hayata veda ettiğinde oy kullanma hakkı olmayan bir Fransız vatandaşıydı. Hayat kadını olan annesi Genet’yi çok küçük yaşta, bir yaşını doldurduğunda sokağa bırakmıştır. Genet uzun yıllar sonra annesini bulmak için çabaladığında, sadece adını öğrenebilmiştir. Babasının kim olduğu zaten belli değildir. Daha doğar doğmaz toplumsal düzenden, otorite ve orta sınıf hiyerarşisinden dışlanmış Genet’nin hırsızlığı ve eşcinselliği ötekileştirilmiş kimliğini oluşturur. Koruyucu ailelerde büyüyen Genet, sürekli hırsızlık yapmasının neticesinde bir nevi çocuk hapishanesi olan Mettray Penal Colony’ye kimsesizler yurduna kapatılır ve 18 yaşına kadar burada kalır. Gülün Mucizesi’nde burada geçirdiği günleri “çarpıtarak” anlatır. Hırsızın Günlüğü’nde askerden ve Fransa’dan kaçtıktan sokaklarda nasıl yaşadığını, yaşamını sürdürmek için nasıl çaldığını yazar.

İlk şiiri “Le condamne a mort / Ölüme mahkum” hapishanedeyken yazılır. Şiir, hapishanedeki arkadaşı 22 yaşında idama mahkum Maurice Pilorge için yazılmıştır. “Uykusuz gecelerimde bedeni ve yüzü gözümün önünden gitmeyen dostum, Maurice Pilorge için yazılmıştır bu şiir…” der. Pilorge, sevgilisi Escudero’yu öldürdüğü gerekçesiyle idam edilmiştir. 6 Ağustos 1938’da aynı otel odasında kaldığı Meksikalı oğlanı jiletle keser Pilorge. Ancak Genet, hayatının bazı detaylarında olduğu gibi, bunu da kurgulamıştır diyebiliriz. Çünkü “Benim Apollon’um” dediği Pilorge ile hapishane günleri kesişmemektedir. Yüksek ihtimal gazetelerde resmini ve hikayesini gördüğü bu adama aşık olup yazmıştır Genet. Pilorge ise, kendi adına yazılanlardan bihaber, idama gider. İdama giderken celladıyla dalga geçer: “O kadar acelen varsa gel sen geç yerime…”

Maurice Pilorge

Paris’te yaşadığı dönemde arkadaşlık kurduğu Jean Cocteau, Pablo Picasso ve Jean Paul Sartre, Genet’nin kitaplarının yayımlanması ve hapis cezasından kurtulması için yardımcı oldular. Sonraları Filistin konusundak ayrı görüşleri nedeniyle Sarte ile ters düşer Genet.

Genet, toplum tarafından aşağılanmayı, bir kenara atılmayı kabullenir. Diğer yazarlardan bir farkı da buradan geliyor. Kendisini dışlayan toplumun düzenine alttan alta hayran olur; hırsızlığı, yalancılığı, sokakları, suçları tümüyle kabullenir. Kendini özdeşleştirir. Sevgilisi komiser Bernard nezdinde polisi erkeksi bir imge olarak görür, rozetinde erkekliğini sunduğunu düşünür.

1967’den 1986’da ölünceye dek kadar ortadoğu’da Filistinliler için, Kuzey Afrika’da sömürge altındakiler için ve ABD’de Kara Panterler’le omuz omuza siyahların mücadelesi için destek oldu. Kara Panterler’le aylarca birlikte sokaklarda mücadele ederken, Filistin Göçmen Kampları’nda altı ay yaşadı ve Yaser Arafat ile Umman yakınlarında görüştü. Genet ayrıca Kızıl Ordu Fraksiyonu’na da yardım etti.

Yaşasaydı 102 yaşında olacaktı. Yaşadığı kadarıyla da, gidişatın dışında kalanların Aziz’i oldu.

Un Chant d’Amour veya Aşk şarkısı

Artaud ve Genet üzerine

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page