[sws_2_column title=””] Hayalinde nasıl canlanıyorsa öyle bir oda, öyle eşyalar ya da eşyasız, öyle bomboş.

Soruyor:

Ne yapabilirsin?

Cevap:

Unutabilirim.

-Başka?

-Ümit verebilirim.

-Ümit edebilirim mi dedin?

-Hayır. Ümit verebilirim.

“Peki.” diyor soran adam. Bir aşağı bir yukarı yürüyor, oturduğu yerde huzursuzca kıpırdanıyor, put gibi, tek kılı bile kımıldamadan öylece dikiliyor. Sen nasıl hayal edersen. Ama ısrarcı. Nasıl göründükleri sana kalmış ama hissettikleri ve söyleyecekleri benim işim.

Soruyor:

Başka? Başka?

-Bilemiyorum.

-Bu kadar olamaz. Haydi. Hayallerinden bahset biraz daha.

-Başka bir şey kalmadı. Kendimle ilgili her şeyi anlattım size.

Bir kez daha “peki” diyor soran adam. Elindeki not defterinin sayfalarını bir yelpaze gibi çevirdikten sonra defteri omzunun üzerinden arkaya doğru fırlatıyor ya da defteri özenle masanın üzerine bırakıyor ya da ortada defter falan yok. Fark etmez. Anlatılan her şeyi beynine kaydetti.

-Pekii… Bir bakalım.

Soran Adam (bundan sonra kısaca SA diyeceğiz) yüzünü, cevaplayanın (ona da Rıza diyeceğiz, çünkü adı bu) yüzüne iyice yaklaştırıyor. Burunları birbirine değecek neredeyse. Gözünü kırpmadan Rıza’yı inceliyor. İnceleme uzadıkça ikisinin de yüzü asılıyor. Rıza hayatıyla ilgili, yaptıkları, yapamadıkları, korkuları, sırları, artık 38 yıllık hayatına sığdırdığı ne varsa her şeyi anlatmaktan yorgun zaten. İçi kof bir kavun kadar bile ümit vaat etmiyor. SA ise baktıkça bakıyor Rıza’nın yüzüne. Bakıp da aradığını bulamayınca sinirleniyor.

[/sws_2_column] [sws_2_columns_last title=””]

-Haydi ama bana biraz malzeme ver. Nasıl yazayım hikayeni böyle?

Kof kavun…

-Daha ne anlatayım bilmiyorum ki.

-Anlat. Ne varsa, aklına ne geliyorsa. İçinden geçirsen de olur. Ben yüzünden okurum. Utanma. Anlat. Nasılsa hiçbirini hatırlamayacaksın.

-Ah. O zaman neden? Anlatmanın bana bir faydası yoksa…

-Var. Bu senin hikayen. Hep senin hikayendi, bunu değiştiremezsin.

-Ama ben hikayemi yaşadım bitti. O artık benim hikayem olmaktan çıktı.

SA bir an duruyor. Yüzünde hınzır denilebilecek bir ifade var şimdi.

-Reenkarnasyona inanır mısın Rıza?

İşte bu noktada salıyor Rıza aklının iplerini.

-Başlarım reenkarnasyonunuza da, hikayenize de. Sabır sabır, saygı saygı da burama geldi. Sabahtan beri sorgu sual. Anlattık diyoruz her şeyi. Bitti gitti. İstemiyorum yeniden yaşamak falan.

SA hala sakinliğini koruyor. Hınzır ifade yüzüne biraz daha yayılıyor. Düpedüz eğleniyor bile denebilir.

-Şaka yapmıştım zaten. Reenkarnasyon falan gibi şeyleri siz insanlar icat ediyorsunuz.

Tabiatı gereği biraz yüz bulunca astarı koparan Rıza sorgudan şakalaşmaya geçildiğini görünce eksik kalmamak için gerginlikten gevşekliğe yatay geçiş yapıyor.

-Eh yani. Ben de inanmam zaten öyle zırvalara. Bir hayat bir kere yaşanır hocam.

-Yok, öyle de değil, yeniden doğmak diye bir şey var gerçekten de ama biz ona reenkarnasyon demiyoruz. Aslında bir isim vermedik. Öyle oluyor. Elimizde belirli sayıda hikaye ve 6 milyar insan var. Hepsine yeni yeni senaryo mu yazacağız her defasında?

Rıza, “Bak bunu doğru dedin” diye hak verdi kader yazmakla sorumlu meleğe.
[/sws_2_columns_last]

[sws_2_column title=””]

İyice kaptırmıştı kendini muhabbete. Gören –kim görecek?- kahvede arkadaşlarıyla geyik çeviriyor sanırdı. Oysa şu saatlerde kahvedeki her zamanki masasında anısına okey çevirmekteydi biraderleri. Okey deyip geçmeyin, gözyaşlarıyla ıslanmış bir istekanın ne kadar iç acıtıcı olduğunu görmeden bilemezsiniz.

Sağlam adamdı şu melek. Harbiden de herkese ayrı ayrı hayat uydurmak deli işiydi ha. Ama anlamadığı bir şey vardı Rıza’nın. Günahını, sevabını hesaplayacak sorgu meleklerine eyvallah, tamam, onlara hazırdı da bu meleğin amacı neydi ki? Sanki onu yeniden dünyaya gönderecekmiş gibiydi. Tabii ya, gibisi fazla. Reenkarnasyon dedi, daha ne?

-Yalnız kafama takıldı. Nedir yani olay? Yeniden mi yaşayacağız aynı hayatı?

-Tam olarak öyle değil. Yeni bir bedende tekrar doğacaksın. Yine benzer şeyler yaşanacak. Aslına bakarsan temelde ilk senaryoya bağlı kalınacak. Ama geçmiş hayatına dair hiçbir şeyi hatırlamayacaksın. Yeniden yaşasan da yeni gibi gelecek her şey.

-O zaman neden aynı hikayeyi yaşıyorum?

-Dedim ya. Dünyadaki insan sayısı benim hikaye uydurma kapasitemi geçti. 6 milyar insana 6 milyar hikayeyi nereden bulayım? Benim de uydurabileceklerimin bir sınırı var.

-Yahu güzel diyorsun da aynı hikayeyi niye aynı adama veriyorsun? Akıl vermek gibi olmasın ama melek abi, diyelim ki 100 hikayen olsun, al onları karıştır karıştır dağıt. Kombinasyon yap yani. Değişik değişik kombinle.

SA bir ölü için fazlasıyla canlı bulduğu bu adamdan hoşlanmıştı.

-Sen bana akıl mı veriyorsun? Hahaha

Rıza bozuldu biraz ama kader meleğine de küsmek olmaz diye bir şey demedi.

SA gözlerini Rıza’nın gözlerine dikti yeniden. Ve tane tane anlatmaya başladı.

-Dünyanın çarkını döndüren tek bir hikaye vardır. Benden bunu sana anlatmamı bekleme. Ama bu hikayedeki insanların hepsinin de birer değişmez hikayesi olduğunu bil. Asıl hikayeyi oluşturan küçük hikayelerdir bunlar. Ve nasıl ki dünyanın esas hikayesi dünya yaratıldığı gün yazıldıysa bu küçük hikayeler de o gün yazılmıştır işte. Bu yüzden değişemez. İlk insandan bu yana. Milyonlarca yıldır. İnsanlar doğar, ölür. Değişmez. Senin de bir hikayen var. Yaşarsın, ölürsün, unutursun ve yeniden başlarsın. Sen yeni sanırsın ama sadece yeniden başlarsın.

-Hep aynı hikaye diyorsun yani.

-Evet.

[/sws_2_column] [sws_2_columns_last title=””]

Rıza pek inanmamıştı aslında kader meleğinin dediklerine ama koskoca meleğe de “hadi lan ordan!” çekemezdi ya. Tövbe tövbe. Şimdi bebek olarak yeniden dönecekti dünyaya he mi? Hadı oldu diyelim de… Bunu sormazsa çatlayacaktı bak. Dayanamadı.

-Cahilliğime ver ama bunu sormazsam ruhum rahata kavuşmayacak. Allah’ın işini sorgulamak gibi olmasın haaşa ama ben hikayemi hatırlarım gibime geliyor be melek kardeş. 2 saattir anlattırıyorsun zaten, kafam kamera gibi vızıl vızıl kaydetti ne yaşadıysam.

-Film şeridi masalını diyorsun.

SA kocaman gülümsedi. Ah bu insanlara bayılıyordu. Ne hayal gücü! Eliyle yaklaşması için Rıza’ya bir hareket yaptı ve iyice yaklaşan Rıza’nın tam burnunun altına, burunla dudak arasındaki kısma dokundu. Rıza birden heyecanlanarak bağırdı.

-Anaa biliyorum ben bunu. Doğruymuş demek. Buradaki hafif çökük yer böyle olurmuş. Doğduğunda bir melek gelip bebeğin burasına dokunurmuş bebek de bütün bildiklerini…

SA gülmekten kırılıyordu. Rıza çocuksu bir tavırla “iyi de ben daha bebek olmadım ki” dedi.

SA kahkahalar arasında güçlükle konuştu.

-Siz insanlara imreniyorum. Ne hayal gücü. Ne hikayeler. Benim yerime sizden biri olsa inanın dünyanız çok daha renkli bir yer olurdu.

Cümlesini zar zor bitirip kahkahayla gülmeyi sürdürdü. Rıza enikonu alınmıştı. Melek’in bir aptal demediği kalmıştı kendisine. O hikayeyi de nereden hatırlamıştı? Karısının işiydi hep bunlar. Nerede abuk sabuk, öte dünyalı, ruhlu perili hikaye var hepsi karısı Hatice’deydi.

SA “beni takip et” diyerek yürümeye başladı. Odadan çıkıp uzun koridorlardan geçtiler. Yan yana sıralanmış kapılardan birinin önünde durdular. SA açıklamaya koyuldu.

-İşte kalacağın yer burası. Beni bundan sonra hiç görmeyeceksin. Zamanın gelince, dünyanın bir yerinde yeni doğmuş bir bebek olarak hayatına başlayacaksın. Ve anlattığım gibi yeniden yaşayacaksın. Hiçbir şey hatırlamadan, yeni gibi, o çok eski, aynı hikayeyi. Şimdi hoşça kal.

SA birkaç adım uzaklaşmışken geri döndü. Üzerinde sıkılgan bir hal vardı.

-Aslında seni odana yerleştirdikten sonra evrak işlerini halletmek için gitmem gerekiyor ama… Burası gerçekten çok sıkıcı Rıza kardeş. Bildiğin gibi değil. Diyorum ki; anlatmadığın başka hikayen olmadığına emin misin?

Bu sefer Rıza güldü ağız dolusu. “Gel gel” diye odasına buyur etti kader meleğini. “İstediğin hikaye olsun. Bizde hikaye bitmez.”

[/sws_2_columns_last]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page