Avrupa çalkalanıyor. 1929 yılında tüm dünyayı derinden sarsan ekonomik buhran, etkisini şehir şehir, ülke ülke hissettirmeye başlamıştı. 1. Dünya savaşının yaraları sarılamadan ekonomik göstergeler yerle bir olmuştu. Ekonominin yanısıra sosyal yaşam ve toplum psikolojisi de zorlu bir tünelden geçmekteydi.

Almanya sınırları içerisinde ise durum daha farklı yöne doğru gidiyordu. Nazi Partisi geniş kitlelere yayılıyor ve üye sayısını gün geçtikçe artırıyordu. 1925 yılında 27.000 olan üye sayısı 1929 yılına gelindiğinde 108.000 çıkmıştı. Tehlike çanları Almanya semalarında derinden hissediliyordu.

Kahramanımız August Dickmann Almanya’da yaşayan Yehova Şahidi genç bir almandı. Ahiret inancı kuvvetli, başkalarının inançlarına saygı gösteren, ölümü kötüye uygulanan bir ceza olarak benimsiyordu.

Yehova Şahitleri, inanışları gereği askerlik yapmazlar, savaşa katılmazlar ve siyaseti gereksiz bulmaktaydılar. Her kişinin kendi inancından sorumlu olduğuna inanırlardı.

The Sachsenhausen Concentration Camp, Alman Polis Şefi Reichsführer-SS Heinrich Himmler’in 1936 yılında göreve getirilmesinden sonra Emsland concentration camp mahkumları tarafından inşa edilen ilk cezaevi olarak kayıtlara geçiyordu. 1936 ila 1945 yılları arasında 200.000’den fazla kişi bu kampta tutuklu tutulmuş, kimi mahkumların yaşamı bu kampta son bulmuştu.

İlk önceleri Nazi rejimine karşı aleyhte gösteride bulunan veya Nazi rejimini benimsemeyerek, Nazi oluşumunu inkar edenlerin tutulduğu bu kampta  Dinslaken kökenli August Dickmann’da yer almaktaydı. Daha sonraları Nazi yetkililerinin üstün ari alman ırkına mensup olmadığını düşündükleri ve biyolojik olarak sağlıksız insanlarında bu kampa katılmasıyla da kamp mevcudu giderek artıyordu.

İkinci dünya savaşı boyunca bu kamplarda açlık, hastalık, ağır iş gücü ve sistematik katliamlar sebebiyle 10 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Ayrıca 1945 yılına kadar Almanya’da 400.000 kişi, çocuk sahibi olabilecek yaş grubundaki yaklaşık yüzde biri zorunlu olarak kısırlaştırıldılar.

5 Eylül 1939 Salı Sachsenhausen toplama kampı: Kamp komutanı Baranowski, üzerindeki mor üçgenden de anlaşılacağı gibi Yehova Şahidi olan August Dickmann’a karşı çok büyük öfke duyuyordu. Tek sebebi Alman asker üniformasını giymek istememesi ve bu savaşta insanların öldürülmesine tamamen karşı olmasından kaynaklanıyordu. Ayrıca August Dickmann insan öldürmeyeceğini, Adolf Hitler’i Alman halkının lideri olarak tanımadığını kamp komutanına dile getiriyordu.

Mensubu olduğu dine grubunun çalışmalarına katılmasından dolayı bir yıl kadar hapis yatan Dickmann, hapisten çıkarıldığında doğruca Sachsenhausen toplama kampı getirilmişti. Erkek kardeşi Fritz aynı suçtan dolayı 1933 yılından bu yana Esterwegen toplama kampında yaşamına devam etmekteydi. Diğer erkek kardeşi Heinrich Dickmann geçen bahar mart ayında aynı suçtan tutuklanarak sachsenhausen kampına getirilmiş on bine yakın tutuklunun içinde dört yüz Yehova Şahidi yer almaktaydı.

Kamp komutanı Baranowski bu 400 Yehova Şahidine karşı okadar kin duyuyordu ki tamamın cezalandırılmasını, yeri geldiği zamanda topyekün yok edilmesini içten içe dillendiriyordu. Baranowski bu 400 kişilik grubu ari ırktan olmamakla suçluyordu çünkü normal alman erkeği böyle taleplerde bulunmamalıydı. Baranowski SS Mareşal Heinrich Himmler’e bir talepte bulunarak August dickmann’ın idam edilmesi için izin talep ediyordu. Hem de kardeşi Heinrich’in gözleri önünde. Bu olayın hem de tüm Yehova şahitlerine ibret olmasını istiyordu.

Himmler bu talebi karşılıksız bırakmıyor ve Dickmann’ın tüm mahkumların ve kardeşinin gözleri önünde vurulması iznini Baranowski’ye ulaştırıyordu. Sachsenhausen toplama kampı gerçekleşecek ilk açık infaz olacaktı.

August Dickmann vicdani sebeplerle savaşmayı reddeden ilk alman. 5 Eylül günü idam komandosu Rudolf Höss, infaz edilen Dickmann’ın can çekişen sol şakağına son kurşun sıkıyor ve bu olay insanlık tarihine kara leke olarak işleniyordu.