Bir tarihçi olarak başlangıçtan şimdiye sinemanın serüvenine eğildiğinizde, sinemayı var eden dinamiğin insanın evrensel benliğinin dışına taşmış bir aşırı gerçekçilik olduğunu görürsünüz. Şahsımca bu kavram sinemanın klasik dönemini incelerken nitelikleri tahlil bakımından en önemli merkez kavramdır ve sinema tarihi konulu yazılarımda diğer nitelik kavramlarına oranla da ayrı bir yerdedir.

Aşırı gerçekçilik “muhayyilede bir bütünlük haline gelebilmiş birbirinden bağımsız gerçek olguların çeşitli şekillerde ve ortamlarda olabildiğince yaşamla özdeş yansıtılabilme çabasıdır.” Tanımı itibariyle sanat temelli bir kavram olarak görülse de politika bilimi ve tarih felsefesi bünyesindeki birçok meselenin tartışma süreçlerinde de kendinden bahsettirir. İlk bakışta bazı genç arkadaşlar tarafından gerçeküstücülük ile karıştırılsa da aralarında belirleyici, derin bir fark vardır. Sürrealizm gerçekliğin üzerine çıkma kaygısını taşırken, aşırı gerçekçiliğin kaygısı gerçeğin sınırlarını daha da belirginleştirmektir. Sürrealizm yüzeysel aklın sınırlarını pek umursamadan simgesel bir dille kimi zaman absürdizme doğru seğirtirken, aşırı gerçekçilik simgelerini bile meselesinin anlatım usulüne aykırı düşmeyecek özdeş öğelerden seçer.

Her şeyde olduğu gibi sinema da kendini yeniden var ederken aşırı gerçekçi temelleri bir evrime maruz kaldı. Çünkü inanılmaz bir hızla şekil değiştiren nitelikler yaklaşık iki yüz yılın ardından insanın sinemadan beklentisini de değiştiriyordu. Böylece bu aşırı gerçekçi tutumun salt bir kaba gerçekçiliğe doğru gittiği sürece girdik. Modern dünyanın aşırılığı, iletişim bilişim devriminin olanaklarını ziyadesiyle kullanan insanda bahsini edeceğimiz pornografik-kaba gerçekçi tasarımları oluşturdu ve elbette bunun sebebi sadece “Sinemayı Aşma” kaygısı değildi…

Sinemanın grafik olanaklarla vardığı zirve bilinçlerde artık daha gerçeğinin görünmesi dürtüsünü uyandırdı. Bu aynı zamanda kaba gerçekçiliğin, sinemanın gerçekleştirebilme imkânının bilincin doğal sınırlarına erişmesinin bir sonucu olarak açığa çıktığının bir göstergesidir.

İnsan açısından bakarsak; sinemanın gerçekleştirme konusundaki yapısal zaaflarının insan benliğinde uyandırdığı tamamlanmamışlık bilincin ihtiyacının kaba gerçeklik arenasındaki arayışlarını körükledi. Burada modernizmin başlıca rolleri öncelikle insana istediğini görmesi konusunda cüretini sunabileceği bir özgürlük alanı sunması ve bu alanı da teknolojik birikiminin nimetleriyle tatmine açması oldu. “Görme tutkusunu” tatmin edebilecek teknolojik altyapıya sahip olan insanlığın “internet” gibi bir yenidünyanın olanaklarıyla harekete geçmesi şu anda içinde olduğumuz sürecin start çizgisiydi. Bu süreç şu anda kendisini ne kadar internet dünyasında var kılsa da, aslında insan kaba gerçekçi isteklerini açığa çıkarmak isteyen ilk tahrikleri medyanın camdan tepsilerinden edinmişti.

Medya ve türevleri ticari ve kariyeratif kaygılarla insanlığa filmlerin ötesindeki bir dünyanın argümanlarını cüretle sundu. Haber programlarının Ruanda Soykırımı ve Körfez Savaşı ve benzeri tarihi olayları canlı sunumuyla başlayan süreç daha mikro kanallara inerek katliamları, cinnetleri, intiharları, kazaları öylesine edebi bir büyüyle sundu ki insanlık artık beyaz perde de gördüğünün, görebilme imkânı olanların karşısında gayet yavan kaldığını gördü. Filmlerin tatmin edemediği evrensel tamamlanmamışlık boşluklarında, her şeyiyle gerçek haber kırıntıları, internet birikiminin var olan ihtiyacı karşılamasıyla bilgisayar odaklı ve ideolojik tutumu pornografi olan bir yeraltı medyası kültürü oluşturdu.

Pornografi etimolojik olarak “fahişe hikâyeleri” demek olsa da, günümüzdeki kullanım imkânına göre “oynanabilenden ziyade her şeyiyle gerçek” olarak manalandırabiliriz. Yani popüler anlamıyla canlı cinsel ilişki görüntülerinin çok ötesinde anlamlar ifa ediyor. Aslında biz bir trafik kazası, Cidde’de cuma namazı çıkışında kafası kesilen insanlar, Irak’ta Amerikan uçaklarının bombaladığı bir köyün yıkılışı veya bir otopsinin gerçekleştirilmesini görüntülerini izlerken de bir porno film izliyoruz. Ve bu porno kültür şu an için beyaz perde odaklı bir ticari sektör olmasa da, internet üzerinden youtube, ogrish v.b. sitelere muazzam gelirler bahşediyor.

Joel Schumacher’in efsane filmi 8mm’de kendine ticari alan bulmuş bir örneğini görme imkânımız olmuştu ama bu imkânın ne kadar yayılacağını ve tarihçilerin, sinemacıların, iletişimcilerin makalelerine ne şekilde konu olacağını gelecek gösterecek. Lakin derin bir araştırma yapmadan da şunu söyleyebiliriz ki, medya tarafından tahrik edilmiş bu evrensel kaba gerçekçi açlıkla yeni link prototiplerine şahit olacağız ve realty kanalların nitelikleri belki de kademe kademe alışılmadık gerçeklik görüntülerini kapsamaya başlayacak. Kim bilir, iş beyaz perdeye taşacak kadar ciddileşirse sinemada figüranlar, dublörler dönemi kapanıp, fedailer dönemi başlayacak!

Şimdilik bu işin ticari olarak kaymağını yiyecek olanlar az önce isimlerini verdiğimiz sitelerin patronları olacak gibi görünüyor. Müşteri sayısı çok kişiyi zengin edecek gibi ve bu durum her an nükleer savaş tehdidiyle yatıp kalkan insan grupları için pekte abartılmamalı. Ne de olsa en dramatik film bile, hiçbir zaman en gerçek komediden daha acıtıcı olamaz.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page