Ajitasyon/propaganda –ajitprop-, Bolşevik Rus Devrimi sırasında ortaya çıkan ve işçi sınıfının, ezilen kitlelerin örgütlenip siyasi iktidarı ele geçirmek üzere yönlendirilmesini amaçlayan çalışmaların kavramsal bütününe verilen isim olarak bilinir. Ajitprop, gücünü sloganlardan ve görselllikten alır. Sade ve net olmalıdır ki, istenen mesaj yığınlara net ve etkin olarak ulaştırılabilsin. Propaganda ile ajitasyon arasındaki yöntem farkına göre, propaganda, pek çok fikrin birkaç kişiye açıklanmasıdır. Öte yandan ajitasyon ise birkaç fikrin pek çok kişiye açıklanmasıdır. Yıllar içinde, savaş dönemi Sovyetler posterlerinden yeraltına çekilmiş devrimci örgütlere kadar, kullanım biçimleri yaygınlaşmış ve yayılmıştır.

Yıllardır konserleriyle dikkat çeken DDR /Doğu Almanya, memleketin alternatif müzik sahnesinin nadide odak noktası Peyote Müzik etiketiyle ilk albümünün ismi de manidar biçimde “agitprop”. Tesadüfi değil kuşkusuz. Yıllardır verdikleri sayısız konserlerinde şarkılarını takipçi kitleleriyle oluşturdukları söylenebilir. Albümü çıkarmak için de yaklaşık üç yıldır çabaladıkları biliniyor.

Ulrike Meinhof’u anıyoruz

2002 yılında Cihan Cinemre ve Can Batukan tarafından İstanbul’da kurulan grubun resmi albümü öncesinde de bereketli bir tarihi var aslında. Kuruldukları yıl “Post-technik”, 2004 yılında Hırvat Slusaj Najglasnije! plak şirketi tarafından çoğaltılan ikinci demolarını çıkaran grup, 2006 yılında Replikas elemanları Barkın Engin ve Selçuk Artut’un prodüktörüğünde üçüncü demoları “Yeniden Üretim”i yayımladı. Çeşitli toplama albümlerde yer aldılar.
İstanbul’dan yola çıkıp ismini artık tarihe karışmış Demokratik Alman Cumhuriyeti’nden alan DDR müziğinde ilk dikkat çeken nokta, olabildiğince günün standart rock şarkı formatına yüz vermeyip, 70’lerin motorik diye tabir edilen döngüsel ritmlerini kullanan ve vokal partisyonlarını standart algıyı bozacak şekilde geri planda tutan yapıda şarkılara yer vermeleri. Bu tavrın en büyük nedeni, şarkılarında yoğun bir ötekileştirme, şiddet ve yabancılaşma ile sarılmış insanın sıkıntısını dile getirmeleri gibi gözüküyor.

DDR aslında zor bir yolda ilerliyor. Bir yandan mikro milliyetçiliğin giderek güçlendiği, tahammülsüzlüğün arttığı bir ülkede belirli şarkılarıyla hem sözel hem de ürettikleri ses yapısıyla politik tavır alıyor. Bunu yaparken de, başarısı kanıtlanmış müzikal yapıya yüz vermeden, “Meinhof” isimli şarkıda Kızıl Ordu Fraksiyonu militanlarından Ulrike Meinhof’un “Düşüncede her şey ortak” sözünü dinleyiciyi provake edici biçimde tekrarlıyor. “Tanklar ve Yığınlar”da artık hesaplaştığımızı zannettiğimiz bir dönemi hatırlatıp Kenan Evren’in darbeyi açıkladığı radyo konuşmasından bir kesiti kullanıyor. “20 Yarda Keten Bezi Eşittir Bir Ceket”te işçi sınıfının ürettiği metaya yabancılaşmasına dair marksist alıntılar üzerinden nefis bir post-punk ruh haline bürünüyor. Grup “Sputnik”te soğuk Savaş’ı başlatan yapay uydu ile yolculuğa çıkarırken, 14 şarkının her birinde, krautrock’tan başlayıp, yetmişlerin saykodelik güzide gruplarına oradan Wire ya da Joy Divison gibi, post-punk’ın en estetik kült gruplarından aşağı kalır yanı olmayan bir müzik sunuyorlar. DDR özellikle göz önünde bulundurmuş olmasa da, 1982’de Berlin’de kurulmuş İtalyan bir grup olan ve bir nevi Sovyet-punk’ı denebilecek “CCCP Fedeli alla linea” ile zaman zaman hem ses, hem de söz anlamında benzerlikler taşıyor.

Her şey ortak

Modern insanın baş edemediği sorunlarının yanında, umursamazlığın ve özellikle de sanatta kolay tüketimin başarıl sayıldığı böylesi zamanlarda, DDR’ın politik ve müzikal tavrı önem taşıyor. Grubu, başta Peyote olmak üzere, çeşitli mekanlarda verdikleri konserlerden birinde yakalamanızı öneriririz. Çünkü onlar sahneye çıkınca da başta müzik, “her şey ortak” ve her söz politik.

Not: Bu yazı 3 Kasım Tarihli Taraf gazetesinde yayımlanmıştır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page