Trey Spruance (eski Mr. Bungle elemanı) ve avangart ekibi Secret Chiefs 3 bu akşam İstanbul’da olacak. Vesile olsun, ezoterik İslam’dan İtalyan film müziklerine, Hint ezgilerinden klasik müziğe, elektronikten deneysel caza kadar geniş bir çerçevede, çorba olmadan, uçuk kaçık ama aklı başında bir müzik yapan ekibin lideri Trey’in açıklamalarından bir kolajla, azınlıklar içindeki azınlıkları selamlayalım.

Çocuklar, babalar, kasabalar ve trenler

Allah’ın unuttuğu bir yerde büyüdüm ben. Babam küçüklüğünde trombolin çalarmış. Ama ben büyürken çaldığını hiç görmedim. Babamla ilgili ilginç olan nokta, Amerika’da klasik müzik eğitimi almış son insanlardan olması. Her yönüyle klasik müziğe hakimdi. Böylece ben evde AC/DC ve Foreigner dinlerken o Stravinsky çalıyordu. Böyle garip bir durum oluşmuştu. 84-85 yıllarında Slayer’ın gelip beni bu “rock&roll” sığlığından kurtarmasıyla kendime geldim.

Yük trenlerine atlamak neredeyse bir ritüel ya da küçük klanımıza girmiş olmanın resmi ispatıydı. Çevremize yabancıydık ancak oturup kendimizi aptallaştırana kadar içen tiplerden de değildik. Neredeyse İNFİLAK edecektik. Tren sesi duyulduğunda her ne iş yapıyorsak onu bırakıp raylarda trenle yarışıp içine atlamaya çalışırdık. Bazen ancak son saniyede bunu başarabilirdik. Bazen de saatlerce beklerdik, saatlerce… Tren sanki bize göre bir ayar tutturmuştu. Aslında düzensizdi. Sanki öngörülemeyen bir çağrı gibiydi, uymak zorundaydınız. Aslında belirli bir nedeni yoktu, sadece o trene atlayıp NEREYE olursa gitmek, sonrasında bir şekilde eve dönüş yolunu bulmak isterdik. Bu da bizim ayinimizdi. İnancımız bunaydı. Şimdi düşününce, müzikal olarak “uç” işler yapan bir avuç insan olarak, aslında o dönem yaptıklarımıza benzer bir durumdayız. Bizim bu noktada “etos”umuz/inancımızın ne olduğundan emin değilim: Müzik mi trenler mi? Sanırım trenler, asıl nokta onlar.

Pisagor, İslam ve art niyetli anarşi

Albüm tasarımının temeli Pythagoras/Pisagor’un evreni kavrayışında yatıyor. Bu dediğim, çene çaldığımız akademik bir geyik değil. İçine girilebilecek en temel gerçekleri. Mitolojik elementler, en temel Pisagor prensiplerini anlayışımla ilgili olan sembolizme hizmet ediyor.

Amerikan toplumu çöküntünün eşiğinde. Müzik aracılığıyla bizi İslam’dan ayıracak bir sürecin içinde yer almaktan nefret edebilirim. Zaten gidilebilecek en uç noktaya gitmiş, ayrılabilecek kadar ayrılmış durumdayız, şimdi ise atomik tozla kendimi muhteviyatımızı doldurmaya çalışıyoruz.

Secret Chiefs 3 öncesinde (Mr. Bungle ile) ideolojik bir amaç yoktu. Punklardan nefret ediyorduk. Devrim bazlı müzikal anlayış güldürüyordu bizi. Ciddi ciddi dekontruksiyonist deliliğin reklamını yapıyorduk. Sonra bir miktar olgunlaştık. İlk demolarımız ve ilk albümümüzle birlikte kötü niyetli anarşizmin o sıkıntılı çukurundan sıyrıldık.

Türk müziği, Borges ve iyileşme

Borges’in Babil Kütüphanesi’ndeki geometrik sıralamadan ilham alan beste yapabilmek gerçekten muhteşem olurdu. Böylesi bir durum bizim Secret Chiefs 3 kosmozuna da tamamen uyarlanabilirdi. Bunun bir hayal olduğunun farkındayım tabi.

Bizim için, “Saçmalık bu. Gerçek Türk müziği dinlemek istersem bu göt lalelerini dinlemek zorunda değilim!” diyenler var. Bana yakın insanlardan bile çıkıyor bunlar. Oysa ben, yabancı değilim. İranlı bir kadınla beş yıl evli kaldım ve ailesiyle hala yakınız. Biz tıpkı Borges’in aynalarında gibiyiz. Farklı yüzlerimiz var. Yanlış düşünceler beni alıkoymaz. Bu karışıklıkta tutarlı olarak böyle düşünenleri iyileştirmeyi deneyeceğim.

[su_youtube_advanced url=”http://www.youtube.com/watch?v=P1p4Qa_z65g” width=”680″ height=”460″ controls=”no” autohide=”yes” showinfo=”no” rel=”no” modestbranding=”yes”]http://www.youtube.com/watch?v=OuSIyyqgl8w[/su_youtube_advanced]